Bilindiği gibi, tüm dünya dinlerinde ölene karşı bir sorumluluk ve tüm toplumlarda ölene dair aynı duygular egemendir. İslam dininde de toplumsal değerlerin ortaya konulması ve bu minvalde ahlak ölçülerinin bu dinin ana kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de ayetlerle ele alınması, toplumsal yaşamın inşasında ve mevcut yaşamda vuku bulan olaylara yaklaşımımızı yeterince açıklayıcı kılmaktadır.
Kuran-ı Kerim’in Mülk süresinin 2. ayetinde “Hanginizin amelinin daha güzel olduğu konusunda sizi denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O yücedir, bağışlayandır” der. Sözkonusu ayette hayatı yaratan, kanunlarla çerçeveleyen yüce Mevla, ölümün yaratıcısı kendisi olduğu, ölülere kanunlar çerçevesinde muamelelerin yapılmasını esas almaktadır.
Yine bir hadisi şerifte; “Ölürken, Müslümanların sorumluluğu, cenazeye techizdir” der. Techiz, genel anlamıyla cenazeyi yıkamak, kefenlemek, namazını kıldırmak ve mevta ile mezara kadar gidip defnini yapmaktır. İslam fıkhında bunun ismi farz-ü kifayedir. İslam dini ortaya koymuş olduğu kanunlarla cenazeye değer atfederken, din kisvesi altında mevki ve iktidar hırsıyla bezenmişlerin, ölenin son dilekleri vicdan borcunu yerine getirmeleri ne kadar gerçekçi görünmektedir? Yine bir nebze de olsa vicdan varlığı sebebiyle ihtimal vermekteyiz.
Türkiye’nin Habur Sınır Kapısı’nda 13, Derik’te 9, Mürşitpınar’da 11 YPG/YPJ’linin cenazeleri günlerce bekletilmiş, Habur Sınır Kapısı’ndakiler hariç diğer cenazeler halen ailelerine verilmemiştir. İnsanlık vicdanının yitirildiği, zulme uğramışlık duygusunun bu denli derinden hissedildiği cenaze üzerinden kendi varlıklarını ispatlamaya çalışanlar sonsuza dek unutulmayacaktır. Ölümleri varlık sebebi kılanlar tarafından İslam anlayışı işletilmemekte ve mevta kanunu göz önünde bulundurulmamaktadır. Zira Hz. Resullullah buyuruyor ki, “Siz alelacele mevtalarınızı defnediniz, toprak cenazeleri bekliyor.” Cenazeye yaklaşım bu anlayışla ele alınması gerekirken sorumluların yüce Mevla’nın kelamını ve Hz. Resullullah’ın sünnetini dinlemeden cenazeleri bekletmeleri hangi inanca hizmet etmektedir?
İslam dini ve bu dinin değer biçtiği insanlık onuru, iktidar hırsına bürünenlerce istismar edilmekte, ortadan kaldırılmaktadır. Zira kâinatın yaratıcısı buyuruyor ki; “Biz Ademoğullarını şerefli kıldık.” Adem’in neslinden olan insanlığın şerefinde hisseleri olan, hayatlarının baharında zulme karşı direnerek varlıklarını insanlığa feda eden bu kahramanların bedenleri çürümeye terk ediliyor. Burada insanlığa biçilen insanlık şerefi ayaklar altına alınıyor. İnsanlık onurunu ayaklar altına alanlar ise İslamı evrensel kılma iddasına sahip olanlardan başkası değildir. Bu zulmün yaratıcıları, seçimlerde Kuran-ı Kerimi meydanlardan kaldıranlar, toplumu bağlı olduğu değerlerle kandırmaya çalışanlar, ağıt yakmak ve gözyaşı dökmek için nedenleri olmayanlar, istediklerini alamadıklarında ya da tatmin olamadıklarında en kutsal saydıkları değerleri bile ayaklar altına alabilmekten bir an olsun çekinmiyorlar.
Kendi iktidarının devamı için vahşice savaşan, yok olma korkusuyla kendi vatandaşını cenazeleriyle cezalandıran bir zihniyetin, İslam kanunlarını uygulayabilmesi, buna mukabil ailelerin duygu yoğunluklarını anlayabilmesi mümkün görünmemektedir. Zira yapılan zulümlerle insani değerler yitirilmiş, devletin vatandaşına karşı sorumluluğu ortadan kaldırılmıştır. Çözüm bekleyen halk, kendi çıkarları uğruna çözümü ortadan kaldıran sorunlu yöneticilerin varlığı ile kendi varlığından bezmiştir. Yaşanan gelişmeleri bu çerçevede ele aldığımızda yine peygamber efendimizin müslümanlar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair hadisinde belirttiği gibi;
Müslümanın Müslümana karşı beş vazifesi vardır,
1. Selam verirken selamın alınması
2. Davete icabet edilmesi.
3. Hapşırırken ‘yerhemukellah’ (rahmet dilemek) denilmesi.
4. Hastanın ziyaret edilmesi,
5. Mevtanın cenazesine katılarak defnedilmesi.
Tüm bunlara dair yaklaşımlar net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Fakat İslam dinine dair her şey bu kadar açıkça ifade edilmişken sizler bir devlet olarak kanun hükmünde bu değerleri çıkarlarınız uğruna tersyüz etmektesiniz. Öyle ki Müslümanların arasındaki selamlaşmayı bitirdiniz. Herkesi diğerine karşı düşman kıldınız ve ötekileştirmeyi esas aldınız. Davetlere icabet etmeden kin, nefret ve öfkeyi derinleştirdiniz.
İnsanların dua ihtiyacını bedduaya çevirdiniz. İnsanların birbirlerine karşı olan iyi niyet beklentilerini silip süpürdünüz. Hasta ziyaretlerini ortadan kaldırarak, tüm toplumu hastalıklı hale getirdiniz. Meftaların techizine kalem çekerek, cenazeleri çürütülmeye mahkum kıldınız. İnsanlığın mukadesatı olan cenazeler ile oynadınız. Bu güzelim ilahi yasaları çıkarlarınız uğruna özlerinden uzaklaştırarak, kendi saltanatınıza feda etmeyi marifet bildiniz. Dini istismar ederek, toplumun geleceğini bu kirli çıkarlarınıza feda etiniz. Kısacası cahiliye dönemine ait tüm köhne zihniyetle kadınların pazarlarda satılmasına, tekerrüre zemin hazırladınız.
Ey din alimleri, ulemaları! İnsanlığa yapılan bu zulme karşı suskun kaldınız. Ey dindarım, şeriatçiyim, tarikatçıyım, cemaatçiyim diyenler, hani Müslümanlar kardeşti? Bunca gencecik beden zalimin eliyle toprağa düşerken sizin kardeşliğiniz nerde? Neden gözleriniz görmez, kulaklarınız işitmez, diliniz konuşmaz oldu?
Ortadoğu kan deryasına dönmüşken, doğa ve insanlık iç içe, canlı cehennemler yaşıyorken, siz halen kendi hücrelerinizde sofi ve salıklara tesbihat mı çektiriyorsunuz? Bu ateş sizi ne zaman rahatsız edecek? İlahi emir olan sulh ve sükûnet ne zaman sizde emir haline gelecek?
Ortadoğu’da özgürlüklere feda edilen genç bedenlerin kanı ne zaman duracak? Ademiyetin şerefi ne zaman korunacak? Mezarlara ulaşmayı bekleyen cenazeler hakkın rahmeti olan toprağa ne zaman verilecek? Yoksa ölmüş insanların toprağına kavuşması için de mi kan istiyorsunuz?