Amed’in Lice İlçesi’nde, 7 Haziran günü karakol yapımlarını ve AKP’nin çözümsüzlük politikalarına karşı direnişte olan halka  askerlerin ateş açması üzerine Ramazan Baran (26) ve Baki Akdemir (50) isimli yurttaşlar yaşamını yitirdi. Olay ardından yerinde incelemelerde bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) hazırladığı raporu geçen hafta kamuoyuna açıklamış ve ‘askeri birliğe saldırı sonucu çatışma çıktığı‘ yönünde herhangi bir emaraye rastlanılmadığı, askerlerin göstericilere arkadan silah sıktığı ve öldürme kastıyla ateş açtığının tespit edildiğini duyurmuştu. Saldırıyla ilgili önceki gün ise jandarma tutanağı ortaya çıktı. Olayın ardından hazırlanan tutanakta, jandarmanın havaya uyarı ateşe açtığı, ses bombası ve silahla saldıran gruba karşı meşru savunma temelinde kendilerini korudukları, sırtından iki kurşunla vurularak öldürülen Baran’ın ‘göstericiler tarafından açılmış ateşle vurulmuş olabileceği’ iddia edildi.
Tutanağa göre, 1. Jandarma Tabur Komutanlığı 3. Komando Bölüğü emrinde görev yapan üç ve dördüncü timler, 28 Mayıs’ta Lice-Bingöl karayolundaki Kevribel Tepesi’nde emniyet tedbiri aldı. Birinci jandarma komando timi de 29 Mayıs’ta isimsiz Meşelik Tepesi’ni tuttu. İddiaya göre, “Şeref” adlı 10-11 yaşlarındaki çocuk jandarma timlerine Çalıbükü’ndeki su deposunun olduğu bölgeden birliklere ateş açılacağını söyledi. On yaşındaki çocuğun verdiği ‘istihbarat’ üzerine üçüncü ve dördüncü timler geri çekilirken, yerini Ankara’dan gelen Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı’nda görevli iki time bıraktı. 4 Haziran’da Kıralan köyünde tedbir alan Bingöl Özel Hareket Birliği, iddiaya göre saldırıya uğradı. Çatışmalar 45 dakika sürdü. Yüzleri kapalı, yaşları 20-25 aralığındaki 25-30 kişilik grup mevzideki askerlere EYP’ler ve ses bombalarıyla 5 metre mesafeden ‘öldürmek maksadıyla’ attı. Ardından ‘uzun namlulu olduğu değerlendirilen’ silahlarla askerlere ateş edildiği, molotof kokteyli, havaifişek, çivi ve çakmaklarla güçlendirilmiş EYP’lerin atıldığı öne sürüldü. Jandarma’nın ‘dur’ ihtarına ise ‘Hepiniz öleceksiniz, TC’nin pis askerleri, burası size mezar olacak’ diyerek yanıt verilerek saldırıya devam edildi. Ardından komando timinin ‘meşru savunma’ temelinde havaya uyarı ateşi açıldığı savunulurken, kaçan grup içinde gerilla kıyafetli olanların olduğu ileri sürüldü.

‘Birbirlerini vurdular ‘

Ateş açan askerin kesinlikle nişan almadığı savunuldu. Savcılıkta ifadeleri alınan Tim Komutanı E.Ç., “Ramazan Baran’ın arkadan gelen silahla vurulmuş olabileceğini düşünüyorum. Beni ve emrimdeki askerler kesinlikle hedef gözeterek ateş etmedik. Kendimizi korumak maksatlı havaya ateş ettik” dedi. Tim Komutanı A.Ç. de “Karşıdan gelen uzun namlulu silah atışını susturmak için havaya doğru G-3 tüfeği ile yaklaşık 50-55 el ateş ettim. Göstericileri hedef almadım” dedi. 1. Unsur Komutanı C.K. de “Bana ait G-3 tüfeğiyle yaklaşık 30 el havaya ateş açtım. Kesinlikle herhangi bir hedef almadım” diye savunma yaptı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ölü muayene ve otopsi tutanağında Ramazan Baran’ın sırtından ve kuyruk sokumunun üstünden iki ayrı kurşunla vurulduğu, Baki Akdemir’in ise kasıktan ve sağ uyluktan kurşun yarası aldığı saptanmıştı.

