Mala çökme cumhuriyeti

Fehim IŞIK yazdı —

4 Temmuz 2022 Pazartesi - 08:00

  • Sedat Peker, devlet mekanizmasına sığınarak geçmişte yaptığı pis işlerde patronlarla zıtlaşacağını da hesaba katarak zamanında epey geniş bir arşiv oluşturduğu da anlaşılıyor. Bu arşivini paylaşmaya başlayarak eski patronlarını köşesinden kıyısından delirtiyor. İyi de ediyor.

Son dönemlerde itiraflar, ifşalar peş peşe gelmeye başladı. En çok ilgi çeken itiraf ve ifşalar Sedat Peker’in söyledikleri. Sedat Peker twitterde, arşivindeki bazı bilgileri paylaşmaya başladı. Doğru, paylaşımları kontrollü. Belli ki hesap kitap yapıyor. Zaman zaman esası kaçırıp özel yaşam bilgilerini de paylaşıyor. Belli ki takipçilerinin ilgisini en çok bu çekiyor. O da bu ilgiyi canlı tutmak, istiyor. Bu nedenledir ki takipçilerinin azımsanmayacak bir kesimi söylenenlerin esasını arka planda bırakıp işin magazin boyutuna takılıyorlar.

Sanki derde derman olacakmış gibi, kim kiminle ne yapmış dedikodusunun peşine düşenlerin sayısı arttıkça devlet-mafya-çete işbirliği arada kaynıyor. Yine de işin esasını kurcalayıp Sedat Peker’in ifşa ettiği bilgileri irdeleyenler var tabi. Bunlar henüz Erdoğan Türkiye’sinde yargı konusu olmasa da geleceğe dönük belgelerin derlenmesi babında önemli çalışmalardır. Yargı konusu olur mu? Yakın dönemde değil ama ilerde olabilir, olmalı. Bunun için mücadele edilmeli.

Sedat Peker’in hedefinde en belirgin olarak Mehmet Ağar ile yamağı Süleyman Soylu var. Mehmet Ağar’ın bir çetebaşı olduğuna, şimdilerde Süleyman Soylu’nun bu çetebaşılık rolünü ondan devraldığına şüphe yok. Sedat Peker, bu çetebaşlarının mala mülke nasıl çöktüklerini, nasıl cinayet işlediklerini, çeteleri nasıl organize ettiklerini tek tek anlatıyor. Bir tek Mehmet Ağar’ın, Süleyman Soylu’nun değil örneğin Demirören’lerin mala çökme hikayeleri, cinayetleri de var Sedat Peker’in anlattıklarında. Bu çökme hikayelerinin ayrıntıları, cinayetler bir köşe yazısının sınırlarına sığmayacak kadar teferruatlı. Bu nedenle ayrıntılarına girmeyeceğim.

Kendisi de zamanında epey mala mülke çöken, insanları kan banyosunda yüzdürmekle tehdit ederek Erdoğan’ın korku imparatorluğunun kuruluşuna ortak olan Sedat Peker, belli ki tezgahın nasıl işlediğini iyi bilen biri. Devlet mekanizmasına sığınarak geçmişte yaptığı pis işlerde patronlarla zıtlaşacağını da hesaba katarak zamanında epey geniş bir arşiv oluşturduğu da anlaşılıyor. Şimdi bu arşivini paylaşmaya başlayarak eski patronlarını köşesinden kıyısından delirtiyor. İyi de ediyor.

Bir başka ifşa da sessiz sedasız bir biçimde sürüyor. Evet, gazeteci Metin Cihan’ın yazdıklarından söz ediyorum. Daha önce TÜGVA belgelerini paylaşarak yandaş kurumlar üzerinden devletin nasıl birilerinin babasının çiftliğine dönüştüğünü ifşa etmişti. Şimdi de AKP’li bakan Nurettin Canikli’nin nasıl mala mülke çöktüğünü, cinayetleri nasıl örtbas ettiğini, yakınlarını nasıl palazlandırdığını anlatıyor. Doğru, anlattıkları Sedat Peker kadar ilgi görmüyor. Ancak tam bir gazeteci titizliğiyle, özel hayatı ifşa etmeden, habercilik değeri taşıyan bilgileri, tüm açıklığıyla paylaşıyor. TÜGVA belgelerini deşifre ederken de bu titizliği göstermiş, ardından tüm belgeleri paylaşıma açmıştı. Hem TÜGVA belgelerinde yazılanlar, hem Nurettin Canikli’nin elindeki devlet gücüyle çöktüğü mallar, örtbas ettiği cinayetlere ilişkin belgeler, bilgiler öyle yenilir yutulur cinsten şeyler değil.

Hatırlarsanız geçmişte Susurluk’ta da benzer şeyler olmuş, hatta kamuoyu bugünkünden daha ilgili bir biçimde aylarca Susurluk Kazası ile ortaya saçılan belgeleri konuşmuştu. Dönemin medyası da ilgiliydi. Buna rağmen bir şey oldu mu? Yok! Mehmet Ağar, Sedat Bucak ve birkaç çete-mafya mensubu ufak tefek cezalarla serbest bırakıldılar. Üstelik bu göstermelik yargılamalarla aklandıklarını ileri sürecek kadar soysuz davranışlar içinde bile oldular. Sedat Peker’in, Metin Cihan’ın yazdıkları, ifşa ettikleri Türkiye medyasında tartışılmıyor. AKP medyasından vazgeçtik, muhalif medya da pek gündemine almıyor. Bu anlatımlar yargının gündemine de girmiş değil. Erdoğan’ın kontrolündeki yargı anlatılanların değil, anlatılanları yayanların peşine düşmüş. Evet, dijital medyada gündem oluyor. Ancak bu ne kadar etkili, tartışılır. Bu nedenle, “Tuz koktu artık bir şey olmaz” diyenlerin sayısı artıyor. Erdoğan rejimini pervasızlaştıran da bu tutum zaten. Nasıl ki itiraflar ve ifşalar önemliyse, bunların peşine düşüp gündemleştirmek de o kadar önemlidir. “Söyleyen Sedat Peker’dir, onun geçmişini biliyoruz” diyerek küçümsemek ya da Metin Cihan’ın sayfalar dolusu belgelerini, paylaştığı ciddi bilgileri görmezden gelmek sadece Erdoğan diktatörlüğüne yarar ki bu diktatörlük de, bu diktatörlüğün baş tetikçisi Süleyman Soylu ve avenesi de, eski çete başları da bunu iyi kullanıyor.

İtiraf edilenlerin, ifşaların tamamının peşine düşmek ve hakikati en geniş kesime ulaştırmak lazım... Bunu yapmayıp küçümsemek, “Biz zaten biliyorduk” afra tafralarına girmek sadece devletin ve devleti ilelebet bir suç örgütü gibi kullanmak isteyenlerin işine yarar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.