
İlhami Çınar’ın bir grup gerillanın Amanos Dağları’ndaki yaşadıklarını konu alan ve Türkiye’de Aram Yayıncılık tarafından “Lilavlar Akacak” adıyla, Avrupa’da ise Mezopotamya Yayınları tarafından ‘Amanoslar’da Bir Direniş Destanı’ adıyla yayınlanan romanı okuyucuyla buluştu. Savaş edebiyatı bakımından mütevazi bir adım olan roman, savaş gerçeğinde şekillenen gerillaları da yakından tanıma fırsatı sunuyor.
Yıllardır Kürt halkının özgürlük mücadelesinin en önemli yerinde duran dağlar ve dağlarda savaşan gerillaları daha yakından tanıma imkanı sunan Çınar, okuyucuyu heyecanlı bir dağ serüveninin içine sürüklüyor. Çınar akıcı ve gerçekçi tarzıyla okuyucuyu, bir eğitim devresi sonrası Güney dağlarından Amanos Dağları’nın yolunu tutan bir grup gerillayla birlikte yolculuğa çıkarıyor.
Doğada yaşam
Gerillaların günlük yaşamlarına dair birçok ayrıntıyı içinde barındıran ve bir film senaryosunu andıran kitapta en çok dikkat çeken nokta ise gerillaların doğa içindeki yaşamları ve doğayla kurduğu bağ. Gerillaların içinde yaşadıkları dağlara göre şekillenen yaşamlarında, bulundukları alandaki ağaçların isimleri, nasıl meyve verdikleri, ne zaman çiçek açtıklarına kadar birçok şeye hakim oldukları görülüyor. Birçok kişi için genel bir cıvıltı olarak kabul edilen kuş ötüşleri de gerillalar tarafından ayrıntısına kadar biliniyor ve arada farklı öten kuşların cıvıltıları özleniyor. Şehrin ışıklı dünyasında görülmeyen yıldızların, dağdaki gerillaların yolunu aydınlatışı tüm muhteşemliğiyle anlatılıyor. Kitabın en dikkat çekici noktası ise, şehirlerde yaşayanların pek de bilmediği bir ara mevsime yapılan vurgu. Bu mevsim gerillalarca ‘Lilav’ olarak kabul ediliyor. Mart ayının sonu ile Nisan ayının başlangıcı olan bu mevsim, dağlarda karların erimeye başladığı bir dönem olarak romana damgasını vuruyor.
Yol ve yolculuğun anlamı
Romanda Lilav vaktinde karlar erirken yola çıkan gerilla grubu, Amanos Dağları’na doğru iki sınırı geçerek ulaşmaya çalışıyor. Grup yolun ve yolculuğun ne anlama geldiğini biliyor. Yolculukta ilk kez birlikte çalışıyor, birbirlerini tanıyorlar. Tam sınıra yetişen grup burada pusuya düşüyor. Kitabın asıl öyküsü ise, işte bu zamanda şekilleniyor. Lilavlar zamanını bu kadar anlamlı kılan şey, dağların zirvesinde karlar hızlı bir şekilde erimeye başladı mı yolculuklar başlayacak demektir. Yolculuk demek, özlenen bir hayaller ülkesinin zapt edilme arzusudur ve bu, her gerillanın kalbini kıpırdatan yaşam kıvılcımıdır.
Kürtler ve dağ…
Her ulusun bir simgesi olduğunu anlatan kitaplar Kürtleri listeye almayınca, kitaptaki kahramanlardan biri Kürtlerin sembolünün ancak dağlar olabileceğini belirtiyor ve “Kürtler ve Dağ.. Birbiriyle özdeşleşen bir gerçek. Dağ tarih boyunca Kürtlere hayat vermiş asi bir mekan. Her kıyımda, savaşta ve kanlı girdaplarda hayata tutunmak için sığınılan tek yer dağlar. Bu halkın her çağda ve yüzyılda mutlaka bir parçası kalırdı orada. Boş bırakılmaz, ovaya tercih edilmezdi. Bazen kitleler halinde, bazen bir elin parmak sayısı kadar. Kimileyin az, kimileyin çok. Ama hep kalınan, korunan, kollanan bir yer dağ” diyor. Bu yüzden de romanın kahramanı hep dağlardan kopmaktan, bir sonra ki, Lilav zamanını görememekten korkuyor. Savaşın bir halkın gerçeği olduğu Kürdistan’da, savaş edebiyatında ilerlemek için önemli bir eser olan bu kitapta, yoldaşlık, zayıflık, ihanet, fedakarlık, hırs, yenilgi, cins savaşımına dair birçok şey de okuyucuya aktarılıyor. Bir noktaya ulaşmaya çalışan grubun bu süre zarfında tüm bu duygular arasında gidiş gelişleriyle, gerçek silah sesleri okuyucunun kulağına çalınıyor.
DİCLE MÜFTÜOÐLU/DİHA/AMED