
Maraş Alevilerinin dünü, bugünü - 2
Balkan Savaşı ve arkasından patlak veren 1. Dünya Savaşı, Osmanlı’nın parçalanmasını kaçınılmaz kılar. Bu durum aynı zamanda halkın yaşadığı ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların katlanarak sürmesine neden olur. Savaş giderlerini karşılamak ve orduya asker temin etmek için seferberlik çağrısı yapılır. Bilindiği gibi bu taleplere Kürecik Boybeyi Kasımoğlu Memedali karşı çıkar. Kasımoğlu, gelişen baskılara karşı çevre köylerini örgütleme yoluna gider. Fakat Osmanlı güçlerine karşı koyacak kadar destek göremez. Akçadağ Hükümeti, zaman geçirmeden Kürecik üzerine kuvvet yollar. Kasımoğlu’na yardım eden kişilerin evleri talan edilir. Memedali, Elbistan’ın Beştepe Köyü’nden yakalanır ve arkadaşlarıyla birlikte 1915 yılında Harput’ta idam edilir. Yakalanma nedeni, kendisinin affedileceği yönünde teminat verilmesidir.
Kasımoğlu olayı, çevre aşiretlerde büyük bir korku ve panik yaratır. Çünkü halkın ne baskılara karşı koyacak gücü, ne de talepleri karşılayacak imkanı vardır. Savaşa gitmek zorunda kalanların çoğu geri dönmez. Kalanlar ise kıtlık ve hastalığın pençesine düşer. Bölgede birçok kişinin seferberliğe katıldığını ve kendilerinden bir daha haber alınmadığını anlatılan öykülerden ve söylenen ağıtlardan biliyoruz.
1. Dünya Savaşı, ağır sonuçlara yol açar. Deyim yerinde ise Osmanlı, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olur.” Şavaşa tekrar toprak kazanmak umuduyla giren İmparatorluk, toprak kaybederek çıkar. Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine 23 Nisan 1920’de Türkiye Cumhuriyeti kurulur.
Cumhuriyet Dönemi (1920-2012)
1925 Şêx Sait Ayaklanması’ndan sonra “Takrir-i Sükûn” yasasıyla Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki büyük aşiret ileri gelenleri Batı’ya sürülür. Bu olayla ilgili olarak Elbistan’ın Alxas Aşireti’nin ileri gelenleri de gözaltına alınır. Gözaltına alınan on kişinin isimleri şöyledir: Musa Polat, İmam Köker, Şükrü Köker, Mehmet Taş, İbil Şahin, İbrahim Öztoprak, Asaf Şahin (hapiste ölür), Aligül Şahin, Ellez Güden, Bozo Şahin. Söz konusu tutuklanan kişilerle ilgili inceleme başlatılır.
Şêx Sait İsyanı’nı zorla bastıran devlet, Dêrsim’de gelişebilecek benzer bir isyana karşı askeri, kültürel, siyasi vb. çeşitli tedbirler geliştirir. Jandarma Umum Kumandanlığı (JUK) tarafından yayımlanan “Dersim” adlı kitapta, “Yerli memurları uzaklaştırmak, okul açarak Türkçülük propagandası yapmak, silahları toplamak” gibi birçok tedbir yer alır. Başlıklar halinde sıralanan tedbirlerden biri de, aşiretlerin ileri gelenlerini mecburi iskana tabi tutma düşüncesidir. “Şimali Dersim halkının Garba nakilleri” başlığı altında tam 91 aşiret ismi sıralandıktan sonra, “Bu suretle 347 aile garba nakil edilecektir” bilgisine yer verilir. Öyle ki, hazırlanan raporda yolculuk güzergahı ve masarifler bile en ince ayrıntısına kadar belirtilir.
1927-1931-1932 yılları arasında hazırlanan rapor, “Gizli ve zata mahsustur, kayıt altında 100 tane basılmıştır” ibaresiyle yayınlanarak ilgili kurumlara gönderilir. (bkz. JUK. Kaynak Yayınları, s.195-225)
Fakat devlet raporda belirtilen “aşiretlerin ileri gelenlerini sürgün etme” politikasından vazgeçerek, işbirliği yolunu dener. Şêx Sait isyanında sonra “Takrir-i Sükun” kanunuyla sürgün ettiği aşiret ileri gelenlerine ise 1934 yılında çıkardığı “2510 Sayılı Yasa” ile geri dönme çağrısı yapar. Devletin taleplerini kabul edenler yerlerine geri döner. Bu politikayla Kürt aşiretleri, “devlet yanlısı olan ve olmayan” olarak ikiye bölünür. Bunun günümüzdeki yansıması da temelini Hamidiye Alayları‘ndan alan koruculuk sistemi olur.
