
“Bana kırmızı bir mendil ver,
ver ki; kan ağladığımı kimse bilmesin…“(*)
Bazı acıları tarif etmek imkansızdır. Parmağımızı kestiğimizde duyduğumuz acıyla yüreğimize bir çığlık gibi düşen acı elbette ki farklıdır. Katliamlar ve soykırımlar yaşaya yaşaya günümüze gelmiş halkımız acının her türlüsünden nasibini almış da, yine de az görülmüş yaşadığı acılar. Ve nihayetinde boyunlarını büküp düşmanın önünde el pençe divan durmayıp her dem dikilmişler zalimlerin karşısına. Kah Prometheus olmuş ateşi çalmışlar tanrılarından insanlığı kurtarmak için, kah “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan“ diyerek Pir Sultan olmuş biat etmemişler Hı(n)zır Paşa’ya. Belki bazı bazı düşmanın yalan ve hileleriyle baş edememiş olabilirler, ama yine de onlara hiç bir zaman diz çökmemişler.
Bir insanın kendi öz yurdunda değil de, başka bir ülkenin topraklarında doğması, daha doğrusu doğmak zorunda olması acıdır. Bir kişinin yaban ellerde, kendisini asla oraya ait hissetmediği bir ülkenin topraklarında ölmesi de oldukça acı. Ondandır ki yaşlılarımız hep kendi topraklarında gömülmeyi vasiyet ederler. Yaşadığı acının derecesi kişinin bilinç düzeyine bağlıdır. Bazıları sürgünde “gül” gibi yaşayıp gidiyorlar, gül demişken bitki yani, ot okuyun siz bunu. Bazıları da nerede doğarlarsa doğsunlar kendi köklerini, toprağını, suyunu arar dururlar.
Çağdaş Hasdemir, 1989 yılında İzmir’de doğan Dersimli bir Kürt’tü. Mazlum Doğan’ın hem köylüsü hem de akrabası olan babası oğluna aslında “Mazlum“ ismini vermek istemiş, fakat oğlunun büyür de o isme layık olamayabileceği endişesiyle “Çağdaş Kawa“dan esinlenerek ona „Çağdaş ismini vermişti. Çağdaş, İzmir’de doğup büyümüş olsa da her yıl inatla Goman’ın Teman Mezrası’nda yaşayan nene ve dedesinin yanına gitti. Derslerinde oldukça başarılı olan Çağdaş Hasdemir, ortaokul yıllarında kendi gerçekliğini sorgulamaya başladı.
Dedesine söz verdi
Annesinin babası komşu köyün mezrasında yaşıyordu. Sadece iki evin olduğu bu mezradan yolu geçen herkes mutlaka onların yemeğini yemiş, çayını içmiştir. Bir sabah mezrayı basan Türk askerleri dedesini „teröristlere yardım ve yataklık ediyor“ gerekçesiyle karakola götürdüler. Kendisinden bir hafta kadar haber alınamayan dede, bırakıldığında yarı ölü bir durumdaydı. Bir kaç gün sonra İzmir’den dedesinin cenazesine gelen Çağdaş için artık her şey netleşmişti. O gün orada dedesine bir söz verdi; intikamını mutlaka alacaktı.
Demirci değil, devrimci…
Okula döndüğü ilk hafta İstiklal Marşı okunduğunda bağıra bağıra „Ey Raqip“ marşını söyledi. Polislerin kollarında emniyete götürülen Çağdaş, yaşı 16’dan küçük olduğu için hakkında bir işlem yapıl(a)madı. Ancak bu olaydan sonra okulla ilişiği kesildi. İnşaat ustası babasının yanında demircilik öğrenen Çağdaş, bir süre inşaatlarda demirci olarak çalıştı. “Demirci olmak istemiyorum, ben devrimci olacağım“ diyen Çağdaş Hasdemir siyasi çalışmalarına hız verince tutuklandı. Bir kaç aylık tutukluluk sürecinden sonra tahliye olduğunda gideceği adres artık belliydi: Kürdistan’ın özgür dağları…
Babasının, olur da ismini layıkıyla taşıyamaz düşüncesiyle “Mazlum“ adını vermediği Çağdaş Hasdemir, PKK’nin öncü komutanlarından Delil Doğan’ın ismini alarak saflara katıldı. O artık Delil Dersimi’ydi. Onun katılımından sonra annesi ve babası da İzmir’i terk ederek kendi köyüne döndüler ve oğullarına bir söz verdiler: Onun şehadetini duyduklarında asla ağlamayacaklardı...
Dersim’den Karadeniz’e…
Delil en son Dersim Eyaleti’nden Karadeniz Bölgesi’ne gitti. Kısa bir süre önce Türk devleti Karadeniz Bölgesi’nde çok kapsamlı bir operasyon başlattı. Delil Dersimi 21 Ağustos 2016 günü Ordu’da kahramanca çatışarak şehit düştü. Türk askerleri Delil Dersimi’nin cenazesine olmayacak işkenceler yaparak onu tanınmaz hale getirdiler.
Ailesi tarafından alınarak ilkin Dersim Merkez’e getirilen Delil Dersimi’nin cenazesi binlerce kişinin katıldığı kitlesel bir törenle Mazlum ve Delil Doğan’ın mezarının yanına gömüldü.
Sevgili Delil, Sevgili heval, seni saygıyla anıyorum. Uğrunda canını verdiğin ülkemiz özgür olana kadar mücadelemiz sürecek. Her zaman bilincimizde ve yüreğimizde yaşayacaksın...
(*) Şiir: A.Rahman Çadırcı, ‘Dağların Şarkıları’ kitabından.
EYLEM KAHRAMAN