Politikada, özgürlükçü yönetim kavramıyla şeriat sözcüğünü yan yana kullanabilme becerisi de, "bana vermezseniz o gelir" söylemi ile rakibinin gücüyle yaşamını anlamlandıran bir muhalefet anlayışı da bu ülke topraklarının üretimidir. Bir tutsak katliamını "yaşama dönüş operasyonu" olarak adlandırabilen "sosyal demokrat" alçaklığının ya da bir diktatoryal sistemi "ileri demokrasi" yalanıyla inşa eden İslamcı siyaset sapkınlığın bu düşkünlük seviyesi ancak bizim memlekette bulunur.

"Şeriat sistemi" siyaset literatüründe bir yönetme halidir; yani egemenlik-bağımlılık ilişkisinin İslam Allah’ının buyruklarına göre biçimlenmiş biçimidir. Bu nedenle en azından bildiğimiz geleneksel yorumları ile özgürlükçü, eşitlikçi demokratik bir yönetim ile şeriatı buluşturmak mümkün değildir.
Bu yaklaşım elbette inanç sahiplerinin dıştalanması sapkınlığı anlamına gelemez. Özgürlükçü bir dönüşümün yükünü omuzlayanlar, toplumun özgürleştirilmesinin mücadelesini veren bütün demokratik dinamikler, din ve inanç gruplarına karşı mesafeli ama samimi bir ilişkilenmeyi savunacaktır. Kendi varlığının gücüne güvenmeyen, kerameti öz gücünde aramayan; bu gücü ortaya çıkarıp örgütlemeyi düşünemeyen bir kimlik, kendine benzeyen bütün ezilen kimliklerle savaşan, ama iktidarda olan düşmanının gücüne tapınan ve ona benzemeye çalışan ruh haliyle çıkar ortaya. "Adama iktidar vermişler, önce babasını asmış" sözünün hikmeti bu olsa gerek.
***
Sosyolojide sanmıyorum ama siyasette "ahlaken düşürülmüş" halk sözü bize layıktır. Adam osursa, insanlığı mest edecek yeni kokular keşfetmek; hapşırsa sesine derinlikli anlamlar yüklemek; her eyleminden bir keramet üretmek tapınma türlerinin yaygın hallerindendir. İnleyen imam Fethullah, kükreyen imam Erdoğan değil ki sadece, elini sallasan ellisi bu ülkede. Şaşırmazsınız biliyorum, iri dudaklı iri memeli melekleri ile Adnan Oktar ya da vecd içinde anlattığı belden aşağı öyküleriyle minberde orgazm olan Sarıklı Ahmet şarlatanından binlerce var bu ülkede. İddiaya göre Peygamber, Fethullahçı okulların açılış törenlerine katılmak için ülke ülke dolaşırken, sidiğinin şifa gücüne inananların çokluğuna şaşırmak da, sahteciliğimizden değilse eğer, meczupluğumuzdan sayıla.
***
Adam iyi ki de seçilememiş. Kendisi sosyalist bir partide yönetici ve yerel seçimlerde bir ilçeden adayımız. İyi ki de seçilememiş. Sorumlu bulunduğu bir alanda hırsızlıklar oluyor. Adam 6 arkadaşıyla birlikte iki hırsızı yakalıyor, sandalyeye bağlıyor ve döverek sorguluyor. Bunu polis yaptığında işkence diyoruz, insan hakları ihlali falan diyoruz. Bizimki yapınca adı ne olur acaba? Bence on kat daha, yüz kat daha vahim bir olay var demektir. Yani mağdurun, sisteme yönelik bütün kinini bir başka mağdura kusması! Yani katiline özenme, katiline benzeme! Özeleştiride dillendirildiği basitlikte sıradan "bir hata" değil, ilişkisinin bütününün sorgulanması gereken dehşet bir olay! Çok mu abarttım? Soruyorum, iki çocuğa (şiddete uğrayanlar çocuk değil gençmiş!!!) yapılan böylesine bir şiddet uygulamasında sosyalist bir yönetici "geçici uzaklaştırma" ile paçasını halkın elinden kurtaracaksa, o partinin barışçı ve adil bir topluma ilişkin söyledikleri ne kadar ciddiye alınabilir? Hele de, böylesi vahim bir olayı, "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla içerde tutup kamu oyundan saklamaya çalışmak; ya da sorunu deşifre edenleri, kamu oyuna taşıyanları provokatör olarak suçlamak hangi tür yüzsüzlüğün ürünüdür?
"Olay anlık olarak gelişen bir reflekstir" diyor saldırgan. Bu tür reflekslere sahip olanlar nasıl olur da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olabilirler. Eline, beline, diline sağlam olmayanın halk lideri olması mümkün müdür? Bu tür refleksleri gidermek için terapi yapmayı neden düşünmemiştir; karizmasının çizileceğinden ürkmüştür; bu çok mu önemlidir?  
Polisin görevi psikolojik terör uygulaması ile toplumun çevresinde bir korku duvarı örebilmektir. Şiddeti her yerde kullanmasının nedeni budur. Büyük kitleler böylece daha kolay denetim altında tutulabilirler. İyi de, yakaladığım ve etkisiz hale getirdiğim ‘hırsız’a işkence yapmak, hatta dövmek ne demektir? Olmadı! Bu dava geçici uzaklaştırma ile kalırsa, iki elim sizin yakanızdadır. Terapisi var; git, susarak ya da eyleme katılarak suç ortağı olan 7 kişilik grubun bütününde aynı anda ortaya çıkan bu anlık refleksin bir daha ortaya çıkmaması için terapi gör ve ondan sonra yönetme eylemine aday ol! Bugün bu ilkel refleksini bile kişisel kontrol altına alamamış bir yöneticinin, yarın kişisel kontrol dışı kalabilen nefsinin hangi basit "meselelerle" hangi büyük yıkımlara neden olabileceğini şimdiden söylemek zor olmasa gerek.
Bu yöneticinin devrimci mücadeleye katkısının çok fazla olduğunu düşünerek bu yazıyı yazmanın zorluğunu iyi biliyorum. Ama tam da yeni bir ivme kazanmaya çalışırken, bu türden zaaflara kapı açanların da kendinden sorumluluk duyarak tavır almaları gerekir. Bu toplumun düşürülmüş değerleri ile seviye birliği yaparsak, onlardan farkımızı anlatmamız asla mümkün olamayacaktır.