FEHMİ KATAR/BERLİN
Berlin’de dört kurum tarafından düzenlenen panelde LGBTİ aktivistleri, karşılaştıkları sıkıntılar, cinsiyetçilik ve ırkçlığın hayatlarımıza yansıması ile çözüm yöntemlerini tartıştı.
Berlin’de Aquarium toplantı salonunu tıka basa dolduran dinleyicilere, “Marx’tan alıntılar yaparak bizim mücadelemizi eleştiren devrimci erkeklere hep, ‘Marx amca bizim için ne düşünüyor’ diye soruyorum” diyen Kürt LGBTİ aktivisti ve gazeteci Rosîda Koyuncu, ekliyor: “LGBTİ ötekileştiren hiçbir toplumsal hareketin tam olarak başarı şansı yoktur.”
Almanya’nın başkenti Berlin’de Cafe Rojava, Gladt e.V, Tatort Kurdistan Kampanyası ve Feminist Kampanya ‘ortak mücadele’ tarafından bir panel organize edildi. Panelde PKK üyeliğinden 2012-2013 yıllarında 21 ay cezaevinde kalan Gazeteci, LGBTİ Aktivisti, ‘Volta Şark: Hapiste LGBT’li Olmak’ (Türkçe-Kürtçe) kitabının yazarı Rosîda Koyuncu ile Gazeteci, LGBTİ Aktivisti İstanbullu Michelle Demishevich ‘Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de LGBTİ mücadeleleri’ hakkında konuştu.
‘Köydeyken kapitalizm yoktu, yine bu duygulara sahiptim’
Rosîda Koyuncu, Türkiye ve Kürdistan’da halen devrimci hareketlerde bile LGBT’lilerin çeşitli gerekçelerle dışlandığını ve kendilerine en çok yöneltilen eleştirinin başında “onlar kapitalizmin hastalığı, bunları kapitalizm üretti” gibi bir söylemin olduğunu belirtti ve ekledi “Ben şahsen köyde kapitalizmin olmadığı bir yerde yaşarken de bu duygulara sahiptim, kapitalizm ile beraber olduğum kişi olmadım” dedi. Devrimci hareketlerin kendilerine karşı dışlayıcı bir tavır içinde olduğunu belirten Koyuncu sadece kadın hareketlerinin LGBTİ hareketini sahiplenip ortaklaştığını ifade etti. Kürt kadın hareketinin her zaman kendilerine oldukça yakın olduğunu belirten Koyuncu, bunun sebebini de Kürt kadın hareketinin kendini kabul ettirmesi için verdiği mücadeleden dolayı LGBTİ mücadelesi ile empati yapabildikleri olarak yorumladı.
‘En çok kadın hareketleri ile ortaklaşabildik’
Gazeteci Michelle Demishevich de, LGBTİ hareketinin en çok kadın hareketleri ile ortaklaşabildiğini bunun sebebini de iki grubun da erkek şiddetine maruz kalıyor olmasına bağladı. Feminist hareket ve LGBTİ hareketlerini bir birinden ayırmak kolay olmadığını belirten Demishevich Sol hareketlerin LGBTİ yaklaşımı çoğu zaman oldukça homofobik ve transfobik olduğunu bazen beraber mücadele ettikleri bazı arkadaşlarının bile bu konuda kendilerini şok edebildiklerini söyledi. Deneyimlerinden bir örnekle de anlatımlarını pekiştirdi.
Gezi ile beraber LGBTİ görünürlüğü arttı
Her iki konuşmacı da Gezi Hareketi ile birlikte LGBTİ hareketinin tanınırlığının arttığını ve özellikle de sol örgütler içinde de daha çok kabul gördüğünü ifade ediyor. Gazeteci ve Trans aktivist Michelle Demishevich geziyi yaşadığı için çok mutlu olduğunu, sebebini ise şöyle değerlendirdi “Orada kimse bizi dışlamıyor, ötekileştirmiyordu. Biz de oradaki herkes gibiydik, kimse arkasını dönüp bize bakmıyordu onun için de kendimizi güvende hissediyorduk, iyi hissediyorduk. Ama mesela o Gezi koridorunun dışına çıktığımız anda her şey değişiyordu. Yine öteki oluyorduk, yine gözler bizim üzerimizdeydi.”
