Mayıs esintileri…

Forum Haberleri —

VEYSEL IŞIK

Hayal edilene koşmaktır özgürlük. Her ana sığdırılan yeniyi inşa etme arayışıdır devrimcilik. Zaman ve mekan dinlemeden yuvadan uçmaktır. Kime, neye ve ne zamana denk geleceğini kestirmek oldukça zordur. Türkiye ve Kürdistan’da bu özgürlük yürüyüşünün adıdır Mayıs ayı. Mayıs belki de baharın en sevilen ayıdır. Kan kırmızı gelincik tarlaları, tomurcuk açan ağaç dalları, rengarenk çiçekler ve keskinleşen yeşilliktir Mayıs. Yollara düşmeye, dağlara çıkmaya, denizlere yelken açmaya çağırır insanı. Yaşamın gürül gürül aktığı bu ay, devrimcilerin gülen yüzlü yürüyüşleridir.

Böyle bir ayda düşü gerçek yapan devrimciler. Yeri deler gibi yürüyen yağız delikanlı Deniz’i, Elindeki kitaplarla çektiği resmiyle huzurun tarifini yapan Haki’yi, Ser verip sır vermeyen İbrahim’i, ve bedenlerindeki ateşle insanlığın vicdanını temizleyen Dörtleri, tarihin akışını değiştiren ve bedelini ödeyen devrimcileriyle, Mayıs ayı, Karadeniz’in hırçın dalgalarının Urfa’nın çöl sıcaklığını serinletmesidir. Aynı göğün altında yaşayan Kürdün ve Türkün başını kaldırıp bulutlara bakmasıdır.

Mayıs ayı aynı zaman da kanlı bir aydır. Özgürlük tutkularına kem vuran ay.

1960’lı yıllarda tüm dünyada esen özgürlük akımınları ve savaş karşıtlığı etkin bir gençlik hareketinin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. Bu yıllarda kapitalist birçok ülkede ve özellikle ABD’de sisteme aykırı hareketler ön plandaydı. Hippiler gibi özgürlükçü ve antimilitarist akımlar oluşmuştu. 68 kuşağını başlatan olayların ilki Fransa’daki Sorbonne Üniversitesi’nde meydana gelen öğrenci isyanıdır.

Bu dönem Latin Amerikalı devrimci Ernesto Che Guevara’nın La Higuera’da yakalanıp 9 Ekim 1967 tarihinde Bolivya Ordusu’nun elinde katledilmesi de bu olayların başlangıcına denk düşüyordu. Kapitalist sömürücü sisteme karşı daha fazla özgürlük, eşitlik, adalet ve temiz bir çevre talepleri Prag’dan Paris’e, Londra’dan Tokyo’ya, San Fransisco’dan Pekin’e kadar her yerde kurulu düzeni tehdit etmeye başlayan öğrenci hareketleri, sistemleri felçe uğratmıştı. 68 kuşağının devrim öncülüğü toplum mühendisliğini öngörmüyordu. Bu anlamıyla iktidara dayalı olmayan bir özgür dünya tahayyülüydü. Dolaysıyla gerçekten sistem dışıydı.

Gençliğin 1960’lardaki demokrasi ve değişim isteği siyasi iktidarlar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Dünyada egemen kapitalist sistemlerce bastırılan bu hareketlerin aynısı Türkiye ve Kürdistan’da da yaşanıyordu. 68 Gençlik Hareketi’nin üç fidanı, 15-16 Haziran 1970’te Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kuran Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin üzerinden 50 yıl geçti. Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte THKO’yu kurdu.

4 Mart 1971’de dört ABD’li askerin Balgat’taki Tuslog Tesisleri’nden kaçırılması eylemini THKO adına gerçekleştirdi. 12 Mart darbesinin ilk hedefi olan Deniz Gezmiş 16 Mart 1971 günü bir ihbar sonucu Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalandı. Kendisinden birkaç gün önce yakalanan arkadaşı Yusuf Aslan 23 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde bir pusuda esir düşen Hüseyin İnanla birlikte yargılandı.

Yıl 1972 günlerden 6 Mayıs’tı. Bu tarih THKO’nun önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerine tanıklık etti. İdam edildikleri tarihte Deniz ve Yusuf 25, Hüseyin ise henüz 23 yaşındaydı. Düşünceleri ve halkların özgür birlikteliği için idam sehpasına yürümekten bir an dahi tereddüt etmediler.

İdam sehpasına ilk Deniz yürüdü. Sehpadayken gülümsüyordu. Cellat niye güldüğünü sordu. Duvarda ‘adalet yazıyor’ dedi. ‘Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği’ son sözleriydi.

Ve ardından Yusuf Aslan, “Ben halkımın bağımsızlığı ve mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz.” diyordu.

“Ben şahsi bir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım; bundan sonra bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum.” dedi Hüseyin İnan ve idam sehpasını tekmeledi.

Deniz’in darbe mahkemelerinde yaptığı konuşma, özgür bir geleceğin çağrısıydı. Mayıs Deniz Gezmiş, Haki Karer, İbrahim Kaypakkaya, Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Mehmet Karasungur’un kanlarıyla sulanan bir toprağın çiçeklenmesidir.

Onların ektiği direniş tohumunun halkların bahçesinde açan gülüdür. İnsanın doğuştan kazandığı hakları elinden alanlara karşı koyması kadar doğal ne olabilir ki. Çünkü insan bu koca evrenin bir parçası olabilmek, varlığını duyurmak için nefes alıyor.

Bu nefes bugün Kürdistan dağlarında ve Rojava’da halkların ortak mücadele azmiyle Denizlerin, Hüseyinlerin ve Yusufların bayrağını dalgalandırmaya devam ediyor. ”Gerçekçi ol imkansızı iste, diyenlerin ‘dönmeye değil ölmeye gelenlerin’ bıraktıkları devrim bayrağı Kürdistan özgürlük mücadelesinin öncülüğünde tüm dünyaya ışık oluyor. Demokratik sosyalist bir dünya kuruluncaya dek…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.