Partilerin aday listeleri açıklandı. Günlerdir aday listeleri konuşuluyor ve daha devam edecek. Nasıl ki bu seçime 'Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek seçim' anlamı yüklendiyse, aday listeleri de aynı anlam üzerinden konuşuluyor.

Ancak listeler başka şeyler de söylüyor. Her parti amacına, seçime yüklediği anlama, Türkiye'nin demokrasisine verdiği öneme göre adaylarını belirlemiş. Mesela MHP'nin Türkiye'nin geleceğine ilişkin ne bir perspektifi, ne de bir hedefi var. Listeden anlaşılan, mevcut statükoyu koruma çabası. Partinin iktidar perspektifi olmadığı gibi, gözünü Türkiye'nin biriken sorunlarını çözmeye de dikmedi. Sadece muhalefet etme gibi bir amaç listeye yansıdı. Bu da Türkiyelileşme üzerinden değil, kendi dar sınırlarında kaldı. 

CHP'nin aday listesinde de geçmişi aşan pek bir şey yansımadı. Her ne kadar kimileri Alevi kitlesini esas aldığını söylese de, zaten CHP seçmeninin çoğu Alevi kitlesinden oluşuyordu. Dolayısıyla bu ciddi bir yenilik değil. Ancak iktidar hedefine uzak, Türkiyelileşmeye ve sorunlarına teğet duran bir liste çıktı. Bu belirlemeler her adayı için geçerli olmasa da genel listeden anlaşılan böyle.

 AKP listesi de şaşırtıcı değildi açıkçası. Geçmiş seçimlere oranla daha statükocu bir liste. Anlaşılan AKP ulaşabileceği sınırlara ulaşmış durumda. Başkanlık sistemi de bu koruma refleksi içerisinde. Her ne kadar 400 milletvekili talebi Cumhurbaşkanı tarafından dillendirildiyse de son olarak 335'e düştü. Kısacası her üç parti açısında da dikkat çeken; çözülmeyi bekleyen yığınla sorun öncelikli konular değil. 

HDP farklı bir liste çıkardı. Hem bütün farklılıkları kucakladı, hem de kadın adaylarla farkını ortaya koydu. Yine çözülmeyi bekleyen sorunlara da müdahil oldu. HDP şimdiye kadar ısrarla Türkiye'nin demokratikleşme sorunlarına müdahil olduğunu, bunun katılımcı, çoğulcu bir sistemle çözülebileceğini söylüyordu. Söylediği gibi de yaptı. Varlıkları zaman aşımına bırakılmış halkların, sürekli ötelenen inançların, kendini ifade zemini bulamayan örgütlerin, her gün kırım ve kıyımla yüz yüze bırakılan kadınların, gençlerin buluştuğu bir aday listesi oluşturdu. Yani demokratik siyasetin gelişmesinde oldukça önemli bir adım.

HDP listesinin en önemli ve dikkate değer yanı tabii ki kadın aday sayısı. 268 kadın aday üç partinin kadın aday sayısının toplamından fazla. (CHP 103, AKP 99, MHP 50= 252). Bu Türkiye tarihinde bir ilk ve bir devrim niteliğinde. HDP femuar sistemi uygulayarak, yüzde 48 oranında kadın aday çıkardı. Hem de kadın cinayetlerinin tavan yaptığı bir dönemde. Ataerkil zihniyete en iyi cevap böyle verilebilirdi ve HDP bunu yaptı. Diğer partilerinde Kürt kadın hareketinin rüzgarından etkilendiği kesin. HDP zaten demokratik siyasete öncülük ediyordu. Bunu listenin geniş yelpazesinden de görüyoruz. Ama radikal demokrasi tezini esasta kadın aday sayısı doğruluyor. Bu erkek aklının hakim olduğu siyasal kültürün köklü değişimini sağlayacak zeminler oluşturabilir. Hem kadınların yaşam hakkının korunması, hem de sosyal, ekonomik, kültürel, ekolojik alanlara yaklaşımda ciddi değişimleri getirebilir. Türkiye'nin de buna ihtiyacı var.

Sözün özü: HDP'nin baraj sorunu yok. Bir baraj sorunu var ama o sorun HDP'nin değil. Cumhuriyet tarihinin tekli yapılanmasının onlarca halkı barajlaması sorunu var. Bu halkların Türkiyelileşmesini engelleyen bir baraj var. Halkların Türkiyelileşmemesi, sürekli çatışma, öteleme, sistem dışı bırakarak ulus devletin kendini süreklileştirmesi demekti. Bu bilinçli politika seçimlere yüzde 10 barajı olarak yasalaşmıştır. İşte HDP listesi ulus devletin barajını yıkmıştır. Bu liste tam da bunun göstergesi.

Dolayısıyla baraj zaten bu liste ile yıkılmıştır. Geriye temsiliyeti engelleyen baraj kalmıştır. Onu da 7 Haziran seçimlerinde Türkiye'nin kadınları, gençleri, halkları aşacaktır. Hem 90 yıldır izole edildikleri için hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi için oldukça önemlidir. Çünkü demokrasi ve barışta toplumsal bir olgudur. Devlet yasalarla güvence yaratabilir. Ama esas olan toplumun barış ve demokrasiye olan ihtiyacı ve iradesidir. Yani 7 Haziran'da kendini sınayacak olan partiler değil, sandığa gidecek olan toplumdur. Eğer bir toplum demokrasi ve barış yanlısı ise hiç bir iktidar bu talep karşısında duramaz. İşte seçimlerde nasıl bir gelecek ve yaşam istendiği sandığa yansıyacaktır.