Merkezi kapitalist modernite, diğer bir deyişiyle "uygarlık" tarihinde binlerce kez tanıklık edildiği gibi, bugün de maskeler birer birer düşmekte. Ortadoğu aynı zamanda maskeli ve maskesiz egemenlerin, diktatörlerin sonlarının nasıl trajik olduğunun da tarihi. Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi olacak olan 7 Haziran seçimlerine 15 kala meydanlar ve manşetler, bunu doğrulamakta. 

12 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin dillendirdikleriyle gerçek yüzlerinin ne olduğunu kronolojik olarak hatırlarsak, bu satırlara sığmayacak kadar çoktur. Önce askeri vesayetin mağduru olduklarını her fırsatta dile getirerek, mağdur rollerini ellerinden bırakmadılar ve böylelikle iktidarlarını perçinlediler. Oysa ki gerçek farklıydı. Askeri dikta rejiminin tüm marifetlerini ne kadar büyük bir istençle sahiplendikleri kısa zamanda anlaşıldı. 12 Eylül'ün Anayasası'ndan da, MGK’sından da, kırmızı kitaplarından da, YÖK’ünden de ve yüzde 10 barajından da asla vazgeçmediler…

Birçok yasal değişiklikle toplum kategorize edildi; temel hak ve özgürlükleri talep edenler sokaklarda kurşunlandı. Çocuklarımız, gençlerimiz öldürüldü. Son olarak geçtiğimiz haftalarda çıkarttıkları "iç güvenlik yasası"yla polis devletine geçiş yapıldı.

Telefon dinlemeleri kendilerine sıra gelince, "darbe girişimi" oldu. Hırsızlık, yolsuzluk dosyalarını kapattılar… Oysa ki bu yasal düzenlemeyle polise, herhangi bir yargı kararı olmaksızın kişileri teknik takibe alma ve dinleme yetkisi verildi. 

Öldürme yetkileri de artırıldı…

Çok uzatmaya gerek yok, insan hakları örgütlerinin 12 yıllık raporlarına bakılırsa gerçek tüm çıplaklığıyla karşımızdadır. 

Önce muhalifleri tutukladılar…

Şimdi de hakimler, savcılar tutuklanıyor.

Ülke kaos halinde. Yargı bağımsızlığı ayaklar altında..

40 yılımıza, binlerce insanımıza, habitatın karartılmasına neden olan savaşın biterek barışçıl-demokratik çözüme geçilmesi için Kürt tarafı elinden gelen her şeyi yaptı; yapmaya devam etmekte. Son derece eşitsiz koşullarda olmasına rağmen, Öcalan, 16 yıldır ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında tarihi bir barış için tüm olanakları zorlamakta. Tek bir can daha yitmesin diye. Bu toprakların kadim halkları, eşitlik hukuku içinde bir arada yaşamaya devam etsin diye…

Çözüm sürecini her seçim döneminde diline pelesenk eden AKP, şimdi de çıkmış "HDP barajı aşarsa çözüm süreci biter!" diyor. Cumhurbaşkanı, meydanlarda "400 vekil" isterken, çözüm sürecinin de, gelecek barışımızın da büyük tehlikede olduğunu söylemek abartılı olmayacak. Elinde Kur’an, cebinde 12 Eylül faşizmi Anayasası, Kürt hareketine saldırıp duruyor.

Son olarak HDP Adana ve Mersin il başkanlıklarına zaman ayarlı bombalar konuldu. Ölüm olmaması tamamen mucize. Amaç, en az birkaç kişinin ölmesiydi… Aradan günler geçti hala sorumlular ortada yok! 

Sanırsın iktidarda olanlar onlar değil! Sanırsın saldırganları bulmak onların sorumluluğunda değil!

Bu bombalar, seçimin demokratik geçmesine olan inancı da, sandığa konulanla çıkanın aynı olmasına güveni de bombaladı. 

HDP’nin yüzde 10’u geçeceğini anladıkça saldırganlaşıyorlar. Şimdi de tutmuş, yok efendim "HDP barajı geçerse çözüm süreci biter" diyorlar. Bu açık bir tehdittir.  

Kusura bakmasınlar, HDP de barajı geçecek.

Çözüm süreci de gelişecek; gelişmek zorunda. Tarih bunu emrediyor…

Artık maskeler yüzde durmuyor… Birer birer düşüyor.

Trilyon dolarlarınıza, saraylarınıza, olanaklarınıza, merkez medyanın büyük bir çoğunluğunu elde tutmanıza, yalan haber yaptırmanıza, iftiralarınıza, vs vs rağmen, bu ülkenin halkları artık "Kral çıplak!" diyor!

7 Haziran, yeni bir sayfa olacak… Aydınlığa ve adalete açılan bir sayfa…