Mayıs, hem Türkiye devrim güçleri hem de Kürt Özgürlük Hareketi açısından çok önemli bir ay. 

Mayıs şehitleri olan Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilgin’lerin (2 Mayıs), Deniz-Hüseyin-Yusufların (6 Mayıs), Kürtlerin Ozan Mizgîn’i Gurbet Aydınların (11 Mayıs), İbrahim Kaypakkayaların-Haki Karerlerin-Dörtlerin (18 Mayıs), Halil Çavgunların (19 Mayıs) ve Sinan Cemgillerin (30 Mayıs) anısını yaşatma ve özlemlerini gerçekleştirme iddiasında olanlar, büyük bir görevle karşı karşıya. 

İlk gününden son gününe kadar direniş ve katliamlarla dolu Mayıs ayındayız ve Türkiye çok önemli bir seçime gidiyor. 

AKP’nin hem demokrasi hem de Kürt sorunu konusundaki gerçek yüzü iyice açığa çıktı. ‘Kürt sorunu yoktur dolayısıyla çözüme de gerek yoktur’ noktasına gelen AKP, demokrasiye de düşman olduğunu ayan beyan ortaya koydu.  

AKP’nin iki vaadi var: Diktatörlük ve savaş!

Mayıs şehitlerinin ise kavgası demokrasi, özgürlük ve halkların kardeşliğiydi.  

Dün olduğu gibi bugün de demokrasi ve barış isteyenler aynı gemide. Ancak Türkiye’nin dümeni bir çılgının elinde hala. O halde birlik de yetmiyor, demokrasi isteyenlerle Kürtlere özgürlük talep edenlerin kol kola vererek dümene geçme vaktidir.  

Kürt sorunu ve demokrasi sorunu o kadar iç içe ve birbirine bağlı ki biri diğerinin garantisi. Öteden beri Kürt Özgürlük Hareketi, “Kürt sorunu demokrasi sorunudur. Gerçek bir demokratikleşmeyle Kürt sorunu çözülür. Kürt sorununun çözümü Türkiye’yi demokratikleştirir” diyor. Sayın Öcalan bu yaklaşımı Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddede rafine hale getirdi. Bu yaklaşımın doğruluğu her geçen gün ve tekrar tekrar kanıtlanıyor.  

AKP’den kurtulmanın şart olduğu, birçok çevrenin hem fikir olduğu bir konu. “Demokrasi gelişsin Kürt sorunu kendiliğinden çözülür” sözlerinde ifade bulan Kürt sorununu öteleyen yaklaşımın hükmünü yitirdiği açık.  

Ayrıca “AKP gitsin de nasıl giderse gitsin” yaklaşımının da yanlış olduğu bu süre zarfında görülmüş oldu. 

Şu durumda “AKP gitsin” derken “Yerine kim gelecek” sorusunun da yanıtını vermek gerekiyor. Belki eskiden bu sorunun yanıtını vermek zordu çünkü Türkiye için gerçek bir alternatif yoktu. Ancak artık bu sorunun tek ve kesin bir yanıtı var. 

HDP, Kürt sorununu çözecek ve demokrasiyi getirecek tek aktör olduğunu gösterdi. Aday profiliyle, vizyonuyla ve geniş bir kesimi bağrında taşıyan yapısıyla Mayıs şehitlerine verilen sözü gerçekleştirme iddiasında olan HDP, seçim beyannamesinde vaat ettikleri ve söylemleriyle sadece Kürdistan’da değil Türkiye’de de geleceğe dair büyük bir umut ve beklenti yarattı.   

Zaten HDP, demokrasi ve barış isteyenlerin birlik zemini üzerinden kurulmuş bir parti. Yani objektif koşullara verilen yanıt oluyor. Bu durum toplumda da büyük bir karşılık buluyor.   

HDP’yi, “AKP gitsin” diyenler ile “Demokrasi-barış gelsin” diyenlerin çatı örgütü olarak tanımlamak da mümkün.  

Formülasyon net ve basit: Türkiye halklarının özgürlüğü Kürtlerin özgürlüğüyle mümkün. Aynı şekilde Kürtlerin özgürlüğünün güvencesi de Türkiye’nin demokratikleşmesidir. 

7 Haziran’da HDP’nin elde edeceği başarı sadece siyasal bir başarı olmayacak. O gün Türkiye yeni bir yaşama kapı aralayacak. Mayıs şehitlerinin ve daha nicesinin uğruna can verdiği bir yaşamın temelleri atılacak.  

Hayaller ve kavga aynı. O halde başarıya da birlikte yürünecektir. 

Demokratik ve özgür bir ülkede eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam kurmak için var gücümüzle çalışmanın zamanı.