Mazlumların yolunda bir fedai: Zülküf Gezen

Dosya Haberleri —

Zülküf Gezen

Zülküf Gezen

  • Zülküf Gezen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla 2019 yılının 18 Mart’ında gerçekleştirdiği eylemle tecrit karşıtı fedai eylemlerin sembolüne dönüştü. Annesi Havva Gezen’in ifadeleriyle, “Düşmanından hiçbir şekilde korkmuyordu. İşgalci bir düşman olarak bakıyordu devlete ve ona göre duruş sergiliyordu.”
  • Kurdistan'ın kalbi Amed'in Sur ilçesinde 29 Ağustos 1986 yılında dünyaya gelmişti. Zülküf Gezen, buraya muhteşem bir aşkla bağlıydı. Surlular onu, o da Sur’u seviyordu. Anne Havva Gezen, oğluyla son görüşünü anlatıyor: "Tüm arkadaşlarımız gibi ben de Mazlum Doğan’ın yolundayım’ dedi. Bu görüşten 2 ay sonra da fedai eylemini gerçekleştirdi."
  • Oğlunun şehadetinin yıldönümü sebebiyle Kürt halkına seslenen anne Havva Gezen ise, “Halkımıza tutsaklara sahip çıkma çağrısı yapıyorum. Önderliğimize sahip çıkalım, tutsaklarımıza ve dağlardaki gerillamıza sahip çıkalım. Halkının kavgası için yaşamını ortaya koyan direnenlere sahip çıkalım. Ne söylersek söyleyelim onların büyük emeklerini karşılamayacaktır.”

MİHEME PORGEBOL

Zülküf Gezen’in, tutsak bulunduğu Tekirdağ 2 No’lu F-Tipi hapishanesinde gerçekleştirdiği fedai eylemin üzerinden 5 yıl geçti. Şehit Zülküf Gezen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla 2019 yılının 18 Mart’ında gerçekleştirdiği eylemle tecrit karşıtı fedai eylemlerin sembolüne dönüştü. Kurdistan'ın kalbi Amed'de 29 Ağustos 1986 yılında dünyaya gelmişti. Doğduğu Sur’la bütünleşen, Sur’un karakterini alan ve yurtsever değerleri yaşamıyla buluşturan Şehit Zülküf’ün iradesi öylesine sarsılmazdı ki, onu yargılamaya çalışan hakime bir devrimci nefer olarak meydan okuyordu. Annesi Havva Gezen’in ifadeleriyle, “Düşmanından hiçbir şekilde korkmuyordu. Dediğim gibi işgalci bir düşman olarak bakıyordu devlete ve ona göre duruş sergiliyordu.” Onun Tekirdağ hapishanesinde ortaya koyduğu fedai eylem öylesine büyük bir yankı yarattı ki ardından Ayten Beçet, Zehra Sağlam, Medya Çınar, Yonca Akıcı, Siraç Yüksek, Mahsum Pamay, Ümit Acar ve Uğur Şakar da Kürt halkı ve önderliğinin özgürlüğü için canlarını feda ettiler.

Sur’un Zülküf’ü

Amed’in Sur ilçesinde doğan Zülküf Gezen, buraya muhteşem bir aşkla bağlıydı. Zindanda tutulduğu zamanların dışındaki tüm hayatını burada geçirdi. Çocukluğunda balığa çıkmayı çok sever, Dicle’ye inerdi arkadaşlarıyla. Aynı zamanda başarılı bir öğrenciydi. Bütün arkadaşları derslerinde ondan yardım alırlardı. Şehit Zülküf Gezen’in annesi Havva Gezen, “Bir kere okuduğu kitabı bir daha unutmazdı. Bir kere okusun, yeter. Sana kitabı baştan sona anlatabilirdi” diyor onun okul hayatını anlatırken. Şehit Zülküf, iyi huylu olduğu kadar haksızlıklar karşısında da sessiz durmazdı. Büyük küçük fark etmeden karşısına oturtur, anlaşmazlıkları çözer, onları barıştırırdı. Çocuklara “Siz arkadaşsınız, arkadaşlar kavga etmez” der, yetişkinleri de aklıselime çağırır “Birbirinizi dinleyin, birbirinize derdinizi anlatın. Sorunlarınızı siz çözebilirsiniz” diye nasihatler ederdi. Kavgacı biri değildi ama haksızlığa da tahammülü yoktu.

Gündüzleri aile, geceleri parti

Sur’a çok bağlıydı. Surlular onu, o da Sur’u seviyordu. Ailesinin anlatımına göre mahalleliye selam vermeden, hallerini hatırlarını sormadan geçmezdi. Komşuları ailesine “Hiçbiriniz onun gibi değil. O daha sıcakkanlı, tanıdıklarına sizden daha düşkün” derlerdi. Özyönetim Direnişleri’nden önce zindana girmişti. O zindandayken ailesi Sur’daki evlerini satmak zorunda kalmıştı. Görüşte ailesine “Çocukluğumuzun, anılarımızın geçtiği yerdi orası. Niye sattınız?” diye kızarken Sur’a olan bağlılığının gerekçelerini anlatıyordu Zülküf. Yurtsever bir ailede büyümüştü. 16 yaşında örgütlenmeye başladı. Parti için çalışmayı çok seviyordu. Gündüzleri aile ekonomisine katkıda bulunmak için türlü işlerde çalışıyor, geceleri de gençlikle birlikte parti yayınlarının dağıtımını yapıyordu. Zülküf Gezen, toplam 3 kez zindan gördü.

