Mandela’dan Öcalan’a özgürlük ısrarı

Forum Haberleri —

20 Temmuz 2020 Pazartesi - 23:44

  • Her şeye rağmen Kürt Halk Önderi Öcalan ilkesel yaklaşmış ve devlete hep bir şans daha vermiştir. Güney Afrika’da müzakere sürecinin başarıyla sonuçlanmasının temel nedeni hem Mandela’nın barışta ısrar etmesi hem de devlet içindeki bir kesimin sorunun silahla değil, siyasi yöntemlerle çözüleceğine olan inançlarıdır. Diyalog süreçleri her zaman olması gereken bir yöntem; zira bu diyalog sürecini tamamlayıp başarıya götürecek yegane yol ise direniştir.

HEMDEM BOTAN

Evrenin, dünyanın ve ekosistemin oluşumuyla birlikte insanlık yer yüzünde yaşamaya başlamış; süreç içerisinde üreme, beslenme ve savunma gibi temel insani içgüdüleri “yaşam hakkı” olarak kabul etmiştir.

Tarihsel olgulara yaklaşırken tarihi bir birinden kopuk süreçler olarak değil, bir bütün halinde ele almak gerekir. Çünkü insan da tüm canlılar gibi genetik kodunda yaşamsal geçmişini taşır. Bu bize insanın tarihsel bir olgu olduğunu gösterir. İşte bu yüzden, tarihi sürekli bir döngü halinde, geçmiş /şimdi/gelecek olarak tanımlamak doğru bir yöntem olacaktır.

Demokratik uygarlık tarihi boyunca insanlık komünal değerler üzerinden kendisini örgütlemiştir. Klan, kabile, kavim, aşiret ve ulus olarak ahlaki politik toplum süreci yaşanmış ve bütün halklar kendi özgün ve özerk toplumsal değerleriyle özgürce yaşamıştır. Herkesin üretime katıldığı oranda saygı gördüğü ve özelikle emek harcamak için bireylerin bir biriyle rekabet halinde olduğu ve paylaşmanın kutsallık düzeyinde olduğu gerçekliği yaşam içinde hayat bulmuştur.

Lakin 5 bin yıl önce devletçi sistemin Zigguratlar etrafında örgütlenmesi ve kök salmasıyla, artık –ürünün elde edilmesiyle hiyerarşik sistem gelişmiştir. Özel mülkiyet edinimi ile de sınıflar oluşmuş, böylece kölelik ve sömürge zihniyeti ideolojik olarak kendisini kurumsallaştırmıştır. Sonrasında din, dil, ırk ve bütün kültürleri kendi iktidarını korumak için kurban etmiş; zulüm, katliam ve soykırımları uygulamaktan kaçınmamıştır.

Devletçi sistemin kuruluşu ile birlikte, önceleri demokratik toplum merkezli tek koldan akan yaşam nehri çatallaşarak iki hat biçiminde akmaya başlamış; demokratik uygarlık ve ortaya çıkan bu sınıfçı/devletçi uygarlık arasındaki savaşın ateşi de böylece fitillenmiştir. Ve tarihin sonraki her aşamasında da, Demokratik Uygarlığın temsilcileri bu devletçi sistemle mücadele halinde olacaktır.

 

Köklü bir direniş kültürü var

İlk çağdan günümüze kadar varlığını sürdüren bu devletçi uygarlıklar halklar üzerinde (serf-senyör, köle-efendi, köylü-aristokrat, işçi-patron şeklinde) kendini örgütleyerek kapitalist sistemi oluşturmuştur.

Bu sömürge zihniyetine karşı tarih boyunca gelişen demokratik komünal direniş çizgisi de kendisini sürekli örgütlemiş ve amansız bir manevi direniş kültürü yaratmıştır. İktidarcı despotik köleciliğe karşı Prometheus, Zerdeşt, Mani, Şeyh Bedrettin, Hallacı Mansur ve Pir Sultan Abdal’a kadar köklü bir direniş kültürü ve paradigması yaratılmıştır. Ortaya çıkış sebeplerine bakıldığında görülecektir ki Hz. Musa’nın Firavun’la giriştiği savaş; Hz. İbrahim’in Nemrut’a karşı gösterdiği direniş; Hz. İsa’nın barbar Roma imparatorluğuna karşı verdiği mücadele; Hz. Muhammed’in cehalet ve adaletsizliğe karşı verdiği devrimci direniş de demokratik uygarlık çizgisini temsil eder.

