Mazlumla zalimin dini bir olamaz muhtevasında daha birçok başlık bu yazıya konulabilir: Kürt Müslümanlarla Kürtleri inkar eden Müslümanların inandıkları Allah, Kur’an ve peygamber aynı olamaz gibi. Ya da Kürtlerin hak taleplerine karşı savaşan ve ölen hiç bir Müslüman kimlikli kişi şehit değil cehennemliktir. Daha çarpıcı bir cümle Hz. Hüseyin ile Yezit mukayesesidir. İkisinin Allah bilmesi ve imanı bir midir? Kerbela’da hangi tarafın ölüsü şehittir? 

Ezici çoğunluğu Müslüman olan Kürtlerin varlıkları kendisine Müslümanım diyen Türk devlet yöneticilerince inkar edilmekte Türklerden bir kesim de bunlara arka çıkmaktadır. Ben Müslümanım diyenler Kürtlerin kendi dilinde ibadet etmesini de yasaklanmıştır. İslam’ın Allah’ı adildir. İslam’a göre adalet, en sade biçimiyle insanın yurdunda belirlenmiş ilkelere göre tüm özellikleriyle rahat yaşaması ve ihtiyaç duyduklarına sahip olmasıdır. Dolayısıyla dindeki adalet ilkesi gereği Kürtlerin de diğer Müslümanlar gibi kendi dilini yaşamın her alanında kullanması zaruridir. Eğer İslam tek bir dille konuşmayı emretmişse o zaman tüm Müslümanların tek bir dil konuşmaları gerekirdi. Bu söz konusu olmadığına göre ve her kesin kendi dilini konuşması tanrı yasasıysa ya kendi dillerinde ibadet yapamayan Kürtler günaha giriyor ya Kürtlerin kimliğini ve dilini yasaklayanlar günah işliyor. Dolayısıyla Kürtlerin Müslümanlığı ve imanı bu inkarcı kimselerle bir olamaz.

Sadece dili değil Kürtlerin halk olmaktan doğan tüm değerleri ve kendini yönetme hakkı da tanınmamaktadır. Kürtlerin taleplerine “teröristlerin talepleri” denilip Kürtler katledilmektedir. Bu konuda da ya Kürtler ya da Kürtleri inkar edenler İslam’a göre değildir. Sabahtan akşama İslami kavramları ve kutsalları ağzından düşürmeyenler Kürtleri inkar etmektedir. Demek ki Kürtler ile bunların dinden anladıkları aynı değildir. 

Kürt halkı varlığını inkar edenlere karşı direnmektedir. Bu direnişte Kürtlerden yaşamını yitirenler olduğu gibi karşı taraftan da ölenler olmaktadır. Her iki tarafta İslam’a inanıyoruz dedikleri için iki taraf birden şehit olamaz. O zaman İslam’a göre kimin ölüsü şehit sayılır? Kürtler ile Türk devleti arasındaki savaşta İslam kime hak verir?

Konuyu İslami açıdan ele aldığımız için Kur’an’a başvuracağız. Hucurat-13’de “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır” denilmektedir. 

Ayet din ayrımı yapmadan tüm insanlara seslendiği için evrensel bir hitap ile başlamaktadır. Daha sonra kadın ve erkek olarak yaratıldınız hatırlatması yapmaktadır. Bu da evrensel kanunu hatırlatmadır. Ve ardından “tanışmanız için kavimlere ve kabilelere ayırdık” denilmektedir. Demek ki İslam’a göre ayrı kavim ve kabilelerden olmak tanrısal bir yasadır ve tanışmak içindir. Tanışmak, tanımak demektir. Ayrı kavim ve kabilelerden olmak inkarın tam zıddı olan kabul etmek içindir. Burada kabul tanımakla amele dönüşmektir. Bu ayete göre iman etmek kendinden olmayan diğer kavim ve kabileleri tanımakla doğru ve güzel amele dönüşmektedir. İslam’da iman amelsiz kabul edilmediği için “tanışmak” dini bir zorunluluk olmaktadır. 

Tanışma olmasaydı insanlar arasında sosyal hiç bir ilişki olmaz, dostluklar kurulmaz, dertler paylaşılmaz yardım ve destek sunulmazdı. Neticede İslam ümmeti olmazdı. Her kavim ve kabile ‘biz sadece kendimizle sınırlı bir sosyal ilişki içinde oluruz’ deselerdi bu tanrı yasasına karşı çıkmak ve sürü oluşturan aynı cins hayvanlar gibi olmak olurdu. Demek ki İslam’a göre başka bir kavmi ve kabileyi tanımayıp inkar edenler “ey insanlar” sınıfından değil insan olmayan mahluklar sınıfına girmektedir. Tanrısal yasa insanların bir birini tanımasını çok önemli bir kanun kabul ettiği içindir ki en değerli insan ifadesini kavim ve kabilelerle tanışmayı şart koştuğu ayetin içinde belirtmiştir. Bunun için ayet adeta tedbir için Allah’tan korkulmasını emretmektedir. Kavimlerin ve kabilelerin bir birini tanımasını keyfi, her kesin kendi çıkarına ve istemine göre yapmaması için de tanıma-tanışma emrini Allah’ın bilmesine dahil etmiştir. Birilerinin kendi çıkarları için başkalarını inkar etmekten sakındırmak için de “her şeyden haberdarım” uyarısını eklemiştir. 

“Ey insanlar” denildiğine göre her din ve inançtan “kavim ve kabileleri” tanımak dini zorunluluktur. Bugünün aklı, vicdanı, kültürü, sosyal ve siyasal ilkelerine göre başkalarını kendi gibi tanımak demokratikliktir. Bugünün aklıyla belirttirsek Allah insanlardan demokratik olmalarını emretmektedir. 

Emredilmiş “tanışma”ya en çok Müslümanlar uymak zorundadır. Herkesten çok Müslümanlar demokratik olmalıdır. Tanışmak, bir kimseyi anne-babası ile tanımak demek değildir. Kaldı ki kavim ve kabile anne baba üzerinden değil onları farklı kılan kimlik ve kültürünü tanımakla mümkün olur. Tanışın diyen Allah’a inandığını söyleyen bir Müslüman bir kavmi inkar ediyorsa İslam’a göre Allah’ın bir ayetini ve kendisini inkar etmiştir. O vakit bu kişi İslam’a göre hem günahkar hem de zalimdir. Çok rahatlıkla belirtebiliriz ki Müslüman Kürtler ile kendine Müslümanım diyen inkarcı Türkler, Allah’tan, Kur’an’dan ve Peygamber’den aynı şeyi anlamıyor benzer duygularla inanmıyor demektir. Kürt alimler kendilerini inkar eden her Müslüman karşısında bunu çok açık ifade etmek zorundadırlar. Erdoğan ile başlayan en son B. Yıldırım’ın dilinden dökülen Kürtlere sıkça söylenen “din kardeşiyiz, dindaşız” söylemi en hafif deyimle bir münafığın Müslümanları kandırma ve yoldan çıkarma çağrısıdır. Ve bu aynı zamanda İblisin dilidir. Müslüman Kürtler iman ve inançlarına hakaret olan zalimin bu hitabına “kafirler yalancıdır” cevabı verebilmeli sizinle aynı dini ve imanı paylaşmıyoruz diyebilmelidir. İslam ahlakı ve ayetleri bunu emretmektedir.