Takipçi polisi avlamak

Daha 16 yaşındaydı zindana ilk girdiğinde. O dönemlerde eczanede çalışıyordu. Polis, çalışma arkadaşlarıyla birlikte takibe alıyor Zülküf’ü. 15 gün boyunca sürüyor bu takip, onlar da anlıyorlar takibe alındıklarını. Bir akşamüstü eve dönerlerken Eski Hal civarında Zülküf’le arkadaşı köşeyi dönünce durup onları takip eden polisi bekliyorlar. Polis köşede belirince de Zülküf yapışıyor polisin boğazına. “Bizi neden takip ediyorsun?” diye soruyor. Polis tam tabancasına asılacakken Zülküf çekiyor, alıyor belinden tabancayı. Zülküf’le arkadaşı onu yere yatırırken polis bağırıp çağırmaya başlıyor. Tutuklanma sebebi de bu olay oluyor. İkinci tutukluluğu ise 2006 Amed Serhildanı’ndaki aktif katılımından ötürüydü. Üçüncüsünde ise 10 Ekim 2007 tarihinde Amed’in Balıkçılarbaşı semtinde bir polisin öldüğü ikisinin de yaralandığı devrimci eylemi gerçekleştirdiği için tutuklandı.

Karakterini Sur’dan almıştı

Gençliği boyunca ailesine sık sık gerillaya katılacağını söylüyordu ama aile “İki kez zindana girmiş biri neden katılım yapsın?” deyip ihtimal vermiyordu buna. Bir yandan da hem müzik eğitimi alıyor hem de üniversite sınavlarına giriyordu. Sınavlara girdikten sonra aile, katılım ihtimalinin tamamen ortadan kalktığına inanmıştı. Ancak Zülküf karakterini Sur’un mücadeleci geçmişinden almıştı. Annesi Havva Gezen, Zülküf’ün örgütlenmeye başladığı süreci şöyle anlatıyor: “Dışarıda olmayı seven biri olduğu halde on gün boyunca evden çıkmadığı bir dönem oldu. Sonra bir sabah baktım ki yatağında değil. Babası ve kardeşlerine haber verdim ‘Zülküf yok’ diye… (tıkanıyor, gözleri doluyor, yüzünü kapatıyor.) Birkaç gün geçtikten sonra çıktı geldi. Biz nereden bilelim, kafasına esmiş, çıkmış gitmiş; şimdi de geri gelmiş diye düşündük. Şimdi düşününce anlıyorum ki o dönem örgütlü görevler almaya başlamış.”

Komşunun sesiyle annenin kalp atımı

Havva anne, “Yine bunun gibi bir Ramazan ayıydı” diye başlıyor oğlunun Balıkçılarbaşı’ndaki kahramanca eylemini anlatmaya: “Biz evde badana yapıyorduk. Öncesinde bana ‘Anne sana yardım edeceğim, camları sileceğim’ demişti. Ben de çok sevineceğimi söylemiştim. Bir iki cam sildi. Komşulardan öğrendiğim kadarıyla camları sildiği sırada dışarıdan biriyle konuşuyor. Sonra birden ‘Anne işim çıktı, gitmem gerek’ deyip çıktı. Aradan biraz geçtikten sonra hızla eve girdi. Ben de kızdım ona ‘Zar zor temizlemiştik, niye ayakkabıyla giriyorsun’ diye. Özür dileyip alelacele içeriye girdi. Hemen sonra beni çağırdı. ‘Anne bu kitapları bir poşete dolduralım. Evden çıkarmam lazım’ dedi. Tam o sırada komşumuzun kızının annesine seslenirken söylediklerini duyduk ikimiz de. ‘Li mînareya çar stûn teqîn çêbûye. (Dört Ayaklı Minare’de patlama olmuş.)’ O sırada içimden bir şeyler koptu, kalbim hızla atmaya başladı. Bir şeyler olduğunu anladım. Birbirimize baktık, sonra hızla eşyalarını toplamaya başladı. ‘Biri beni sorarsa bilmiyoruz deyin’ dedi ve çıktı. O çıkar çıkmaz babası aradı ‘Çocuklar ne yapıyor?’ diye. ‘Ne yapsınlar, aynı şeyler. Zülküf halasına gitti’ dedim. Babası da zaten Sur’da bir patlama olduğunu bilerek aramış. Patlamayı öğrendiğinde onun da içine bir şey doğmuş. Zülküf olduğunu hissetmiş. Çalışacak hali kalmamış tabii. İzin alıp eve geldi. Sabaha kadar bir orayı bir burayı aradık durduk Zülküf’ü bulmak için. Başka bir şeyle ilgilenmediğimiz için evin etrafının polislerle sarıldığını bile fark etmemiştik. Daha güneş doğmadan kapımız kırılırcasına çaldı. Babası bana bakıp ‘Düşündüğümüz şeymiş’ dedi ve kapıyı açmaya yöneldi. Kapıyı açar açmaz yere yatırıp sırtına bastılar. İçeriye girdiler. Evin altını üstüne getirdiler. Polisler evi aradıktan sonra Zülküf’ün ağabeyi Murat'ı da alarak çıktılar. Murat’a yol boyu işkence ediyorlar. Daha yoldayken ‘aradığımız adamı bulduk’ şeklinde anons geliyor.”