Brexit krizi Britanya’da bu hafta daha da büyük bölünmelere yol açtı. Hükümet içerisinde farklı bir kaç grubun yanı sıra muhalefet partisi içerisinde de fikir ayrılıklarına ve dolayısıyla büyük bir karmaşaya yol açıyor. İngiltere Başbakanı Theresa May Avrupa Birliği (AB) ile bir anlaşmaya vardı, ama May’in ülkesini bu anlaşmanın en iyisi olduğuna ikna etmesi zor gibi görünüyor. Kendi partisinin vekilleri bile ona karşı çıkmışken hem de.  Referandumun meşruluğu hala tartışılıyor. Yolsuzluk karıştığı söyleniyor. Rusya’nın parmağı olduğuna inanılıyor.

AB vatandaşları tarafından 4.7 milyar Sterlin vergi ödeniyor.

Cumartesi günü 750 bin dolayında insan bütün büyük şehirlerde sokaklara döküldü.

Anlaşmayı Muhafazakarın 100 vekili desteklemediğini açıkladı. DUP ise tamamen desteği çekti.

Corbyn ile yüz yüze tartışma programı teklifini kabul etmedi.

Erken seçim olabilir

May’in istifası istenebilir. İkinci bir referandum önerisi daha da güçlenebilir, hatta May iktidarda kalabilmek için ikinci bir referanduma ışık bile yakabilir.

Ülke vatandaşına, yıllık 1100 Sterlin zarar demek oluyor Brexit. Anlaşmasız çıkmanın yüzde 8 ekonomik küçülme demek olacak. Bu konuda ekonomistler hem fikir.

11 Aralık’ta oylama olacak ve muhtemelen onaydan geçmeyecek. Yaklaşık 100 Muhafazakar partili vekil May’in anlaşmasını desteklemeyecek gibi görünüyor. Bu kadar çok kişinin karşı olması durumunda May’in kendiliğinden istifa etmesi de mümkün. 50 dolaylarında bir desteğe ihtiyaç durumunda ise AB’den bir kaç değişiklik isteyebilir ve oylamayı ikinci kez meclise sunabilir.

May onaylanmayacağını bilmesine rağmen B planının ne olacağını hiç açıklamadı. Muhtemelen bir B planı da yok aslında.

Onaydan geçmesi durumunda istifa edeceklerini ifade eden bakanlar var. May, kendine yakın 30 bakanı İngiltere’nin farklı taraflarına göndererek halkı ikna etmeye çalıştırıyor.

May’e bir gün sempati duyabileceğimizi hiç düşünmemiştim.