Devletçi sistem özelikle kapitalist dönemle birlikte asalak bir kene gibi topluma yapışarak sınıf çelişkisini derinleştirmiştir. Etik ve estetik değerleri köreltilmiş toplumdan gönüllü işçi orduları devşirerek, Fordist sistemle bu işçileri mekanikleştirerek, sömürgeci zihniyetini kalıcılaştırmak için insanları adeta mankurtlaştırarak, toplumsallığın hücrelerine operasyon yapmış, insanı duygularından tamamen arındırarak hiç de insan doğasına uymayan bir üretim sürecine dahil etmiştir.

Bu sömürü zihniyetinin teşhiri için tarih boyunca sayısız bilge ve tarihi kişilikler mücadele etmiş ve ağır bedeller ödemişlerdir. Özellikle Karl Marx muazzam teorik manifesto bilimlerini yazmıştır. Manifestosu her ne kadar ön açıcı olmuşsa da, tarihi ilerlemeci/düz çizgisel olarak ele alması ve komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist toplum, sosyalist toplum, komünal toplumun yaşanacağı şeklindeki çizgisel tarih teorisi eksik ve sonuç alıcı olmamıştır.

Sömürge tarihi boyunca en çok ırkçı ve sömürüye maruz kalan halklardan biri de siyahiler olmuştur. Üstün ırk olma hastalığına yakalanan “beyazların siyahilerden daha üstün olduğunu ve siyahilerin ancak köle olarak yaşama hakkı vardır” gibi bir zihniyet ve sömürge sistemi, tarihte eşi benzeri olmayan işkence, katliam ve acılara neden olmuştur. Ve bu sebeple Güney Afrika’da ayrımcılık baş gösterdiğinde onunla mücadele etmek, tarihsel bir dönüm noktası olacaktır.

İlk uygarlaşmanın geliştiği Afrika kıtasının Rif vadisinde köleliğin bu kadar derinleşmesi ve bio -iktidarın bu kadar zirveleşmesi tesadüfi değildir. Çünkü bu politik ve bilinçli bir fethetme zihniyetidir. Bu zihniyete karşı insanlık onurunun esas mirası olan özgürlük tutkusunun savunuculuğu yapacak ve direnişçi kültürü temsil edecek halk liderleri de  hep halkın içinden çıkmıştır.

 

‘Ulusun kurtarıcısı’ Mandela

Bunlardan biri olan Nelson Mandela’nın tarihi direnişinin özetini yazacak olursak: Güney Afrika’da “ulusun babası” ve “ulusun kurtarıcısı” olarak adlandırılan Nelson Mandela, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı verdiği mücadeleyle sadece Güney Afrika’da değil tüm dünyada tarihe geçen en önemli aktivist ve politikacılar arasında yer aldı.

Apartheid rejime karşı ömrünün sonuna kadar hukuki ve siyasi alanda mücadele eden Güney Afrikalı lider, hukuk eğitimi sonrası 1942’de Güney Afrika tarihinin ilk siyahi avukatı oldu. Mandela bir gün otobüslere binme boykot etme eylemine katıldı. Bu eylem onun için bir dönüm noktası oldu ve ikinci eylemi sömürgecilerin onlara verdiği kimlikleri reddederek yakma eylemini gerçekleştirdi ve bu eylemden sonrada sisteme karşı savaşımında bir netleşmeyi yaşadı.

Bu eylemlerden dolayı gözaltına alınan Mandela geri adım atmayarak mahkemede siyasi savunma yapar ve tutuklandı. Ama zindanda daha da netleşip keskinleşti.

Zindandan çıktıktan sonra siyasi anlamda mücadele etme zeminin olmadığına inandığı için artık gizliden illegal şehir gerillacılığı ve silahlı mücadeleyi örgütleyerek ırkçı sistemi oldukça zorlayacaktı. Fakat dışarıdaki bu örgütleme süreci çok fazla uzun sürmedi ve bir ihbar sonucu Mandela tekrardan yakalanıp, tecrit koşuları oldukça ağır olan bir “ada zindan”ına atıldı. Zindandaki ağır tecrit koşularına rağmen, eşi üzerinden dışarıyla bağlantı kurmaya çalışıp ve halkla olan bağlarını güçlü tutmaya özen gösterdi. Dışarıdayken kurduğu silahlı örgüt ve üyesi olduğu legal partisi o esnada mücadelesine devam ediyordu. Mandela’nın eşi de militan düzeyde sisteme karşı silahlı örgüt kanadını destekleyip aktif bir biçim de yer alıp öncülük etti.

