BM Güvenlik Konseyi, 17 Mart 2011 tarihinde 1973 sayılı kararı ile NATO’nun Libya’ya “acımasız” bir şekilde saldırmasının önünü açtı. Libya’ya uygulanan silah ambargosu, ardından havadan ve denizden NATO tarafından “abluka” altına alınan Libya, NATO’nun düzenlediği hava “saldırıları” karşısında fazla dayanamadı. Ülkenin “kudretli” lideri Muammer Kaddafi, “vahşice” katledildi. Libya’da “rejim karşıtlarının” başlattığı protestolar, Kaddafi sonrası bir iç savaşa dönüştü. Libya’daki iç savaş, tıpkı Suriye’deki iç savaş gibi, bir “vekâlet” savaşı olarak günümüzde de devam ediyor.

Türkiye’nin Libya ile imzaladığı iki mutabakat muhtırası hamlesi ne anlama geliyor?

Libya kabaca üç bölgeye ayrılmış durumda. Güneyde, genellikle aşiretler bölgesi olarak bilinen bölge, Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Rusya’nın desteklediği General Halife Hafter’in kontrol ettiği bölge ve BM’nin meşru olarak “tanıdığı” ancak ülkenin ancak %20’sini kontrol edebilen ve Türkiye’nin desteklediği, Trablus’ta bulunan Fayez Al Sarraj bölgesi. Libya’da “saflar” net görülse de, sahaya bakıldığında Suriye iç savaşında “birlikte” hareket eden Rusya ve Türkiye burada rakip. Hafter güçleri Trablus’a yeni bir harekât başlatırken, Türkiye başında Fayez Al Sarraj’ın bulunduğu yönetim ile iki anlaşma imzalaması hem Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerde ve hem de Arap dünyasında sert tartışmalara neden oldu. “Talep edilirse asker de göndeririz” diyen Türkiye yetkilileri yeni bir krizin de fitilini ateşlemiş oldular. Türkiye ve Libya’nın Trablus “yönetimi” ile imzaladığı “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasını” TBMM gündemine hızla taşıyarak onayladı. Ardından İstanbul’a çağrılan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj ile, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” imzalandı. Şimdi bu anlaşma da Meclis gündeminde. Bu gelişmelerden sonra özellikle Mısır ve Yunanistan’dan bu anlaşmalara yönelik sert itirazlar yükseldi.

Libya’nın UMH ile yapılan bu anlaşmaların uluslararası hukuka uygunluğu tartışılan en önemli konu. Meşru ve tüm Libya’yı “temsil” eden bir yönetim ortada yokken bu anlaşmaların uygulanabilirliği uluslararası alanda sorgulanacaktır. “Oldubitti” siyaseti ile yürütülen dış politika, gelecekte Türkiye’nin başını ağrıtmaya aday bir sorunlar yumağını kaçınılmaz olarak gündeme getirecektir. Türkiye’nin ve uluslararası “güçlerin”, Suriye’deki pozisyonlarından farklı olarak, Libya’da belirgin “taraf” olma pozisyonları söz konusu.

Türkiye’nin, Akdeniz ve Kuzey Afrika’da gerilimi artıracak son “hamleleri” Neo-Osmanlıcılık fikrinin “fetih ruhunu” diriltme, ideolojik, siyasi ve askeri bir programı gündeme taşıyor. Tüm dikkatler Ortadoğu’da Suriye’ye yönelmişken, Doğu Akdeniz’deki karbon kaynaklarının paylaşımı ve şimdi de Libya; zaten gergin olan bölgede tansiyonun yükselmesine, vekâlet savaşlarının yeni bir boyut kazanarak yayılacağını gösteriyor. Bölgesel “güç” olma hevesi ile “mağribe” fetih ruhuyla çıkmanın ilk adımı olarak Libya’yı gören stratejinin başarı şansı son derece şüpheli ve bir o kadar da tehlikeli.

Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi bu ülkeye doğrudan “müdahale” olarak değerlendirecek çok fazla “taraf” var. Şimdilik askeri yardım, siyasi destek ve imzalanan son muhtırayı da sayarsak, Libya’da Hafter güçleri karşısında Trablus’a sıkışan UMH’ini destekleyen ve iç savaşa vekâlet savaşını yürüten güçlere desteği ile yetinen Türkiye, istendiğinde Libya’ya asker göndereceğini açıklamış durumda. Libya’daki iç savaşa açıkça “taraf” olan Türkiye’nin, Osmanlı’nın fetih ruhunu yeniden “mağribe” taşıması bölgesel gerilimleri artıracaktır. Başarı şansı olmayan bu “maceranın” Türkiye’ye maliyetinin çok ağır olacağı bilinmesine rağmen; gerilimin artırılması belki siyasi iktidarın kısa vade “çıkarlarını” karşılayabilir, ancak orta ve uzun vadede dünyadan “tecrit” olacağı gerçeği ileride yüzleşecektir.

Libya, vekâlet savaşlarının yürütüldüğü bir alan olarak, Neo-Osmanlıcı “çıkışa” olanak sağlayacak bir alan değil. Mısır ve Libya halkı böyle bir çıkışa “rıza” göstermeyecekleri gibi, bölge devletleri ve Rusya Libya’daki “çıkarlarına” zarar verecek girişimleri de hoş karşılamazlar.