Gazeteci Mehmet Güleş, tutulduğu Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde manzara fotoğraflarının dahi ‘güvenlik sorunu yaratır’ gerekçesiyle verilmediğini söyledi.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Mehmet Güleş, tutuklu bulunduğu Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini mektup aracılığıyla aktardı. Hak ihlallerinin had safhaya ulaştığını belirten Güleş, bazılarını şöyle sıraladı:

  • Günlük sadece 7 saat koğuş avlusunda kalabiliyoruz. Geriye kalan 17 saat boyunca odada tecrit halinde kalıyoruz.
  • Kürtçe kitap, dergi ve mektup alıp vermek hala mümkün değil. Kürtçeye yönelik yasakçı zihniyet devam ediyor.
  • Hakkında mahkeme tarafından verilmiş bir toplatma kararı olmamasına rağmen birçok kitap verilmiyor.
  • Manzara niteliği taşıyan fotoğraflar ”güvenlik” gerekçesiyle verilmiyor.
  • Tutukluların hastaneye sevkleri geç yapılıyor. Hastaneye gidildiğinde ise kelepçeli muayene dayatılıyor.
  • Tutuklu ve hükümlülere cezaevi girişinde çıplak arama dayatılıyor.
  • Cezaevi genelgesinde olan kurs-sohbet-hobi faaliyetleri keyfi şekilde engelleniyor.
  • Aile görüşlerinde tekmil dayatmalarına provokatif söylemler eşlik ediyor. Yine ziyaretler sırasında tekmil dayatılmaktadır.
  • Açılan disiplin soruşturması için ifadeye gittiğimizde savunma hakkımız engelleniyor. Bunu infaz hakimliğine dilekçe olarak belirtmemize rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor. Daha önce açlık grevi eyleminden dolayı hemen hemen bütün siyasi tutsaklara yani yaklaşık 120 kişiye farklı cezalar verildi.
  • Yaklaşık 50’ye yakın tutuklu hiçbir gerekçesi olmamasına rağmen tekli odalarda tutuluyor. Bunların arasında hasta tutuklular da var.
  • 26 yılıdır cezaevinde olan ve yaklaşık 14 ay içinde 4 cezaevi değiştiren hasta tutuklu Yaşar Kırmızı, Ekim ayı içerisinde tekli kaldığı hücrede darp edilerek 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne isteği dışında sevk edildi. Sevk sırasında çıplak arama dayatmasını kabul etmediği için darp edilerek tekli odaya konuldu.

Benim için sürpriz olmadı

 Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hakkında verdiği 9 yıl 4 ay 15 günlük hapis cezasının Yargıtay’ca onanmasını da değerlendiren Güleş, ”Ben gayet iyiyim. bilindiği üzere davamın Yargıtay aşaması da son buldu. Benim için sürpriz olmadı, bekliyordum da. Her şeye rağmen mutluyum, gururluyum. Eğer Roboskî Katliamı’nın ölüm yıldönümünü haberleştirmek suçsa, ben yine aynı suçu işlerim. Eğer hakikati ortaya çıkartmak suçsa yine devam ederim bu suça. Köle olup onursuzca yaşayacağıma bu dört duvar arasında direniş içinde olup ölmeye razıyım” dedi.

 
 

Çıplak arama dayatması suçtur

 

Cezaevlerine dair en çok şikayet konusu yapılan durum, tutukluların cezaevine daha ilk girişte maruz kaldıkları ‘çıplak arama’ uygulaması. Avukat Zelal Demiray, “vücut dokunulmazlığına müdahale” teşkil eden bu uygulamanın yalnızca bir tüzükle düzenlenmiş olmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi.

Tutuklu ve hükümlülere yönelik baskı, şiddet ve hak ihlalleri ile anılan Türk cezaevlerine dair gündeme gelen konulardan biri ‘çıplak arama’, yani iç beden araması uygulaması. Cezaevlerine getirilen her mahpusun alınma ve kayıt işlemleri sırasında maruz kaldığı bu uygulama, özellikle Gezi protestoları sırasında tutuklanan kişilerin deneyimleri üzerinden bir dönem kamuoyunun gündemine oturdu. İnsan onuruna saygı ve işkence yasağı çerçevesinde ele alınan bu aramanın yasal çerçevesini 5275 sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki tüzük oluşturuyor. Ancak ilgili kanun ve tüzükte bu aramanın nasıl yapılacağı net olarak belirtilmiyor. Kanunun “Kuruma alınma ve kayıt işlemleri” başlıklı 21. Maddesi’nde, mahpusun “üstleri ve eşyaları arandıktan sonra” kabul odasına alınacağı ve sonrasında parmak ve avuç içi izlerinin alınacağı, fotoğraflarının çekileceği, kan grupları ve vücutlarının dış özellikleri ile ölçülerinin belirlendiği ifade ediliyor. “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Güvenlik Tedbirleri” tüzüğünün 46. Maddesi’nde ise “Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurum en üst amirinin gerekli görmesi halinde, çıplak olarak veya beden çukurlarında arama yapılabilir” deniliyor.

İlgili kanun ve yönetmeliklerde konunun çerçevesinin net olarak çizilmemesi, bu konudaki tasarrufun cezaevi idaresine bırakılması anlamına geliyor. Bu da aramanın kurumdan kuruma farklı biçimlerde uygulanması demek. Çıplak arama uygulamasına dair şikayetlerin en sık geldiği kurumlardan biri Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü olan Avukat Zelal Demiray, Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamalarının halen devam ettiğini cezaevinde ciddi hak ihlallerinin yaşandığını paylaştı.

Travmalara yol açıyor

 Demiray, “Hapishaneye ilk giriş esnasında özellikle bekleme odası gibi kör noktalarda mahpuslar gardiyanlarca tartaklanmaktadır. Henüz daha hapishaneye ilk adımda mahpusların böylesi karşılanması büyük travmalara sebep olmakta ve uzun bir süre bu travmayı da üzerlerinden atamadıklarını görüşmelerimizde bize aktarmaktadırlar” dedi. Demiray, çıplak arama uygulamasının dayandırıldığı yasal ve tüzükler üzerinde durdu. Bu noktada öncelikle Anayasa’nın 13’üncü maddesine dikkat çeken Demiray, maddenin “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir” dediğini hatırlattı. Demiray, bu bakımdan en temel haklardan olan “vücut dokunulmazlığına müdahale” teşkil eden çıplak arama uygulamasının yalnızca bir tüzükle düzenlenmiş olmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade etti.

Makul ve ciddi emareler

Yine çıplak arama yapılabilmesinin belli başlı gerekçelerin varlığına bağlı olduğunun altını çizen Demiray, “Öncelikle kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşyanın bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı gerekmektedir. Ancak çıplak aramanın tek bir emare olmaksızın tüm mahpuslara rutin bir uygulama gibi dayatılması gerekli bir güvenlik politikası değil, keyfi bir politikadır. Bu dayatma kişinin mahremiyet ve en önemlisi insan onuruna saygı ilkesini de yerle bir etmektedir” dedi.

Demiray, arama yöntemleri ve bu esnada meydana gelen cebir ve şiddetin yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. Maddesi olan “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz” maddesinin ihlali anlamına geldiğini de ekledi. 

 

ADANA