Yaşanacak ömrünün en güzel çağında acımasız/amansız kaybettiğimiz bir evladımızın parçaladığı yüreğimizin kanayan derin yarasıyla efendiler efendisi Recep Tayyip Erdoğan’a 26.09.17 tarihli bir açık mektup yazarak/göndererek topraklarımızda yıllardır akan kanların önüne geçerek yaralı yüreklere bir merhem çalmasını istemiştim. Kanayan yüreklerin derin acısını hissedebilmesi için de; “rengarenk çiçek ve çelenklerle süslü tabuta konulmuş evlatlarınız bir Bilal’in veya Esra’ın veya Sümeyye’nin başındaki halinizi düşünün. Hangi hekim, hangi dua, hangi çiçek ve çelenk ve ölümü geri çevirmeyen hangi sözcük, hangi nutuk dindirir bu ağır acınızı, kanayan yürek yaranızı!“ demiştim.

Ve devam ederek; “Derin acılar, kabuk tutmaz ağır yaralar bırakarak gidenleri geri getirmek artık mümkün değildir. Ancak yeni acıları ve ağır yaraları önlemek sizin elinizdedir. Siz ikna ve inandırma gücü olan etkili bir cumhubaşkanısınız. Diğer tarafta büyük kitleler tarafından sevilen ve sözü dinlenen etkili bir lider Sayın Abdullah Öcalan var. Gelecek günlerin en büyük ödülü sizi, ikinizi onurlandırmak için adeta bekliyor. Tek koşulu; kana, acıya, kıyıma, kırıma son verecek temel insan haklarına dayalı ONURLU BİR BARIŞIN yaratıcısı olmaktır. Ancak dünyada barış hiçbir zaman kolay olmamıştır. Barış düşmanlarınca büyük yıkımlar ve derin acılar yaşatılmıştır. Ama sonunda olmak durumunda kalmıştır. Topraklarımızdaki ağır acılar BARIŞ’ı çoktan hakketmiştir! 2005-2015 yılları arasında kurulan BARIŞ MASASI GÖRÜŞMELERİ kesilmeseydi, kuşkusuz son yılların bu ağır acıları çekilmemiş olacaktı” demiştim.

Ancak bugün gelinen nokta vahimdir. Erdoğan Türkiyesini Hitler Almanya’sıyla kıyaslayan bir Alman okuyucu, Alman WR gazetesine gönderdiği bir mektupta Hitler Belgeseli’nin  mutlaka gösterime sokulması gerektiğini yazmıştı. Ben de Almanya’ya gelişimimin ilk yıllarında o belgeseli izlemiş ve alakalı yayınlara ilgi duymuştum.

Gerçekten bugün bir Hitler Almanyası kopyası ve hatta daha beteriyle karşı karşıyayız. Siyasi muhalefet perişan ve kırmızı koltuklu salonlarda duvarlara açıklama üstüne açıklama yaparak kendi çalar kendi oynar durumdadır. Toplum korku duvarlarına hapsedilerek uysallaştırılmakta. Büyük bölümü alkışçı olan üniversiteler suskun! Öğrenci gençlik görünmez olmuş! Sivil toplum örgütleri polis ablukası içinde dert dökmektedir. Ülkenin dört bir yanına serpilen ‘ADALET (katletme) SARAYLARI’ Beyefendinin adalet katleden zaptiyeleriyle doldurulmuştur. İşleri /işlevleri Başefendiye yüzünü çevirenleri toplayıp zindanlara sokmaktır. Hal böyle olunca demokrasiyi, adaleti, hak/hukuku ve özgürlüğü savunmak canlı bedenlerini onurlu bir ölümsüzlüğe koyan Leylalara kalıyor! Leylalar direnişlerinde haklıdır. Aslında Sayın Öcalanla birlikte bir ülke tecrit /işkence ve zulüm altındadır. Cezaevleri dolup taşmaktadır.

Terör örgütü Fetö’nün gerçek ortağı olan Başefendi karşıtlarını terör ortağı olarak hedef göstermektedir. Fetö ile yakın/sıcak ilişkileri /alışverişleri /ortaklıkları belgeleriyle gözler önündeyken Barolar başta olmak üzre hak/hukuk ve adaleti koruma görevi olanların hiçbiri harekete geçmiş değildir. Adaletin olmadığı topraklarda ağlayarak /yalvararak adalet aramak zaman kaybından öte gitmemiştir ve teslimiyeti getirmiştir.

Hitler Almanyasında dünyaca ünlü Heidelberg Üniversitesi’nin saygın hukuk profesörleri başta olmak üzre çok sayıda adalet/hukuk insanı ülkelerinde adalet/hukuk kalmadığını belirterek üstlerindeki cüppelerini çıkarıp sokağa atmışlardır. Leylalar da topraklarında ismi okunmayan hukuk/adalet özgürlük, demokrasi ve barış için canlı bedenlerini ölüme yatırmışlardır. Bu haklı eylem, başta kırmızı koltuklular olmak üzre ölü toprağına yatmışları sarsacak bir depremdir. Faşizme karşı şanlı bir direniştir. Onlar büyük insanlık dünyasının vicdanıdır /onurudur. Leylaları katletmeyin Efendiler /Beyefendiler! Leylalar ölümsüzdür ölmezler/ölmeyecekler! Tarih tanıktır ki çürüyerek çöplüğe dökülenler siz diktatörlersiniz.