Türk-İslam ırkçılığının şanı, şerefine layık ve ona yaraşan ama, 36 yıl önce Maraş'ta, bu canavar ruhu bağlayan zincirler planlı, programlı şekilde gevşetilmiş, "Allah, Allah, Allahu ekber" naralarıyla kızıştırılarak, Alevi Kürtlere saldırtılmıştı.
Bu vahşetin, ilk saldırısı değildi. Zilan, Botan, Amediye, Dersim soykırımlarından yıllar sonra, ustaca organize edilmiş yeni vahşi dalgaydı. Vahşileştirilmiş kalabalıklar, ele geçirdikleri bebekleri bacaklarından tutup taşlara çarparak, gençleri yatırıp keserek, ihtiyarların başını ezerek, tecavüz ettikleri kadın ve kızları boğazladıktan sonra memelerini keserek, insanlığımızı pislediler.
Resmi rakamlara göre, Türk-İslam sloganlı vandallık, Maraş'ta yakıp yıktıkları köy ve mahallelerde 111 can almışlardı. Ancak, açıkladıkları bu rakam doğru değildi. Ölü sayısı düşük gösterilirse, insanlık suçları azalacakmış gibi rakamları çalmış, küçültülmüştü.
Cumhuriyet gazetesinin sonucunu açıkladığı bir araştırmaya göre, Maraş'ta katledilen insan sayısı binüçyüz kişiyi aşıyordu.
Ordusu ve polisiyle etrafa afra, tafra atan Türk devleti, kendince kırımı önlemeye çalışmış, ama başaramamıştı.
Oysa tarihi, coğrafyası, kişiliği de yalan olanların yalanıydı, bu. Maraş’ta, gören bütün gözlerin seyirciliğinde, günler önceden yığınak yapılmış, piyangocular, kestaneciler, dilenci, simitçi, zerzevat satıcıları sokak başlarını tutmuş, Hitler rejiminin Yahudilere yaptığı gibi Alevi Kürtlerin evleri işaretlenerek hedefler belirlenmiş, katillerin şenliği sonra başlamıştı.
Ama hiç bir engelle karşılaşmadan… İnsan kesmek cennet yollarına revan olmaktı. Eli, kolu bağlı kadınlara, çocuk yaştaki kızlara tecavüz serbest…
IŞİD, 30 yılı aşkın zaman sonra, onların "medeniyet"ni taklit ve tekrar edecek, AKP devleti ise bu yıl da Maraş’ta katledilmişleri anmayı yasaklayacaktı.
Medeni haller böyle de, "Allahu ekber" sloganı, hala Kürtlere karşı devşirilmiş kiralık katillerin (sivil giyimli milis gücü) "Alamet-i Ferrika"sıydı. En son, 6-7 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da, Antep’te, İstanbul ve Ege’de "galeyana gelmiş sivil Türkler" kisvesinde Kürtler üzerine sefere çıktılar ve cinayet işlediler.
Medenilerin "akıncı" medeniyeti Maraş ta kalmamış, günümüzde de yaşıyordu.
***
Geçelim bir türlü devlet olamayan TC’nin serüvenlerini…
Maraş yananarken cami külhanelerinde yatıp kalkarak vaazlar veren yoksul imam Fethullah Gülen Türk büyüğü ve İslam zengini…
Delik pabuçlu gezgin sokak satıcısı Recep Tayyip Erdoğan ülke muktediri… İkili aynı dünyanın insanı. Görüşleri, düşünceleri ortak… İktidarda ortaktı daha düne kadar. Kardeşçe bölüşme günlerinde, düşmanları da ortaktı. O günlerde, Fethullah'ın adamları Tayyip Bey’in halkın parasıyla satın alınmış özel uçağında yolcu, yine halkın parasıyla donatılmış sofralarında kaşık sallayanlardı.
Kürtler ortak teröristleriydi.
Generaller, onlarla aynı toplumsal kök, kökenden ama sahip oldukları silah, emir verdikleri askeri kalabalıkların gücünü arkalarına alınca toplumun adı konmamış tepeden inme asilzadeleriydi.
Ve ikili, onları hizaya getirmeye kararlıydı. Çünkü, generaller onları hala eski poturlular, burnu timsah ağzı gibi açılmış pabuçlarını peşlerinden sürükleyen sokak satıcısı, ayak işlerine koşan avareler olarak görüp küçümsüyorlardı.
Oysa öyle değildi. Güç onlardaydı. Herkesin bunu bilmesi gerekiyordu.
En tepedeki emekli de dahil generaller tutuklanarak gücün kimde olduğu ispatlandı. Bu süreçte Fethullah medyası generallerin suçlarını sayıp kanıtlıyor, Recep Tayyip de "ben onların tepesinde savcıyım" diyordu.
Sonra nimetlerin paylaşımında kavga çıkınca, ikili birbirine öldürücü darbeler indirme hırsıyla karşılıklı kılıç çekiyor, tutuklanmış generaller serbest bırakılıyor, savcı rolündeki adam, onların mağduriyetine ağlamaya başlıyor, bütün suçu eski ortağına yüklüyordu.
Bu manzara yaşanıyor, şimdi. İkili, daha çok sahip olma ve götürme hırsıyla savaşırken, olayı kendi kişisel davası değil, ülkenin sorunu gibi gösteriyor, en garibi Türk halkı da buna inanıp, saf tutuyor…