Dün yine konuştuk.
"Sanırım sen olayları abartıyorsun" diye söze başladı. Geçtiğimiz günlerde ANF'de ve sonra Özgür Gündem'de ve Y.Özgür Politika'da yayınlanan yazılarıma takılmıştı.
"Kuto da, sen de abartıyorsunuz, bırakın da halk biraz rehavete kapılsın, gevşesin, sakinleşsin" dedi. Özellikle TSK'nın Türkiye sınırları dışında yürüttüğü "keşif uçuşlarını" ateşkese karşı bir kışkırtma olarak değerlendirmenin aşırı bir "alınganlık" olduğunu düşünüyordu.
"Genelkurmayın yaptığı açıklamada 'üç aydır operasyon yapılmıyor' haberlerini yalanlamasından ve onüç gerilla bölgesinde 'keşif' uçuşları yapılmasından ve ayrıca 'hukuki mevzuatın gereği olan vazife' lafından aşırı sonuçlar çıkartmışsın" dedi.
"Bırak şu abartma ve aşırı nitelemelerini, yazdıklarımda yanlış, yalan, çarpıtma filan var mı, sen onu söyle" diye kızdım arkadaşıma.
"Elbette yok, diye dizime bir şaplak indirdi, yok ama, yine de bir şey var, yani şu hassas dönemde böyle falsoları görmesen olmaz mı? Biraz beklesen. Henüz uçaklar kimseyi bombalamıyor, sınırda bir iki top gümbürtüsü duyulsa da henüz kimse ölmüyor, acelen ne, gözünü biraz kapatsana, biraz rahat olsana, biraz rehavet uykusuyla sinir sistemini dinlendirsene…"
Derinden bir "aaah, ah benim eski kardeşim" deyiverdi.
"Ulan sende her numara vardı ama, böylesini ilk defa gördüm" dedim, "bakıyorum Tayyip Erdoğan'ın teatral nutuk yöntemini pek benimsemişsin…"
Güldü.
"Ya sen?" dedi suratıma kurnaz kurnaz bakarak. "Bacak kadar Kuto'nun lafıyla havaya girmişsin…Sanırım şu 'taş atan çocukları' devrimin kızıl ordusu sanıyorsun…"
"Uzattın ama, diyerek sözünü kestim, senin küçümsediğin o Kuto, devrimci sürecin sağduyusudur, 'Rehavete kapılma!' çağrısı devrimci sürecin yenilgiye uğramaması için yapılmış en büyük uyarıdır; Öcalan 'silahsız siyaset geriye çekilsin' demedi, 'silahlılar çekilsin' dedi. Kuto savaş döneminin çocuğudur; bir insan evladı, barış koşullarında yirmi yaşında da çocuktur, ama savaş koşullarında altı yaşındaki çocuk, altmış yaşındaki insan gibidir. Kuto'ları sakın küçümseme. AKP'yi barışa razı edenler bil ki onlardır, hat boyunda on iki yaşına kadar taş atan, on beşinde soluğu dağda almıştır. Bunu aklından çıkartma…"
Kendi kendime kızdım. Ben arkadaşıma "Kuto'yu" değil, başka şeyleri anlatacaktım. Aceleyle şöyle dedim:
"Öcalan mücadele bitti demedi, yeni bir mücadele dönemi başladı dedi. Henüz bizim cenah bunu tam anlamadı ama, AKP ve devlet cenahı yeni dönemde nasıl mücadele edeceğini çok iyi biliyor. Şu yüzsüzlüğe baksanıza. Hepsi hep bir ağızdan, 'Öcalan'ın sözleri çok güzel ama uygalamaya bir bakalım' diyorlar. Neyine bakacaksınız? Uygulama oldu. Milyonların şahitliğinde PKK Türkiye'nin "resmi" sınırları içinde silahlı mücadeleye son verme kararı verdi. Bu amaçla ateşkes ilan etti. Sınır dışına çekilme hazırlıklarına başladı."
"Söylesene bana, dedim arkadaşıma, senin pek hoşlandığın hükümet ne yaptı? Onun uygulaması ne? Sıfır değil mi? Hatta sıfır bile değil. Sıfırın altında eksi… Mücadeleyi hızlandırıyor…Bak Radikal'de Ezgi Başaran ne yazmış:
"YÖK geçen hafta genel bir denetleme yapmak üzere Artuklu Üniversitesi'ne geliyor. Ve ardından yazdıkları raporda Kürdoloji Enstitüsü'ne alınan 500 master öğrencisinin 480'inin 'örgüt' bağlantılı olduğu iddiasının araştırılması gerektiği bir madde olarak geçiyordu."
"Ne var bunda diye terslendi, YÖK her zaman böyle şeyler yapar"…
"Evet, dedim, savaş döneminde böyle şeyler ahval-i adiyedendir, savaş döneminde 'keşif' uçuşunun da, sınır dışına obüs atışının da, birkaç kişinin tutuklanışının da, YÖK'ün öğrenci avının da, onlarca ölümle sonuçlanan operasyonların, bombardımanların, binler halinde yapılan tutuklamaların yanında önemi küçüktür. Ama şimdi 'yeni dönemdeyiz'. Rehavet işte bu yeni dönemi anlamamaktır; 'keşifleri", 'kuru sıkı top atışlarını', 'tek tük tutuklamaları', öğrenci tasfiyelerini önemsememek, rehavete kapılmanın ta kendisidir.
Arkadaşım vaktiyle TİP'te de çalışmıştı. Ona dedim ki, "Türkiye'ye dönüş sürecinde işkence gören TBKP Genel Başkanı Nihat Sargın devlete hangi konuda tepki gösterdi biliyor musun? Hücresinde pijamalı şekilde resminin çekilmesine ve işkence altında ifadesi alınırken kendisine 'sen' diye hitap edilmesine…"
Silah kitlesel tutuklama ve imhaya karşı çekilir. Sivil tepki ise, baskıya, haksızlığa "sıfır tolerans" demektir.
Ben ayrılırken arkadaşım hala "aaah, ah benim kardeşim…" falan diye mırıldanıyordu…
Liberal arkadaşımın Kuto'ya itirazı
Sanırım artık onu tanıyorsunuz. Eski arkadaşımı. Vaktiyle sert solcuydu, şimdilerde liberal. Yine de konuşuruz.