
NUJİYAN ERHAN
Şengalli olmak; yaşamın kıyısında ölümüne direnmenin adıdır. Farklı olmanın infaza eşdeğer olduğu bu topraklarda, renkliliğin yaşam olduğunu kanıtlamaya çalışan kadınlardan biridir Leyla. Daha 30’una girmemiş. Gencecik yaşam dolu bir kadın, her ne kadar hayat ona acımasız yaklaşsa da… Bir atış taliminde tanıyoruz Leyla’yı…
Tevgera Azadiya Jinên Êzîdî (TAJÊ) üyelerinin halka verdiği silah eğitimlerini izlemeye gittik. Gurmis denilen Şengal’in kuzeyindeki son Êzîdî köyüne uğradık. 7 haneden oluşan bu köye, mezra demek daha doğru. Şerfeddîn köyünden arabayla 20 dakika uzaklıkta olan bu mezra son Êzîdî yerleşim yeri, doğuya doğru Arap köylerinin sınırında bulunuyor, yani çok stratejik bir nokta. DAİŞ çetelerinin saldırılarının başladığı ilk yerlerden birisi de burası. İşin acı yanı ise saldırıya gelen çeteler, bu mezranın karşısındaki kirvemiz dedikleri Arap komşularıydı. Ancak buranın en büyük avantajı dağın yamacında olması. Burada yaşayanlar daha çok küçükbaş hayvancılık ile geçimini sağlıyor. Ayrıca buğday ve arpa ekimi de yapılıyor. Ferman günü mezradakiler, Şerfeddîn mabedinin onları koruyacağı inancıyla sırtlarını köyün arkasındaki yamaçlara dayıyorlar. Zaten kısa bir süre sonra takviye güçlerin gelmesiyle birlikte, o bölgedeki tehlike bertaraf ediliyor.
***
Gurmis’a silah atış talimi için geliyoruz. Burada yaşayan kadınların hepsi akraba. Bir evde toplanıp, önce çay eşliğinde sohbet ediyorlar. Bu arada kadınlara silah eğitimi veren bir TAJÊ üyesi bazı teorik bilgiler tekrarlıyor hatırlamaları için. Sonrasında araziye doğru yol alıyoruz. Leyla ekmek yaptığı için biraz gecikiyor. Bu arada Leyla’nın tek başına dört çocuğuna bakmak zorunda olduğunu öğreniyorum…
Leyla Ferzan, 29 yaşında. Birçokları gibi o da genç yaşta evlenmek zorunda kalmış. Eşi amcasının oğlu, ona seçme hakkı tanımamışlar. Leyla’dan 10 yaş büyük olan Celal Tîto, fermandan sonra DAİŞ çetelerinin bir eve döşediği mayının patlaması sonrası şehit düşüyor. Eşi şehit düştüğünde Leyla iki aylık hamile. İki erkek, iki kız çocuğuyla hayat mücadelesinde, köyün ağır işleri altında bir başına kalıyor. Daha bir yaşına girmemiş çocuğunun yanında bir de 150 koyunun sorumluluğu omuzlarında. DAİŞ çeteleri tarafından evleri yıkldığı için geçici olarak kayınvalidesi ve çocuklarıyla beraber yaşıyor.
***
Atış yerine ulaştığımızdan sohbeti kesmek zorunda kalıyoruz. Atış sırası Leyla’ya geliyor. Soğuktan korunmak için kefiyesini iyice sarıyor yüzüne. Kalbi küt küt atıyor genç kadının. Heyecandan hafif gamzeli yanakları kızarıyor. İlk kurşun karavana!.. İkinci kurşun da boşa gidiyor. İyice morali bozuluyor Leyla’nın. “Üfff savaşmak bana mı kaldı? Fermanda da binlerce silah kullanmayı bilen adam vardı, hepsi kaçtı gitti. Öğrenip de ne yapacağım ki” deyip kendini teselli etmeye çalışıyor. Sonra etrafındaki arkadaşlarına bakıp, söylediklerinden utandığını belli edercesine başını önüne eğiyor. “Tabii ki sen savaşacaksın. Kim gelip seni koruyacak? Kim bu çocukları koruyacak? Sen kendin dedin, ‘adamlar kaçtı’ diye. O zaman sen savaşacaksın, çünkü korumak zorunda olduğun bir ailen var. Çetelerin bir daha gelmeyeceğini nerden bilebilirsin? Yine mi o adamlara esir düşelim” diye çıkışıyor Gülistan adındaki TAJÊ üyesi.
Leyla pot kırdığının farkında, ama nasıl düzelteceğini bilmemenin telaşında gamzeli yanakları daha bir kızarıyor. “Hele bir fişek daha atayım ben. Gelmeyen arkadaşlar var, onların mermilerini kullanayım” diyor, yanlış yaptığını bilip düzeltmeye çalışan muzip çocuklar gibi. Arkadaşlarından onayı almak ister gibi teker teker göz gezdiriyor. Arkadaşı silahı ona uzatınca onay aldığını anlıyor. Bir de Leyla solak, yaslıyor tüfeği omuzuna, yere dayıyor tek dizini. Arkadaşları da moral vermeye çalışıyor arkadan: ”Düşün ki karşında bir çete var, farzet ki o caniler gelmiş, köye girecek”.
Leyla nefesini dengelemeye çalışıyor eğitmeninin söylediği tarzda ve basıyor tetiğe… Hedefi tam 12’den vurdu kez. O sevinçle bütün arkadaşlarına sarılıyor. Büründüğü edayla yaşadığı başarının tadını çıkarmaya başlıyor: ”Ya zaten ben amcama çekmişim, onun da nişanı böyle çok iyiydi.” Bir anda savaşkan kesiliyor. ”Birkaç tane daha atayım mı” diye soruyor ama mermiler sayılı geldiğinden bu hakkı tanımıyorlar. ”Neyse, bir dahaki sefere” diyor. Bu iş onu sarmışa benziyor.
***
Bazen tek bir cümle ne kadar da işliyor insanın yüreğine. Tüm hücrelerini harekete geçiriyor ve başarıya kilitliyor insanı. Demek ki ‘hayal et’ denmesi bile sarsıyor Leyla’yı ki karşısında görse delik deşik eder o canileri. Kadınların birbirine güç veren, teşvik eden yaklaşımı olmasa belki de bırakıp gider ve bir daha da eline silah almazdı.
‘Bu eğitimi nasıl değerlendiriyorsun’ diye sormaya çalışıyorum; ”yok ben kanat manata konuşamam” diyor. Televizyon karşısına çıkmak hala hoş karşılanmıyor halk arasında. Dul olmanın getirdiği toplumsal baskı da eklenince, Leyla’nın konuşmasını beklemek saflık olur.
Silahın sesinden dahi korkarken, şimdi kendilerini koruyabilmek için silah kullanabilen kadınlara doğru evriliyor Şengal’in çehresi. Leyla’nın öyküsü sadece bir örnek.
