CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, PKK gerillaları tarafından 12 Ağustos günü gerilla denetiminin yoğun olduğu Pulur-Dersim yolun da gözaltına alınması ve ardından yaşananlar hepimizin malumu.
Gerillalar Aygün’ü halkın yoğun şikayeti üzerine gözaltına aldıklarını, idari ve hukuki sürecin tamamlanmasından sonra serbest bırakılacağını açıklamışlardı.
Öyle de oldu.
Aygün hakkında söz konusu olan idari ve hukuki süreç tamamlanmış olmalı ki; serbest bırakıldı.
İyi de oldu.
Tabi burada bir kaç noktayı irdelemekte fayda var.
Aygün gözaltına alındıktan sonra CHP, AKP, MHP ve medyanın Aygün gösterisinin manidar olduğunu söylemeliyim. Zira bu sahte Aygün severliğin altında yatan asıl neden Kürt ve PKK düşmanlığı olduğu kesin. Aygün’ün gözaltına alınmasıyla “acaba buradan bir şey çıkartabilir miyiz?” arzusu şüphesiz dikkatlerden kaçmadı. Yine yapılan askeri operasyonlar Aygün’e zarar vermeye yönelikti. Amaç Aygün’e zarar verip sonra da bunu çirkin siyaset malzemesi yapmaktı.
Bir diğer saçmalık ise, “milli iradeye saldırıdır” kepazeliğiydi. Bu cümleyi kuranların siciline baktığımız da karşımıza kapkara, utanç verici bir tablo çıkıyor. 9 Milletvekilini, 40’a yakın belediye başkanını, yüzlerce belediye meclis üyelerini, il genel meclis üyelerini, 8 bin BDP’liyi, haksız, hukuksuz yere hapse atacaksınız, sorgusuz-sualsiz yıllarca zindan da tutacaksınız sonra da kalkıp ‘milli irade’den söz edeceksiniz. Bu sahtekarlık değil de nedir? Demek ki; kıravat takarak, kameralar karşısın da sahte gülücükler dağıtarak adam olunmuyormuş. Diyarbakır’da milletvekilleri polis terörüne maruz kaldıkların da bu parlamento neredeydi? Neden ‘mille iradeye saldırı’dır denilmedi? Ha onlar BDP milletvekilleri değil mi? Her türlü saldırı mubahtır. Çünkü onlar ‘bölücü’!
Şimdi maval okumadan, şu detayı iyi görmek gerek… PKK, Cenevre sözleşmesini uygulayarak insan hak ve hukukunun gereklerini yerine getirdi, savaş koşulların da uluslararası yasalara bağlı kalarak, Aygün’ü serbest bıraktı.
Bir diğer dikkat çekici gelişme ise Hüseyin Aygün’ün serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamalardı.
Aygün’ün yaptığı konuşma genel de kabul gördü ve çok itirazlar olmadı.
Ancak bir iki nokta var ki; değinmeden geçemeyeceğim.
Aygün gerillaların ağzından diyor ki; Demokratik özerklik için silahlı mücadelenin gerekli olmadığı ve yürüttükleri mücadelenin anlamsız olduğu yönünde. Kanımca bu Aygün’ün görüşü ve niyeti. Keşke savaş olmasa ve insanlar ölmese. Ancak Kürt gençleri Murat Karayılan’ın değimiyle piknik yapmak için dağa çıkmadılar. Tıpkı bu cümleleri Hüseyin Aygün’e söylemek için dağa çıkmadıkları gibi. Kürt halkının haklı ve meşru talepleri için dağa çıktılar ve ağır bedeller ödediler. Dolayısıyla neden dağa çıktıklarını, Aygün’ü neden gözaltına aldıklarını hepimizden çok onlar biliyor. Kürt sorununun demokratik çözümü sağlandığın da zaten dağ da kalmanın gerekli olmadığını, Kürt Hareketinin temsilcileri de söylüyor. Mesele o adımların atılmasıdır. O adımın önünde en büyük engel de AKP ve Aygün’ün mensup olduğu parti CHP’dir. Yine Aygün diyor ki;  “benden bağımsız siyaset yapmamı istediler.” Bence de yerinde bir talep. Neden olmasın Aygün bundan sonra siyasi mücadelesi ve vekilliğe bağımsız olarak devam edebilir. Kaldı ki barış ve Kürt sorunun çözümü için çalışacağını kendisi söylüyor. Bunun CHP içinde mümkün olmadığını yine en iyi kendisi bilir. Kaldı ki CHP’nin boynun da Dersim 38 soykırımı gibi ağır bir yük orta yer de duruyor.
Bir diğer konu ise, Aygün tepkiler üzerine bırakıldığını söylüyor. Ben Aygün gibi düşünmüyorum. Operasyon koşulların da bir milletvekilinin korunmasının çok zor olduğunu, gerillanın hareket kabiliyetini sınırladığını geçmiş örneklerden biliyoruz. Dolayısıyla Aygün alındığın da PKK kısa süre de bırakacaklarını zaten açıklamıştı. Bunu bir zafer gibi sunmanın kimseye yararı yok. Önemli olan toplumsal barış için çalışmaktır. Şu noktayı da hatırlamakta yarar var.
Aygün serbest bırakıldıktan sonra bu durumu fırsat bilen TSK gerillaya karşı operasyonları artırdı. Kaldı ki Aygün orada olduğunda da bombardımanın hep sürdüğünü söyledi. Munzur vadisi boydan boya bombalanıyor ve ormanlar yakılıyor.
Peki, bu durum karşısın da medya, CHP ne yapıyor? Hiç bir şey yapmıyor. Sus pus olmuşlar.
Son olarak Aygün kendi twitter hesabın da geçtiği mesaj şöyle;
“Merhaba twitter halkı, 2 günlük tutsaklığa PKK’nin Dersim halkının idaresine tehdidine rağmen Kürt kardeşlerimi ve barışı savunmaya devam…
Güzel, barışı savun Hüseyin Aygün ama insaf hani. Açıklaman da “beni tehdit etmediler” demiştiniz. Ne oldu şimdi PKK’nin Dersim halkının iradesini tehdit ettiğinden söz ediyorsunuz? Unutmayın, dağdaki gençler de bu halkın evlatlarıdır…