Sorun sadece Erdoğan faşizmi değil, faşizmdir!
Mücadelelerin sadece ortaklaşmalarıyla değişimin olabileceğini söyleyen Rosîda Koyuncu, bugün Türkiye’de Erdoğan yönetimi altında bir faşizm olduğunu ama bu faşizmin sadece Erdoğan’a has bir şey olmadığını kendisinin daha 5 yaşındayken, Türk askerlerinin yaşlı bir adamın ellerine ip bağlamış şekilde yerde sürükleyerek götürdüklerine şahit olduğunu anlattı. Ayrıca binlerce Kürt köyünün yakıldığını, 17 bin insanın faili devlet şeklinde öldürüldüğünü hatırlatarak, Erdoğan’ın da bu faşizmi devam ettirdiğini vurguladı. Koyuncu bireysel mücadelelerin özgürlük getirmeyeceğini ancak ortak hareket ederek bir şeyleri değiştirebilecekleni ifade etti.
‘Irkçılıkla cinsiyetçiliğin üzeri kapatılıyor’
Türk devletinin uyguladığı politikaların Avrupalı ülkeler tarafından da desteklendiğini söyleyen gazeteci Demishevich örnek olarak Türk devletinin Efrîn işgali sırasında Almanya’dan silah desteği aldığının altını çizdi. Demishevich, Türkiye’de yaşanan birçok sorunun burada da yaşandığını ama bunun üzerinin ırkçılık ile örtülmeye çalışıldığını ifade ederek, şunları ekledi: “Berlin’de metroda bir kadın üç Bulgaristan kökenli erkeğin saldırısına uğradı. Bu olayın görüntüleri ortaya çıktı. Herkes bu görüntüleri görmesine rağmen ne kadın hareketlerinden ne de diğer örgütlerden ciddi bir tepki çıkmadı. Olayı entegre olmayan ‘yabancı erkekler’ sorunu olarak lanse ederek sanki bu bir ‘erkek’ sorunu değilmiş gibi lanse ederek üzerini kapadılar. Aynı şekilde LGBTİ’liler de burada saldırıya uğradığında da bunu Alman olmayan erkekler yapıyor denilerek, ırkçılıkla cinsiyetçiliğin üzeri kapatılıyor.”
“Almanya’da transfobinin yanı sıra ırkçılıkla da uğraşıyoruz” diyen Demishevich, “Ben gazeteceyim ama hep trans olarak bakıyorlar. Halen bir şeyleri ispatlamak zorundayım. Hayır bunu istemiyorum. Sürekli birilerine bir şeyler anlatmak istemiyorum. Hayati yakalayamıyoruz, insanların normali olan şeyler bizim hayalimiz olur” şeklinde konuştu.
‘Mücadele etmeyene hiçbir şey yok’
2016’dan beri İsviçre’de politik mülteci olduğunu belirten Rosîda Koyuncu, Avrupa’da da mücadelelerine devam ettiklerini, Avrupa’da Lubunya İnisiyatifi gibi bir girişimleri olduğunu ve bu girişimin ilk etkinliğinin de Sakine Cansız’ların katledilişlerinin yıldönümünde yaptıkları eylem olduğunu hatırlattı. Koyuncu, ancak mücadele ederek, bağırarak, karşı çıkarak bir şeyler elde edebildiğini, bunun hayatın her alanında böyle olduğunu, İsviçre’ye geldikten sonra da bunun devam ettiğini, mültecilere reva görülen hakları protesto ettiklerini ve istemlerinin ancak yaptıkları protestolardan sonra ciddiye alındığını vurguladı.
Saat 19.00’da vegan yemeklerden oluşan açık bir büfenin açılışı ile başlayan panel saat 23.00 sıralarında sona erdi.