Yıllarca süren mücadele sonunda devlet artık bu şekilde baş edemeyeceğini anladı ve Mandela’dan örgütün silahlı eylemlerini durdurmasını isteyerek kendisiyle temas kurdu.

Devlet aşamalı olarak zindanda önce görüşme, diyalog ve sonra müzakere biçiminde düzeli bir görüşme gerçekleştirmek istedi. Ama sadece Mandela’yla görüşmek ve onunla bu barış sürecini başlatmak istedi. Fakat bu durum diğer parti ve örgüt üyelerinin içinde bir tepkiye yol açtı. Ancak Mandela görüşmelerin olmasında ve sorunun barışçıl siyasi yöntemlerle çözülmesine inanarak ısrarcı oldu. Fakat tecrit koşularında barışın müzakeresi olmayacağı kesindir.

Bu yüzden devlet önce Mandela ile bir grup arkadaşını biraz daha rahat bir zindana naklederek zindandaki tecrit koşularında bir iyileştirmeye gitti, sonra da görüşmeler belirli bir olgunluğa ulaştıktan sonra yarı açık ceza evi konumunda olan bir zindana sevk etti. ve beli bir süre sonra Mandela’yı koşulsuz olarak tamamen serbest bıraktı. Böylece Mandela açısından eşit ve özgür koşularda müzakere ortamı sağlanmış oldu.

Mandela yıllarca bir ada da en ağır tecrid koşularında kalmasına rağmen barışa olan inancını hiç bir zaman kaybetmedi ve halkını katliamlardan geçiren sisteme karşı yeri geldiğinde “bunlara nefreti öğretmişler, bu katliamları nefretle yaptılar ama sevgi de öğretilebilen bir duygudur ve sevgi daha doğal olanıdır” demekteydi.

Mandela’nın eşi sorunun şiddet ve silah ile çözülebileceğine inanmakta ve devletin içinde bir klik de bilinçli olarak provokasyon yaratarak diyalog sürecini eşinin eli ile baltalamak istemektedir. Ancak Mandela çok zorlansa da, sağ duyulu yaklaşarak süreci devam ettirmiştir ve 27 yılık zindan esaretinden sonra halkı ile birlikte özgürlüğüne kavuşmuştur.

Kürt halk önderi Rêber Apo’nun da Nelson Mandela ile birçok ortak noktaları bulunmaktadır. Reber Apo’da uygarlığın beşiği olan bir coğrafyada dünyan gelir. Aynı zamanda içinde yetiştiği siyasi ve sosyolojik toplum yapısı yoğun çelişkiler yaşamaktadır. Ulusal, sınıfsal dinsel, feodal ve sömürge zihniyetinin hakim olduğu bu coğrafya, bu toplum yeni bir öncüye ihtiyaç duymaktadır.

 

Kürdistan sömürgedir söylemi

Ankara’da Siyasal Bilimlerde öğrenci iken “Sosyalizmin Alfabesi” adlı kitabı okur ve Bilimsel Sosyalizm fikrinde netleşir. 1970 yıllarında dünyada gelişen ulusal kurtuluş mücadelelerinden etkilenen 68 gençlik kuşağının liderleri olan Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve Deniz Gezmiş gibi Türkiye sol sosyalist devrimci gençlik hareketinde belli bir ölçüde etkilenir. 68 gençlik kuşağı lideri olan Mahir Çayan ile tanışır ve daha sonra Kürdistan sömürgedir söylemiyle mücadeleye aktif katılır. Daha sonra Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere’de katledildikten sonra cenazesine katıldığı, bildiri dağıttığı için tutuklanır ve 7 ay Ankara Mamak Cezaevinde esir tutulur.

