
Her gün yeni bir “kaset” düşüyor “piyasa”ya. Bir gün Pennsylvania’ya verilen “ananas raporunu”, başka bir gün Ankara’nın “dibe” merakını, bir başka gün medya patronlarıyla efendileri arasındaki emir-komuta diyaloğunu dinliyoruz. Öyle çok dinliyoruz ki hatta infiale hasret kalıyoruz! Bunca lağım kokusu arasında, infial yaratacak, “Hadi canım sen de!” dememize sebep olacak, gözlerimizin faltaşı gibi açılmasıyla sonuçlanacak tek bir haber kalmıyor.
Enformasyon kirliliği çağı
Enformasyon çağı değil bugün yaşadığımız; “enformasyon kirliliği çağı“ adeta. Bilgiye egemen olanlar, yeryüzündeki bütün vukuatı dilediklerince görmemizi istiyorlar. “Yazmadıysak doğru değildir” diyorlar hatta, fütursuzca. Onların objektifinden görmemizi istiyorlar, bütün dünyayı. İstediklerince bakalım; dilediklerince alışveriş yapalım; önerdikleri mekanlarda eğlenelim; önümüze koyduklarına ağlayalım; hedef gösterdiklerine yöneltelim öfkemizi.
Bilgiye egemen olanların “manipülasyon”, “dezenformasyon”, “toplum mühendisliği” gibi muhtelif kavramlarla ifade edilen faaliyetlerinin başat taşıyıcısı ise medya. Özellikle de ülkemiz, medyanın devletin ideolojik aygıtı olarak kullanılması bahsinde, en bayağı örneklerin sahibidir. İktidar sahibinin medya patronuyla kurduğu ast-üst ilişkisi, bizde, eşyanın tabiatından sayılır. “Bizim gazetecimiz işini bilir”; komutan “yazma” diyorsa, yazmaz; Başbakan daha “Bu ne böyle Fatihciğim” demeye fırsat bulamadan, yapıştırır cevabı: “Anlaşılmıştır efendim!”
‘Anlaşılmıştır efendim’ gazeteciliği
Bu “anlaşılmıştır efendim gazeteciliği”, Mustafa Dağıstanlı’nın yeni çıkan kitabı 5 Ne 1 Kim’in de ana konusu... Kitap, AKP döneminde medyadaki sansürü ve otosansürü mercek altına alıyor; “kaynağı sağlam” anekdotlarla, vaziyet-i umumiyi en çıplak haliyle gözler önüne seriyor. Bu örnekler, sadece bir iktidarın medyaya müdahil olma uğraşını yansıtmıyor. (Ki garip olan, iktidarın müdahil olmaması olurdu!) Ayrıca, medya organlarının düştüğü bataklığı, sefaleti özetliyor. Tanıtım bülteninde de bu “ikili teşhir” durumuna değiniliyor: “Türkiye’de gazeteciliğin harcında sansür ve otosansür var. 1829’da çıkan ilk Türkçe gazeteden 185 yıl sonra geldiğimiz yere bakılırsa, bir arpa boyu yol gidemediğimiz ortada. Bu durumda siyasi kültürün ve iktidarın payı olduğu kadar gazetecilerin meslek ilkelerine sahip çıkmada gösterdiği zaafın da çok büyük payı var.”
Türk medyası açısından bu zaafın artık genetiğe işlemiş bir doğal hal olduğunu söylemek bile yersiz. Evvelde Genelkurmay Başkanlığı’nın düzenlediği “brifinglerde” buluşan gazeteciler, bugün de iktidara adeta göbekten bağlı. Belki tek fark, “kalem omza gazeteciliği”nin, “anlaşılmıştır efendim gazeteciliği”ne evrilmesi... Veya adına Gezi Direnişi’ni değil de penguenleri yayınlamayı tercih eden CNN Türk’e atıfla, “penguen gazeteciliği” mi desek acaba?
