Bunun nedenlerini kısa bir köşe yazısına sığdırmak zor ancak gelen eleştirilere yanıt ve daha önemlisi de yeni sürecin sembollerine devam etmek açısından gerekli ve devamı olan bir yazı olacak.
Bitlis’in Hizan İlçesi kırsalında (dağda) 24 Mart 2012’de 15 kadın gerilla Türk silahlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katedilmişti. Kürt kadın katliamı, 9 Ocak’ta Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in (ovada) öldürülmesi ile doruk noktasına ulaştı. Şimdilik görünen katili, Türk silahsız kuvvetleri. Kürt kadınını bitirme, menipüle etme ve sahadan çekme eylemi bitmedi. Yeni süreci bizzat yöneten Türk Başbakanı Erdoğan, süreçte rol alabilecek, Kürtlerin seçtikleri BDP ve DTK kadın eşbaşkanları Kışanak ve Tuğluk’u veto etti. Hem de açıkça ve gizleme gereğini duymadan. Bu vesile ile önemli bir noktayı da belirtmekte fayda var. Seçilmiş kadın eşbaşkanların veto edilmesi ne kadar kabul edilmez bir durum ise, seçilmiş erkek eşbaşkanların hiç bir şey olmamış gibi heyette yer almaları da o kadar onur kırıcı olurdu. Daha önemlisi diplomatik interacti de büyük bir zaafiyet olurdu. BDP’yi bu tavrından dolayı kutlamak gerekir.
Israrla “İmralı” demeyeceğim, yeni sürecin sembollerinden biri de Kürt kadınına yönelik saldırılar.
24 Mart 2012 ve 9 Ocak 2013’de ki fiziki yok etme saldırıları, yeni süreçte politikadan uzaklaştırma- veto etme gibi tavırlar ile devam ediyor. Üç olayın kronolojik olarak birbirini devam etmesi tesadüf olabilir mi? Tesadüf ise ya da değilse de semboller Kürt kadınını tasfiye eden bir süreci gösteriyor.
Yeni süreçte AKP, Kürt kadınını neden tasfiye etmek istiyor?.. Tasfiye edemez ise neden manipüle etmek istiyor?..
Sadece AKP’lilerin kafasındaki kadın ezberini bozduğu için mi?..
Genel olarak AKP’liler, kadınlar ile çalışmaktan rahatsız oldukları için mi?..
Kürt kadınları turbansız oldukları için mi?..
Kürt kadınını kitlesel olarak, dağa, ovaya, sokağa, politikaya çeken Öcalan ve PKK’yi cezalandırmak için mi?...
Öcalan ve PKK’yi kadın potansiyelinden mahrum bırakmak için mi?...
Bu nedenlerden biri veya hepsi ya da daha farklı nedenler bulunabilir. Ancak bana göre en önemlisi. Yüzyıllık kölelik ve 30 yıllık savaş, masada sonuç almaya gidiyor. Gitmek zorunda. Şartlar bunu gerektiriyor. Her savaş, masada biter genellemesi günümüzde de en çok uygulanandır. Sahada kazanan masada da kazanır kuralı her zaman geçerli değildir. Tersi de olabilir.
Şu kesin savaş masada bitecek. Masanın kuralları var. Masada kazanmanın temelini psikoloji belirler. Masada psikolojisi güçlü olan, psikolojik gücü elinde tutan kazanır, bunun için de masanın etrafındakilerinin psikolojik yapısı, bunun analizi, çıkacak sonuçları kullanabilme esnekliği ve yetisi, bu sonuçaları manipüle etme yetisi hepsi bir bütün olarak masanın sonucunu belirler.
Yukarıdaki sembollerden yola çıkarak denilebilir ki, Türk tarafı, masada, Kürt kadınını istemiyor, temsil gücü olsun ya da olmasın, istemiyor.
Neden?.. Haftaya...
Manipülasyon...
‘Kürt kadınını terbiye etmek, boyun eğdirtmek, manipüle etmek isteyenler, kendilerine yanlış bir adres seçmişlerdir” diye bitmişti bundan önceki yazım.