Zindandan çıktıktan sonra siyasi mücadele vermenin koşuları olmadığına inanarak bir grup arkadaşıyla PKK’yi kurup silahlı mücadeleyi başlatır. Uzun yıllar TC devleti Kürt halkı üzerinde en vahşi uygulamalar gerçekleştirmiş ve bu zulme karşı PKK amansızca kızılca kıyamet bir mücadele yürütmüştür.

Rêber Apo, 93 yılında Özal’la, 97 yılında Erbakan’la iletişim kurarak Kürt sorunun diyalogla çözülmesi için büyük bir çaba sarf etmiştir ve bu sebeple hep tek yönlü ateşkes ilan etmiştir. Ancak 15 Şubat 1999 de uluslararası bir komplo ile Kenya’nın başkenti Nairobi’den kaçırılarak İmralı tek kişilik zindan adasına konulmuş ve en ağır tecrit koşularında tutulmuştur.

Rêber Apo’nun bu barışçı çizgisi onu sürekli siyasi çözüm yolarına yöneltmiş, devleti de belli bir ölçüde ikna ederek diyaloğa zorlamıştır. Her ne kadar Oslo ve İmralı’da bazı görüşmeler olsa da, devlet bu diyalog sürecinde samimi olmadığı gibi Sakine Cansız ve iki yoldaşını Paris’te MİT eliyle katletmiştir; fakat buna rağmen Rêber Apo barışta ısrarcı olmuştur.

Devletin Rêber Apo’yu İmralı adasında tek kişilik hücrede tuttuğu ve her gününü özel savaş politikalarıyla yönetmeye çalıştığını bilmeyenimiz yoktur. Devlet göz boyama amaçlı 3 kişilik bir grup arkadaşını adaya götürmüş ve bunu devletin bir lütfü olarak sunmuştur. Nitekim disiplin cezalarıyla tecrit için de tecrit yaşatmıştır ve bir araya gelmelerini önlemiştir.

Eğer devlet ve AKP rejimi barıştan yana samimi olsaydılar, Kürdistan’ı baştan başa kalekollarla donatmaz ve zindandaki ağır hasta olan siyasi tutsakları derhal serbest bırakarak içerde şehit düşmelerinin önüne geçerdi ve özelikle Kürdistan’ı kan gölüne çevirmezlerdi. AKP faşist rejimi bu süreci “Ali Cengiz oyunları” ile götürmek istemiş ve zaman kazanarak kendi iktidarlarını sağlamlaştırmaya çalışmıştır.

Kürt Halk Önderi bir taraf olarak üzerine düşen bütün görev ve sorumluluğunu yerine getirmiş ve bu bilinçle hareket ederek gerillayı sınır dışına çıkartmasına rağmen devlet atması gereken adımlardan hiç birini atmamıştır. TC kendi tarihi boyunca Kürtlere verdiği hiç bir sözü tutmamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal’den tutalım, Diyarbakır zindanlarında Esat Oktay Yıldıranlara ve Seyid Rıza’ya oynanan hilelere kadar bu tutumunu terk etmemiştir. Ve son olarak İmarlı’daki görüşmelerde de aynı aldatma ve kandırmaca siyasetinden vazgeçmemiştir. 

2015 yılında ‘Diyalog Süreci’nin bozulmasına gerekçe gösterilen Ceylanpınar’daki 2 polisin ölümünden sorumlu tutulan insanlar serbest bırakılmıştır; çünkü bunların hepsi süreci bozmak ve masayı devirmek için birer komplo olarak kullanılmıştır. MİT’in “Rojava’dan Türkiye’ye iki füze atarım, savaş çıkartırım” gibi klasik yöntemleri de bu Ali Cengiz siyasetinin devamıdır.

Her şeye rağmen Kürt Halk Önderi Öcalan ilkesel yaklaşmış ve devlete hep bir şans daha vermiştir. Güney Afrika’da müzakere sürecinin başarıyla sonuçlanmasının temel nedeni hem Mandela’nın barışta ısrar etmesi hem de devlet içindeki bir kesimin sorunun silahla değil, siyasi yöntemlerle çözüleceğine olan inançlarıdır. Diyalog süreçleri her zaman olması gereken bir yöntem; zira bu diyalog sürecini tamamlayıp başarıya götürecek yegane yol ise direniştir. Çünkü tarih boyunca hiçbir egemen güç iktidarını paylaşmak istememiştir. İşte bu sebeple “özgürlük direnerek elde edilir.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.