‘Şeref’ diye bir çocuk yok

Karakol ve kalekollara karşı siviller tarafından gerçekleştirilen eyleme yönelik katliamı, göstericileri suçlayarak örtbas etme çabası içerisine giren askerlerin ifadeleri ise görgü tanıkları tarafından çürütüldü. Tutanakta askerlerin “Şeref” isimli 10-11 yaşlarındaki çocuktan aldıkları istihbarat bilgisinin de düzmece olduğu ortaya çıktı. Söz konusu Çalıbükü köyü muhtarı, köylerinde tutanakta yer aldığı üzere 10-11 yaşlarında Şeref isimli bir çocuğun yaşamadığını söyledi.

50 yaşındaki direnişçi anlattı

O günkü eylemde bulunan bir eylemcinin anlatımları da hem katliamın nasıl yaşandığını ve hem de askerlerin yaklaşık 20 kişilik grubu nasıl ateş altına aldığını gözler önüne sermeye yetiyor. DİHA’ya konuşan eylemcinin yaşının da 50’ye yakın olması, askerlerin yalanlarından birini daha açığa çıkartıyor. Tutanakta askerlerin “yaşları 20-25” diye bahsettiği eylemcilerin arasında yaşamını yitiren 50 yaşındaki Baki Akdemir de bulunuyordu.

İki noktadan ateş açıldı

O gün yaşanılanları anlatan yurttaş, çatışmada belirtildiği gibi silahlı hiç kimsenin olmadığını, zaten kendi aralarında böylesi bir eylem tarzının da yasak olduğunu belirterek, savunma amacıyla kendilerinde sadece molotof, havai fişek ve ses bombasının olduğunu söyledi. Eylemci, Cellik bölgesinde devam eden direnişe destek olmak amacıyla söz konusu katliamın yaşandığı Çalıbükü köyünde yol kapatma eylemi gerçekleştirmek istediklerini ve 4 ayrı gruba ayrıldıklarını aktararak, askerlerin daha çok su deposunun bulunduğu tepeden eylemcilerin üzerine ateş açtığını belirtti.

Bizde silah yoktu

Sadece su deposunun bulunduğu tepenin karşısında bulunan ve Ramazan Baran’ın yaşamını yitirdiği tepede askerlerin olduğunu bildiklerini, ancak askerlerin ateş açmaya başlamasıyla birlikte her iki tepede de askerlerin mevzilenmiş olduğunu gördüklerini dile getirerek, şunları anlattı: “Bizim grup karayolundan geliyordu. Bir grupta askerlerin bulunduğu mevzilerin arkasından gelecekti. Biz açık bir şekilde zırhlı araçların bulunduğu yere doğru gidiyorduk karayolundan. Arka taraftan gelen arkadaşlarımızın daha asker mevzilerine yaklaşık 10 metre varken, havai fişek patlatması üzerine askerler hemen her iki tepeden ateş açmaya başladı. Biz o zaman diğer tepede de askerlerin olduğunu fark ettik. Onlar hiçbir şekilde gaz bombası atmadan direkt silahlarla ateş açtı. Her iki tepeden de arka taraftan gelen arkadaşlarımızın üzerine yüzlerce mermi sıkıldığına tanık olduk. Bu sırada biz elimizde bulunan havai fişekleri bile kullanmaya fırsat bulamadık. Çünkü rastgele ateş açmaya başladılar. Mermiler köye kadar gidiyordu. Askerler sadece iki taraftan ve panzerden kimi gördüyse taradı. Mermilerle bizim yanımızda bulunan 3 kadın arkadaş da yaralandı. Biz bu yaralı arkadaşlarımızın askerlerce yakalanmaması için onları alarak geri çekildik. ‘Havaya ateş açtık’ diyorlar. Yüzlerce mermi vardı o gün buralarda bunları da mı havaya sıktılar. Bizde silah yoktu, sadece havai fişek, molotof ve ses bombası vardı. Hepimizde Lice merkezinden ve köylerdendik. Hepimiz de birbirimizi tanıyorduk.”


Baran’ı yerde sürüklediler
Eylemcinin çatışmanın yaklaşık 45 dakika sürdüğü bilgisi tutanakta da yer alırken, Baran’ın çatışma başladıktan kısa bir süre sonra askerlerin mevzisine yakın kayalıkların hemen alt kısmında yere düştüğünü, ancak yaşamını yitirip, yitirmediğini anlamadıklarını, daha sonra 3-4 askerin Baran’ı sürükleyerek aşağıya doğru götürdüğüne şahitlik ettiğini belirtti.
Katliamın hemen ardından DİHA tarafından servis edilen görüntüler ve görgü tanıklarının beyanlarıyla eylemcinin anlatımı askerlerin halkın üzerine ateş açtığını doğrularken, yayınlanan söz konusu tutanağın katliamın üzerini örtmek amacıyla hazırlandığını da ortaya koyuyor.


HAYRİ DEMİR/DİHA/AMED