Hangi halk dağ dağ dolaşıp ölülerini arar. Hangi halk kendi çocuklarını öldürmeye giden askerlerin kıyısında düşer dağ yollarına. Hangi halk kendini panzerlere siper etmeyi de aşar, yüreğini bir dağ yaparak kendini savunur, savunanlara kucak açar, sarıp sarmalardı onlardan başka.

Onlar, patikaları ölüm ve yaşam arasındaki bir çizgi bilip çizdiler yüreklerine. Sırat köprüsünün bir uzantısı bildiler ucunda yüreklerinin bir parçası oldukları dağ yollarını. Uçlarda yaşayan bir halkın insanları olmaktan olsa gerek. Yaşamın en kıyısından, yolların en ucuna giden yolculukları yaşamlarının akışına kattılar. Ne de olsa Kürtlerin yaşamı her günü sırat köprüsünün üzerinde yaşamaktan oluşmaktaydı.   
İnsanlık tarihinde kayıp çocuklarını, anne babalarını ya da yakınlarını arayan insanlara çokça rastlanmıştır. Günümüzde de benzer örnekler vardır ve olağandır da. Ama Kürdistan’da insanlar kayıp çocuklarını aramazlar. Kürdistan’da bilinir ki, bir evlat kaybolmuşsa dağa çıkmıştır. Özgürlük gerillası olmaya karar vermiştir ve alıp başını şehirlerin yıldızsız göğünün uzağındaki dağ başlarına yönelmiştir. Yıldızları görmek istemiştir. Yıldızlaşan yaşamlara tanık olmayı arzulamıştır. Bundandır ana babalar kayıp çocuklarını aramazlar. Kürdistan’da insanlar kaybolan yakınlarının ölüsünü ararlar. Bir yerde durup onları beklediğini, annenin ya da babanın onu bulup geldiği toprağa bir tohum gibi gömmesini istediğini, onları çağırdığını düşünürler.
Bundandır anne babalar çocukları kaybolduğunda aramazlar. Bir ölüm haberi duyduklarında bir de yüreklerine verirler kulaklarını. Varsa bir çağrı çocuklarından, onu duymaya çalışırlar. Hayata veda eden insanların toprağa gömülmediği müddetçe yakınlarını çağırıp duracağına inanırlar. Böyle olaylar çeyrek yüzyıl süren savaş tarihi boyunca çokça yaşanmıştır. Çocuğunun cenazesini yıllar sonra topluca atılmış olduğu bir çöplükten çıkarmamak adına arar ana babalar. İnsanlık adına ararlar. İnsanı en temiz olan şeylere layık görürler. Analığın kutsallığı adına ararlar. Ve bulduklarında alıp dağ dağ dolaştırır, sonra kendi köyüne götürüp yeşerdiği toprağa gömerler yine. Beytüşebap’ta yaşananlar bir yılı doldurmuş değildir. Tabi ki insan olanın belleğinde zaman aşımı diye bir şey yoktur. Çünkü insan olmanın bir şartı hatırlamaktır.
Bu kez daha yürüdü ana-babalar dağ dağ. Bu defa farklıydı. Bu defa cenaze aramıyorlardı. Bu defa cenazelerin getirilip şehirlerde sergilenmesini görmek istemediklerinden, çocuklarının hastanelerdeki buzdolaplarında onları beklemesini istemediklerinden, cenaze aramıyorlardı. Yüreklerini dağ yapıp Kürdistan dağlarının yanıbaşına yerleştirmek istiyorlardı. Ki onların çocuklarına bir mevzi olsun, kurşun geçirmesin, şarapnel parçalarını tutsun… öldürmesin.
Kürt halkı otuz yıla yaklaşan bir savaş tarihi boyunca gösterdiği direnişleriyle tüm dünya halkları içinde özgürlüğe ekmek ve su kadar ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Özgürlüksüz yaşamın bir anlamı olmadığını, salt maddesel bedensel olarak yaşamanın anlam yaratmadığını anlamış ve bunu eylemleriyle de anlatmıştır. Bir halkın dağlaşan yüreğine bakıp bunu anlamamak için yüreklerin sağırlaşması, salt kendi uğultularında kaybolması gerekir. Kürt halkı yaşadığı tüm acılara, yürek yangınlarına, katledilen çocuklarına, yaşlılarına, onurları ve iradeleri kırılan binlerce insanına rağmen onuru yaratıyor. Dişiyle tırnağıyla yaratıyor onuru.
Lice halkımızın operasyon bölgesine yürüyüşü tarihsel bir yürüyüştür. İlk ve benzersiz değildir, ama tarihseldir. Liceliler, katliamlara uğramış, Türk sömürgeciliğinin her türlü katliam, asimilasyon, baskı ve işkencelerine maruz kalmış bir halktır. Özgür Kürt yükselişine ilk kucak açan halkımızdır. PKK adının ilk söylendiği toprakların insanı, duyduğu kutsalları unutmamıştır. O toprağın havasıyla, suyuyla yetişmiştir. Bir toplumun kutsal saydığı özgürlük sözlerini ilk duyanların özgürlüğü ruhunun derinliğinde duyumsamasından daha olağan ne olabilir ki… Lice halkı işte bunu dillendirmektedir. Bundan dolayı kutlanacak bir halktır Lice halkı.  
Kürt halkı operasyona çıkan askerlerle birlikte operasyon alanlarına giderek fedai bir duruş sergiledi ve operasyonun geri çekilmesini sağladı. İnsan iradesinin barışa yatkınlığını elinde silah dağlara saldıran sömürgeci ordu askerlerine gösterdi. Ellerin tetikten çekilmesinin nasıl olacağını öğrettiler askerlere. Bir insanın yüreği nasıl dağ olup silahları susturur, işte onu öğrettiler.
Adım adım dağlara yürümek ve silahların gölgesinde ilerlemek kolay değil. Hele hele yükseklere ulaştıkça o gölgelerden sıyrılarak özgürlük zirvelerinin bahara durmuş azametini yüreğine almak hiç kolay değil. Kolay olmayan eyleme adım atmak, ancak silahların yönünü, şehrin o yıldızsız göğünün altında kaybolan uğultusuna çevirmek, kutsal sözleri ilk duyan ve duyumsayanların cesaret edebileceği bir adımdır.