Kurtuluş Şavaşı ve akabinde imzalanan Lozan Antlaşması‘nda verilen “Türk hükümeti, Türkiye’de ikamet edenlerin doğum yerine, milliyetine, diline ve dinine bakılmaksızın, tam olarak yaşam özgürlüklerini güvence altına almayı taahhüt eder” sözleri unutulur. Öyle ki, bırakalım temel insan haklarının verilmesini, Kürt, Kürt dili gibi sözcükleri kullanmak bile ateşten gömlek olur. Devlet, uşaklık ve esirliği, Kürtler isyan ve özgürlüğü dayatır. Ağrı İsyanı‘ndan sonra Adalet Bakanı Esat Mahmut Bozkurt’un demeci, dönemin genel politikasının bir özetidir: “…Dost ve düşman bilmelidir ki, bu memleketin efendisi Türklerdir. Türkiye içerisinde yaşayıp damarlarında asil kanı olmayanların bir tek hakkı vardır: Uşaklık ve esirlik hakkı.” (19 Eylül 1930, Milliyet Gazetesi)
1945 yılında “Çiftçiyi Topraklandırma Yasası” çıkarılarak toprak reformu gerçekleştirilmek istenir. Fakat mecliste etkin olan büyük toprak ağaları yasaya karşı çıkar. Her ne kadar yasa mecliste kabul edilse de uygulanamaz. Toprak reformu ile ilgili tartışmalar, politik bir ayrışmayı da getirir: Reforma karşı çıkanlar CHP’den ayrılarak Demokrat Parti’yi (DP) kurar. Halka birçok vaatte bulunan DP, 1950 yılında yüksek bir oy oranıyla iktidara gelir.
Bölge insanının temel uğraşı, bilindiği gibi ziraat ve hayvancılıktır. Dolayısıyla yaşam toprağa bağlı olduğu için meslek açısından fazla çeşitlilik yoktur. Doğaya yönelik bir yaşam sürdükleri için sosyal çevre dardır. 1946 yılında başlayan 2. Dünya Savaşı’nın psikolojik etkilerinden dolayı insanlar, köylerden kolay kolay ayrılamazlar.
1950’lerde başlayan kentleşme olgusu ile birlikte feodal değer yargılarında da yavaş yavaş çözülme başlar. 1955’lere kadar içte ve dışta birlik ve beraberliğini koruyan bölge halkına mevcut tarım alanları -nüfusun artmasıyla birlikte- yeterli gelmez. Bu durum bir yandan mülkiyet duygusunu geliştirirken, diğer yandan dışarıya göçleri başlatır. Aynı zamanda kabileler arasında yaratılan suni çekişmeler, yer yer çatışmalara varır.
27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nden sonra hazırlanan “1961 Anayasası”, kısmen özgürlüklerden söz etse de uygulamalar tam tersini gösterir. Baskılar değişik biçimlerde devam eder. İmparatorluk döneminde fetvalarla yapılan yağmalamalar, cumhuriyetle birlikte “kanun adına” yapılır. Bu konuda Elbistan’ın Axtil köyünde yaşananlar, basında da geniş yankı uyandırmıştır. Devlet desteği ile İncecik köylülerinin Axtil’in Bebe mezrasını yağmalaması, 30.07.1962 tarihinde Hürriyet gazetesinde Mehmet Göçer imzasıyla, “Seksen yıl süren dava nihayet bitti” başlığıyla haberleştirilir:
1968’de devrimci hareketin estirdiği rüzgar, bölgenin üzerindeki ölü toprağını kısmen de olsa kaldırır. Özellikle sosyalist hareketin önderliğini yapan devrimcilerin (Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan) başta Nurhak dağları olmak üzere bölge köylerini üs seçmesi, İbrahim Kaypakaya’nın Kürecik merkezli çalışmaları, bölgede önemli bir aydınlama yaratır. Türkiye İşçi Partisi bölgede önemli bir güç olur. 12 Ekim 1969 yılında yapılan Milletvekili Genel Seçimleri’nde TİP, bölgede oyların yüzde 46’sını alır.
Bu gelişmelere karşı egemenler de boş durmaz. 12 Mart 1971 yılında askeri müdahalede bulunularak bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilir. 1961 Anayasası değiştirilerek kısmen var olan özgürlüklere de kısıtlama getirilir. Fakat tüm engellemelere rağmen dünyayı saran sosyalist düşüncelerin önü alınamaz.
