O günü hiç unutmuyorum; 22 Ekim 1993… Diyarbakır’ın Lice İlçesinde devletin askerleri, jandarmaları, komutanları tarafından sivil insanlar çoluk çocuk, genç, yaşlı demeden katlediliyordu. 4 gün boyunca kimse Lice’ye giremedi.  Televizyon programları, "PKK Lice’ye saldırdı, sivil insanları öldürdü" başlığında haberler yapıyordu. Minicik çocukların cesetlerini göstererek, "Bunlar bebek katili" diyorlardı. Liceliler daha ilk günden onlara katliam yapanları, onları kurşunlayıp, evlerini yakıp, yıkanları biliyor, tanıyorlardı ama biz dışarıda olanlar ancak üç-beş gün sonra işin aslını astarını öğrenebildik. Devlet Lice’de aleni ve göz göre göre katliam yapmıştı.

Aradan 20 yıl geçti ama failler ortaya çıkarılmadı.  
20 yıl önce Lice’de bir generale yönelik suikast sonrası Lice’nin cayır cayır yakılışını izledik hep beraber. Oysa suikasta kurban giden Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, yıllar sonra tanıkların ifadelerinde Ergenekon dosyalarına, "Paşa'nın o gün geleceğini birkaç kişi biliyordu. Suikastın ardından bulunan Kanas marka silahı Tabur Komutanı "bu terörist işi değil" dedi ve daha sonra silah kaybedildi" diye geçti.
Devlet Lice Katliamı’nın üzerini örtemedi…
Lice Katliamı’na ilişkin soruşturma, zamanaşımına gireceği gün tamamlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Lice katliamına ilişkin aralarında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da olduğu 17 kişinin ölümüyle ilgili iddianamede iki subayı, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvikle suçladı. İddianamede, sanıklardan o dönemde üsteğmen olan Tünay Yanardağ’ın Aydın için, "Bu adam benim kurmay olmamı engelleyecek, bundan ancak öldürürsem kurtulurum, başımıza bela oldu" dediği ve JİTEM adına rapor düzenleyerek Aydın’ın Lice’ye gitmesini sağladığı öne sürüldü.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un hazırladığı iddianamede, "Olayda bir uzman çavuş, bir er ve bir polis memuru ile çok sayıda vatandaş yaralanmış, çok sayıda konut, iş yeri ve araç hasar görmüştür. Operasyonu Diyarbakır Jandarma Komutanı olan şüpheli Eşref Hatipoğlu yönetmiştir. Resmi tutanaklarda PKK mensuplarının ilçeye saldırması nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmıştır. Olay günü PKK’nin Lice’ye saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir" diye geçti. Yine PKK’den kaçan itirafçı Kahraman Bilgiç’in ön sorgusunda, "Bahtiyar Aydın ve Eşref Bitlis’i biz öldürdük" demesi de iddianameye geçti.
Acaba bir zamanlar devletin, "PKK yaptı" dediği başka kaç katliamlar böyle kendi ağızlarından itiraflarla sonuçlanır?  
Lice iddianamesinde devlet eliyle 90’lı yıllarda PKK ile ilişkisi olduğu düşünülen, ihbar edilen, çocuğu PKK’ye katılmış birçok insan yasa dışı olarak ve hileler kullanılarak alındığı Saraykapı’daki JİTEM karargahına götürüldüğü, işkence sonrası da katledildiği, bazı durumlarda da suikastlar düzenlediği,  araçlara bomba yerleştirerek patlatıldığı belirtildi.  
Yine, Lice katliamının zamanaşımına saatler kala polisin eline bir bant kaydı ulaştığı da öne sürülüyor. Bantta Tuğgeneral Aydın’ın koruma tim komutanı olan astsubay Esen’e ait olan ses kaydında, olayın bir iç hesaplaşma olduğu belirtiliyor. Hatta olay yerinde "yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım’ında olduğu ortaya çıkıyor.  
Dosyanın yıllar sonra açılması geçmişle yüzleşme adına önemli. Fakat katliamı, bir iç hesaplaşma olarak sunmak ve sadece Bahtiyar Aydın’ın ölümü üzerinden neticelendirmek yanlıştır. Ortada onlarca masum sivil insanın katledilmesi var… Ergenekon sanıkları devlete karşı işlediği suçlardan dolayı yargılandılar, oysa Kürdistan’da katlettikleri binlerce faili meçhul insan var. Yakılan, yıkılan köyler, evler, işkence gören insanlar var…
1990’lı yıllarda, öncesinde ve sonrasında yakınlarını faili meçhule kurban vermiş insanlardan devlet özür dilemeli ve faillerini yargılamalıdır. O tarihte Lice’de görevli olan JİTEM, jandarma ve polis yetkililerini halkın karşısına çıkarırlarsa olay aydınlatılmış olabilir…
Kürdistan’da devlet tarafından işlenen böyle birçok katliam var. Yapılan o katliamlarda zaman aşımına uğramadan gün yüzüne çıkarılmalı.