Selahattin Demirtaş derin ve haklı bir öfkeyle “Ankara Katliamı’ndan devlet suçludur” deyince…

Üzüntülü bir suratla, arada “bıyık altından gülümsemelerini” gizlemeye bile gerek duymadan dediler ki, “Kutsal devletimiz hiç böyle şeyler yapar mı?” Ben kutsalını bilmem ama AKP ve Saray’ın yönettiği devlet her şeyi yapar. Miras aldığınız o devletiniz, Selanik’te o devleti kuran Atatürk’ün evini bombalamış bir devlettir. Atatürk’ün evini bombalatıp, ardından da kendi kentini, İstanbul’u basan, yağmacıları örgütleyen ve ardından ülkenin Rum ve Ermeni azınlığını bu topraklardan süren de o devlettir. Dersim Soykırımı‘nı unutmayın. Bu devletin tarihimizde, üç adet “devlet darbesi” ve sayısız “devlet darbesine teşebbüs suçu” vardır. Aynı devlet binlerce faili meçhul kalan cinayete imza atmıştır.

Bunları yapan devletin “terör örgütünün uzantıları” olarak düşman ilan edilenlerin mitingine bomba atması, ya da attırması, ya da buna göz yumması neden “ihtimal” dışı olsun? Kendi başbakanını asan bir devlet aygıtının, AKP’yi azınlığa düşüren güçlere karşı, diyelim ki seçimleri iptal edebilmek için bir suikast düzenlemesi “ihtimali” neden akla gelmesin?

Hükümet adına Kurtulmuş konuşuyor. “Katliamın arkasında birden çok devletin” olabileceğini iddia ediyor. Demek ki, devletler böyle işler yapabiliyor. Türk devletinin ayrıcalığı ne? Üstelik Türk devletinin sicili kabarık.

Faili ortaya çıkarılamayan bütün cinayetlerin, suikastlerin, Mersin, Adana, Diyarbakır, Suruç ve Ankara bombalamalarının “makul şüphelisi” herkesten çok o devlettir. “Gazeteci twitinden terör örgütü” çıkaran bu ülkenin “devleti” 9 yıldır Hrant Dink cinayetinin arkasında bir “terör örgütü” olduğuna karar vermiyor. Mersin’de, Adana’da, Diyarbakır ve Suruç’ta patlatılan bombaların da arkasında bu devlet “terör örgütüne” rastlayamıyor. Bu bombalardan ve katliamlardan şu anda hapiste yalnızca bir terörist bulunuyor. Demek ki devlet “terör örgütünü” gizliyor, koruyor, ona yataklık yapıyor. Ve daha ikna edici olgu şudur:

“Devleti çetelerden temizleme” adına, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı hapse atan bir hükümet şu anda Türk devletini yönetiyor. Bu devletin yüzlerce generali, subayı yıllarca hapiste yatmadı mı? Ve şimdi o askerleri hapseden yargıçlar, savcılar, polisler hapse atılmıyorlar mı? Hapse atılan Genelkurmay Başkanları, ordu komutanları, polis istihbarat şefleri, yargıçlar, savcılar… Kim bunlar? Bunlar devletin ta kendisidir.

Devletin “ilk yarısı” yani, Susurlukçular, kontrgerillacılar, Özel Harpçiler, Seferberlik Tetkik Kurulcular, onlarla birlikte hareket eden polis şefleri “ilk partiden” hapsedildi. Şimdi devletin “ikinci yarısı”, yani “Fethullah terör örgütü” adı verilenler, Terörle Mücadele polisleri, Emniyet baş istihbarat elemanları, Cim Savcıları, Hakimler, yani “ikinci parti” hapiste. Şu kısa zamanda devletin önce bir yarısı, sonra ikinci yarısı hapse atıldı. Bu ikisinin toplamı devletin tümü oluyor.

Devlet bu işte.

Yani Allah gibi zamandan ve mekandan münezzeh değil. Hapisanelerin, adliyelerin, kışlaların ve karakolların silahlı ve silahsız elemanlarının oluşturduğu aygıt, aparat, cihaz…

Devletin ilk yarısını da, ikinci yarısını da hapse Selahattin Demirtaş atmadı. Bu ülkenin şimdiki Cumhurbaşkanı attı. Sizin parça parça hapse attığınız, yani kendi ülkesine karşı “darbe” yapmakla suçladığınız, casuslukla itham ettiğiniz bu devletten yalnızca siz mi şüphe edeceksiniz? Size karşı darbe, ülkeye karşı casusluk yapan bir devletin Ankara’da bizim “fukara” insanlarımızı bombalamış olması neden bu kadar tuhaf bir iddia sayılıyor?

Polis kimin elinde? Yargı kimin elinde? Jandarma kimin elinde? MİT kimin elinde? Bunları AKP ve Saray yönetiyor, bunların yönettiği devletten insana hayır gelmez, TOMA gelir, Tank gelir, gaz gelir, bomba gelir. Hiç kimse “ortak vatanın ortak devletini”, yani soyut bir “Türkiye Cumhuriyeti Devletini” suçlamıyor, AKP’nin yönettiği adına devlet denilen somut bir aygıtı suçluyor.

Demirtaş “devleti suçlamışmış”. Siz o devleti parça parça zindana attınız.