Sosyalist düşüncelerin yayılması, toplumun gelişmesi önünde engel olan bazı feodal değer yargılarının da hızla çözülmesini beraberinde getirir. Örneğin birbirleriyle kavgalı olan birçok kabile barıştırılır. Başlık parası gibi ilkel uygulamalara son verilir. Yapılan çalışmalar hiçbir dayatma yapılmadan, bizzat bölge halkının ayağına gidilerek, halk ile birlikte gerçekleştirilir.
Sol değerlerin yarattığı aydınlanma hareketi, dalga dalga yurdun her tarafına yayılır. Halktaki bu bilinçlenme ve birliktelik egemenlerin gözünü korkutmuş olacak ki, Maraş, Elbistan, Çorum, Malatya gibi katliamlarla durdurulmaya çalışılır. Aynı zamanda bu katliamlar, geliştirilen 12 Eylül 1980 Darbesi’nin gerekçesi yapılır. 12 Eylül Darbesi’nin diğer önemli bir nedeni de, -kanla bastırılan Ağrı İsyanı’ndan sonra- “milli şef” İsmet Paşa’nın “Kürdistan hayali bu mezarda yatıyor” diyerek ölümünü ilan ettiği Kürt halkının tekrar uyanmasıdır. 1984’te başlayan ve 90’lara geldiğimizde yaşadığımız bölgeyi de içine alan Kürt Hareketi’ne karşı devlet, çeşitli tedbirler geliştirir. Özellikle dinsel ve etnik farklılıklar, bu tedbirlerin alınmasında önemli rol oynar. Söz konusu bölge aşiretlerinden Kürt Sünni Karahasan aşiretinin bir kısmı koruculuğu kabul ederken, Alxas, Sinemilli gibi Kürt Alevi toplulukları, bu ugulamaya karşı çıkar. Günümüze kadar çeşitlenerek geliştirilen ilgi çekici önlemlerden biri de 1998 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’nca hazırlanan gizli bir rapordur. Kaynak yayınlarınca “Aşiretler Raporu” diye yayımlanan gizli raporda, bölge aşiretlerinin deyim yerindeyse “GBT’sine” bakılır. Söz konusu raporda Sinemilli ve Alxaslılarla ilgili şunlar belirtilir:
DH. ŞFR, 51/130
Bâb‑ı Âlî Dâhiliye Nezâreti
Emniyyet‑i Umûmiyye Müdîriyyeti
Umûmî: ... / Husûsî: 3 /Şifre: ...
Ma‘mûretü’l-azîz Vilâyetine,
Darende ile hem-hudûd olan Malatya’nın Akçadağ kazâsına mülhak Kürecik nâhiyesindeki Alevî Kürdlerle civârdan oraya giden birtakım Ermeni askerlerinin bir çete teşkîl ettikleri ve Sivas Vilâyetince ta‘kîb ve der-destleri esbâbına tevessül olunduğu ve Kürdlerin bu vechile dağa çıkarak temerrüdde bulunmaları Malatya me’mûrîninden ba‘zılarının kânûn-şikenâne tazyîkâtından inbi‘âs eylediği ve haklarında lâzıme‑i ma‘delet tatbîk ve icrâ olunduğu sûretde Hükûmet’e arz‑ı mutâva‘at ve inkıyâda âmâde bulundukları eşkıyâ re’îsî Mehmed Ali ile rüfekâsı tarafından ifâde kılındığının mevsûkan istihbâr kılındığı Sivas Vilâyeti’nden bildirilmişdir. Serî‘an tahkîkât îfâsıyla îcâb eden tedâbîrin ittihâz ve istikmâli.
Fî 12 Mart sene [1]331 Nazır
Belgenin özeti:
Malatya’nın Akçadağ Kazası’na mülhak Kürecik nahiyesindeki Alevi Kürtlerle Ermenilerin birlikte kurdukları çetenin reisi Mehmed Ali ve arkadaşlarının kendilerine adil davranıldığı surette hükümete ita’at edeceklerine dair ifadede bulunduklarına ve durumun tahkikiyle gerekli tedabirin alınmasına dair Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti’nden Ma’muretül-Aziz Vilayeti’ne çekilen telgraf.
Elbistan, 29 - İlçemize bağlı Aktil ile İncecik köylüleri arasında Bebe Mezrası yüzünden 80 yıldır devam eden dava, nihayet mezrada Aktillilere ait evlerin 1 başçavuş ve 10 er nezaretinde yıkılması ile neticelenmiştir. Ancak Aktilliler bunun son dava olmadığını, evlerinin yıkılıp ağaçlarının sökülebileceğini, esasen mezra kurulduğundan beri evlerin iki defa yıkıldığını, bunun üçüncü olduğunu, haklarını kullanıp davayı tazeliyeceklerini söylemişlerdir.”