İşte 5 Ne 1 Kim’de de bu duruma dair çarpıcı örnekler yer alıyor. Ayrıntısı kitapta bulunabilecek bu örneklerden bir demet ise şimdiden çok konuşulmaya başlandı bile! İşte onlardan bazıları: (Hemen belirtelim, bütün bunlar direk “zaaflı gazetecilerin” ağzından.)
Din, vatan, Turgay Bey’in parası...
* İbret verici bir gazetecilik ilkesi: Ciner Yayın Holding Başkanı M. Fatih Saraç: “Üç önceliğ̆im var: din, vatan, Turgay Bey’in parası.” (s. 89)
* Ferhat Boratav, Roboski katliamını haber veren Ayşenur Arslan’ın kulağına rejiden bağırıyordu: “O konu konuşulmayacaktı, verilmeyeceek!” (s. 54)
* Erdoğan’ın havaalanında Gezicilere kükrediği gece, Habertürk muhabirinin kulağına reji bağırıyordu: “200 bin kişi toplandı diyeceksin!” (s. 63)
* Gezicilerin NTV önüne yığıldıkları gün holding yöneticilerinin de katıldığı toplantıda sonraki adımlar kararlaştırıldı.
* NTV logosuyla alana çıkmak mümkün değ̆ildi; elimde siyah mikrofonla röportajlar yapıyordum. (sayfa 42)
* Gezi sürecinde NTV haber merkezi bomboştu. Haber geliyor ama kullanılamıyordu. (s. 48)
* CNN Türk’te hükümetin canını sıkacak şeylerden uzak duruluyordu. (s. 48)
* Habertürk TV yayın yönetmeni A. Kılıç, Marmara Oteli’nden telefon bağ̆lantısında Gezi’yi anlatıyordu. Ama aslında odasından konuş̧uyordu! (s. 49)
* AA yerel muhabirleri bile “İktidarın hoş̧una gitmez” diye bazı ‘olumsuz’ haberleri veya haberlerin ‘olumsuz’ kısımlarını yazmıyor. (s. 76)
* AA haber peşinde: “Şu ş̧u bölgelerden zararsız haberler istiyoruz. Din ağ̆ırlıklı, Ramazan’la, bayramla, cami cemaatiyle ilgili.” (s. 76)
* İbret verici bir gazetecilik ilkesi: Ciner Yayın Holding Başkanı M. Fatih Saraç: “Üç önceliğ̆im var: din, vatan, Turgay Bey’in parası.” (s. 89)
* Akşam’da ana kural: “Tayyip’i büyük göreceğ̆iz. Gül ve Tayyip varsa ayrı sayfalarda göreceğiz. Ama Tayyip’i asla küçük görmeyeceğ̆iz.” (s. 91)
* Akş̧am’da önemli olan iktidara ş̧irin görünmekti. İ. Küçükkaya, RTE’nin uçağ̆ında yer almalı; Baş̧bakan’la resmi 1. sayfaya konmalıydı. (s. 92)
* 2008’de Başbakan’ın basın danışmanı Akif Beki, NTV Genel Müdürü Cem Aydın’ı aradı ve... (s. 149)
* Suriye’de gerçeği arayan AA muhabirinin işten atılması için Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Başbakan Danışmanı İbrahim Kalın baskı yaptı ve... (s. 156)
* Bakanlar garson çağ̆ırır gibi kameraman çağ̆ırır. Egemen Bağış̧ dakika baş̧ı arar: “Şuraya gidiyorum, hemen bir ekip gönder hayatım.” (s. 175)
* Aydın Doğan, Ayşenur Arslan’a dedi ki: “Lafı alıyordun Akif Beki’den, kündeye getiriyordun, yapış̧tırıyordun yere, eş̧itlik olmuyordu.” (s. 198)
5 Ne 1 Kim / Mustafa Alp Dağıstanlı / Postacı Yayınları
OSMAN OÐUZ