Mafya’yı, ya da Cosa Nostra, yasadışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan, çoğunlukla gizli ve hiyerarşik bir teşkilatlanmaya dayalı örgüt ya da bu örgütün mensubu kişiler anlamına gelir. Kumar, ticaret, uyuşturucu, finans, inşaat, kadın ticareti ve fuhuş, kaçakçılık, gasp, adam öldürme, fidyecilik gibi yüzlerce yasal ve yasa dışı sektörde faaliyet gösteren bir oluşum olarak biliyoruz.


Malum Türkiye Cumhuriyetini esir almış olan bir Erdoğan ile çetesi olan AKP vardır. Son zamanlarda bu çete örgütüne ortaklık düzeyinde Bahçeli ve MHP de dahil oldu.

Erdoğan ismindeki kişilik -en az 14 yıldır- bir kedi misali hep dört ayaküstünde durmasını iyi bilmiştir. Birilerine yönelmek için hep birilerini ya da birçok çevreyi kendisine yedeklemesini de iyi bilmiştir. Ve ne zaman ki o yöneldiği birilerini bitirdi, tasfiye etti bu kez ona dayanak olan o diğer birilerine yöneldi. 

Buna en iyi örnek Fethullah Gülen hareketidir. Yıllarca aşır neşir oldular. Birilerini ezmek için bir oldular, hatta bazılarına ateş yağdırdılar, zindanlara doldurdular. Şimdi ise onlar anti Fethullahçı, yıllarca Fethullah ve çetesini eleştirenler FETÖ’cü oldular. 

Çok tuhaf, Erdoğan ismindeki kişi ile AKP ismindeki mafya örgütü söz bazında kendilerinde ne yoksa en çok onu dile getirdiler. Hatta öyle bir söylem kullandılar ki, neredeyse Sosyalist Enternasyonale Türkiye’yi temsilen zamanında bile katılacaklardı. Solcuların, sosyalistlerin, feministlerin derken emekçilerin, hatta Kürtlerin de söylem ve argümanlarını o düzeyde kullandılar ki, o çevrelere neredeyse söz bırakmadılar. 

Halbuki, Erdoğan bunca söze hiç inanmadı, çete örgütü de hakeza. Söz ile eylemin bu denli çelişik olduğu başka bir örnek dünyada olmamıştır. Kendilerinden olmayan meziyetlerin de bir şekilde kendilerinde olduğunu inandıran bir örneğine rastlamak da muhtemelen mümkün değildir. 

Çağımızın bir güzel erdemi telekomünikasyon çağı olmasıdır. Söylenenler, yazılanlar uçup gitmiyor. Bir şekilde birkaç tuşa basma ile kim ne demiş ise hemen bulunabiliyor. “Şimdiye kadar cemaatteki kardeşlerimiz bizden ne istediler de yapmadık. (...) Benden geri dönen hiçbir şey yoktur. Buna rabbim şahittir” diyen kişiler, şimdi 1967 yılından bu yana bu çetenin ve sahte Müslümanın hedefinde olan solcuları Fetöçülük ile suçluyorlar. Evet dil ile eylem arasına bu kadar mesafe açılmış. Dil ile eylem bu düzeyde çelişik. Gerçekler böyle olsa da, bir yolunu bulup hep ayakta kalmasını bildiler. 

Ancak hilelerle başkalarını kandırma, aldatma, dolandırma zamanı geçti. Erdoğan ve AKP kendi oluşum tarihinden bu yana ilk kez bu düzeyde zorlanmaktadır. Sıkışıklığı her an patlamasına yol açacak düzeye çıkmıştır. Faşizmin en kalitesiz haline yönelim bu yıkılmayla, bu çökmeyle bağlantılıdır. 

Evet, söylenecek çok şey vardır. Ancak biz yeniden yazımızın başlığına dönecek olursak; 17-25 Aralık’ta ayakkabı kutularında ortaya çıkan paralar, ele geçen para makinaları, bakanların kollarında ortaya çıkan yüz binlerce dolarlık saatler derken onca kokuşmuşluklarının artık üstü örtülemiyor. Her yerde her yere bir şekilde Çernobil vakası gibi koku sızıyor. Nasıl ki bir gemiye su sızdığında, o gemi batmaya doğru giderse, Erdoğan ve AKP’de batmaktadır. Erdoğan ve AKP battıkça nemenem bir mafya partisi olduğunu ise bizler yapılan resmi açıklamalarda, kararlarda ve sözde resmi hukuk prosedürlerinde görüyoruz. 

Erdoğan ve AKP’nin nasıl bir mafya partisi olduğuna en iyi örnek Maliye Bakanlığı’nın 31 Aralık günü sona erecek olan Varlık Barışı başvurularını teşvik için 6 başlıkta duyurduğu güvence içeren genelgesine bakmak yeterlidir. 

Maliye Bakanlığı, “Vatandaşlarımız varlıklarını, paralarını, altınlarını gönül rahatlığıyla ülkelerine getirsinler” diye çağrı yapıyor. 

Bunları ise: 

“-Hesap açma dışında izleme yapılmayacak.

-Hangi tarihte sahip olunduğuna bakılmayacak.

-Bankaların kaynağını araştırma sorumluluğu olmayacak.

-MASAK, SPK, Gümrük Yasası kapsamında incelenmeyecek.

-Geçmişe dönük vergi incelemesi olmayacak.

-Varlığın hangi şekilde elde edildiği, değerlendirildiği araştırılmayacak” diye garanti altına almaktadır. 

Hani Erdoğan ve AKP’si bir hukuk devletinin liderliği ve hükümet partisiydi? 

Hani Türkiye’yi hırsızlıklara, dolandırıcılıklara karşı koruyan tek kişi Erdoğan ve AKP’ydi? 

“Varlığın hangi şekilde elde edildiği, değerlendirildiği araştırılmayacak” teminatını bir hukuk devleti verebilir mi? Ya da kendisine devlet sıfatını yakıştıran bir yapı böyle bir karara imza atabilir mi? 

Devlet, gerçekten de dünyanın en kirli yapılarından birisi olmasına karşın, yine de kendi normları vardır. Ne var ki, Erdoğan ve AKP adındaki kişi ve parti artık bu kirli durumun da ötesinde tam bir dibe vurmuşluğu ve düşmüşlüğü Mafya Partisi olmayla göstermektedir. 

Hani mafya örgütü ve terör örgütlerinin yasaklı kazançlarına karşı harekete geçen AB ve ABD Hazine’si nerede? TC ile tüm ekonomik ilişkileri durduracak ve yasaklayacak kararı ve kararlılığı nerede?