Sinemilli
Aşiretin (veya kabilenin) Adı:
Sinemilli
Nüfusu: 2208
Dilli: Kürtçe (Kırmanç)
Mezhebi: Alevi-Kızılbaş
Reisi ya da ileri gelenlerinin adı ve soyadı, varsa lakabı, genellikle oturduğu yer: İbo Arpacı, Gücük köyü; Oturduğu ve konakladığı yer: Elbistan ilçesi: Gücük, Kantarma, Tepebaşı, Hüyücek ve Sünnetköy köyleri.
Alhaslı
Aşiretin (veya kabilenin) Adı:
Alhaslı
Nüfusu: 3876
Dili: Kürtçe (Kırmanç)
Mezhebi: Alevi-Kızılbaş
Reisi ya da ileri geleninin adı ve soyadı, varsa lakabı, genellikle oturduğu yer: 1-Oğuz Söğütlü, Elbistan İlçe Merkezi 2-Hasan Erdoğan 3-Hüseyin Doğan, Sevdilli köyü.
Oturduğu ya da konakladığı yerler: Elbistan ilçesi, Sevdilli, Topallı, Gözecik, Toprakhisar, Yalakköy, Yoğunsöğüt, Yalıntaş, Beştepe ve Aksakal köyleri.
Bugün ne durumda?
Bölge halkının çoğu, başta Avrupa ülkeleri (İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya, Hollanda, İsviçre...) olmak üzere, çeşitli yerlere göç etmişlerdir. Ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı 1960’lardan başlayıp 1980’lerde hızlanan ve 1990’larda doruğa çıkan göçler sayesinde bazı köyler boşalmayla yüz yüze kalmıştır. Bu durum aynı zamanda ailelerin parçalanmasını da beraberinde getirmiştir. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan yaşlı kesimlerin ayakta tutmaya çalıştığı bölge köyleri, hiçbir yerde rastlanmayan bir yalnızlığı yaşıyor. İlkel yöntemlerle yapılan tarım ve hayvancılığın durma noktasına geldiği köylerde, ailelerin çoğu geçimini yurt dışındaki çalışanların katkısıyla sağlamaktadır.
Son yıllarda yeterli olmasa da bölge adeta kendi küllerinden yeniden doğuşun emarelerini veriyor. Daha önce adeta yıkıma terk edilip viraneye dönen yerlerle ilgili değer tespitlerine gidilerek malların kayıt altına alınması, bunun en önemli göstergesidir.
Gelinen aşamada yaşanan göçler durma noktasına geldiği gibi artık yer yer tersine işlemektedir. 1990’larda dibe vuran nüfusun, 2000’li yıllardan sonra tekrar arttığı gözlenmektedir. Özellikle maddi durumu iyi olan kesimler gerek altyapı, gerek değişik iş kolları düzeyinde önemli çalışmalar yapmaktadır. Batıdaki konutlara taş çıkaran yapılar, şehirlerin varoşlarında bunalan insanların yüzünü kendi ana topraklarına döndüğünü göstermektedir. Bölge ile ilgili yapılmak istenen çalışmalar her ne kadar proje düzeyinde tartışılsa da, bölgenin geleceği için umut veriyor.
Hep sola destek verdi
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra dönemin koşulları göz önüne getirildiğinde hep “sol partilere” destek veren bölgedeki Kürt Aleviler, 1980’den sonra ulusal kimliklerini de ön plana çıkaran bir duruş sergilemişlerdir. 24 Aralık Genel Seçimleri’nde ezici bir çoğunlukla yurtsever adayları destekleyen bölge halkı, 2007 genel ve 29 Mart yerel seçimlerinde de bağımsız ve yurtsever devrimci adayları destekleyerek bu tavrını sürdürmüştür.
Kültürel festivaller ve sanat alanında da önemli çalışmalar yapılmaktadır. Kürt dili ile ilgili yapılan son araştırmalar, yörede konuşulan dil için söylenen “gerçek Kürtçe değil”, “asimile olmuş” gibi önyargıları ters yüz etmektedir. Dönem dönem “gerçek Kürtçe” tartışmalarında sürekli hor görülüp alay konusu yapılmaya çalışılan yöre ağzının, Arapça ve Farsça’dan uzak kaldığı için birçok bakımdan daha orijinal ve zengin kaldığı görülmüştür. Bu yüzdendir ki, bölge son dönemlerde Kürt dili ile ilgili araştırmalarda önemli bir çalışma sahası olarak değerlendirilmektedir. Bunun en önemli örneği, Kürt dili ile ilgili en büyük sözlüğü hazırlayan İstanbul Kürt Enstütisi çalışanı Kürt dilbilimci Zana Farqînî’nin bizzat bölgeye giderek çalışma yapması ve bu zenginliği her platformda dile getirmesidir.
Klasik aşiretçilik kuralları yok
Klasik aşiretçiliğin dayattığı katı kurallardan farklı olarak Maraş Alevileri içinde kadınlar, en az erkekler kadar söz sahibidir. Aile ilişkilerindeki bu demokratik tavır, kız ve erkek çocuklara mirastan verilecek payların oranında da kendisini gösterir. Her ne kadar ailelerin adı (Mala Hemê, Mala Çelê, Mala Xiştê, Mala Mado gibi) erkek adıyla bilinse de, kadının söz hakkı her dönemde olmuştur. Kaldı ki kadın adıyla bilinen ailelere de (Mala Apoyê Efikê, Mala Çinê, Mala Îrbamê Zalxanê) rastlanır. Özcesi, erkeği üstün gören geleneksel bakış açısı yoktur. Bu durum, bölgenin sözlü folkloruna da yansır. Yörede kadınları yücelten birçok atasözü vardır: “Mal wa dastî jinan ava dawî” (Ev kadın eli ile inşa olur), “Helînê kawî nêr nawî” (Erkek kekliğin yuvası olmaz), “Jinak xûnake sar daki” (Bir kadın bir kanı (kavga) durdurur), “Mêrak damirî ocaxak çur dawî, jinak damirî êlak xirawa dawî” (Bir erkek ölür, bir ocak kör olur; bir kadın ölür, bir yurt yıkılır)
Noel’in şaşkınlığı
Bu durum Kürt aşiretleriyle ilgili araştırma yapan Batılı gezginlerin de dikkatini çeker. Bölgedeki aşiretlerin sosyokültürel yapısını inceleyen İngiliz gezgin Noel, yaptığı araştırmalarda konu ile ilgili olarak şu tespitlerde bulunur: “Kadınların başlarının açık olması ve rahat tavırları beni şaşırtmıştı. Erkeklerle tartışabiliyor, sohbetlerimize katılıyor, görüşlerini büyük bir doğallık ve kolaylıkla dile getirebiliyorlardı.” (age. s. 12)
Geçmişte genellikle geniş aile tipini benimseyen bölge insanı, günümüzde hızla çekirdek aile tipine doğru evrilmektedir. Yine eş seçimleri de ilgili kişilerin özgür iradesine bırakılır. Özellikle son dönemlerde evlenecek kimseler için söylenen “Gençler birbirini seviyorsa, bize de mutlu olsunlar demek kalır” sözü, tarafların kararına verilen saygıyı gösterir. Yine eskiden yaygın olan görücü usulü ve akraba evliliği, genç kuşaklarda hızla azalmaktadır.
Gerek mekansal değişiklikler, gerekse üretim ilişkilerinin çeşitlenmesi ile birlikte farklı iş kollarının ortaya çıkması, sosyokültürel ilişkileri zayıflatsa da, aidiyet duygusu halen devam etmektedir. Özellikle ölüm ve düğün merasimlerinde gösterilen dayanışma ve birliktelik, bunun en somut örneğidir. Duygu yönü yoğun ve yüz yüze ilişkilerin devam ettiği bölge insanında, sosyal kontrol güçlü ve etkilidir. Toplumda yaşanan bazı olumsuzluklar, gerek dernek ve vakıf gibi kurumlarla, gerekse kanaat önderleriyle çözülmeye çalışılır.
Otantik giyimden uzaklaşıldı
Bölgenin giyim kuşamı kendine özgü bazı farklılıkları olsa da Kürt anonim özelliklerini taşımaktadır. Yörede giyim fazla çeşitlilik göstermez. Birçok yörede kulanılan renklerin doğa ile bütünleştiğini görürüz. Bölgede ise genellikle koyu renkler hakimdir. Günümüzde bu durumun nedeni tam olarak bilinmese de, birçok kimse -tarih boyunca yaşadıkları zulümden dolayı- yas tutmalarına bağlamaktadır. Bugün son demlerini yaşayan bu giyim tarzı, şehir hayatının getirdiği yeni yaşam biçimiyle birlikte otantik özelliğinden uzaklaşarak büyük dejeneresyona uğramıştır. BİTTİ
MEHMET KÖMÜR