ZABEL MİRKAN
Lefebvre’ye (1991) göre, mekan üretim ilişkileri ve yeniden üretim toplumsal ilişkilerini içermektedir. Lefebvre’ye göre, mekan toplumsal bir üründür ve her üretim biçimi kendi mekanını üretmektedir. Böylece, mekanın üretim sürecinde yaratılan yeni mekanlar aynı zamanda yeni toplumsal ilişkiler oluşturmaktadır. Kapitalizm, mekan üretiminde, kendi temsillerini yapılı bir çevre aracılığıyla inşa etmektedir ve mekansal pratikler bu temsiller ile toplumsal ilişkiler arasındaki etkileşim sonucunda oluşmaktadır. Lefebvre’ye göre kent planlaması ve şehircilik, kapitalizmin stratejik araçları olmaktadır: “Kapitalizm kendi iç çelişkilerini bir asırdır çözmese bile halletmeyi başarmış ve sonuçta, Marx’ın Kapital’i yazışından günümüze geçen yüzyıllık sürede büyümeyi gerçekleştirmiştir. Bu durumun maliyetinin ne olduğunu hesaplayamayız ancak, nasıl bir araçla gerçekleştirildiğini biliyoruz: Mekanı işgal ederek ve mekanlar üreterek.” Birbirinden çok farklı tarihsellikleri olan mekanlar, kapitalizm açısından, pazarda alınıp satılan soyut birer parsel ya da binadan başka bir şey değildir.
Lefebvre, temelde devlet ve yatırımcıların kâr için yatırım yaptıkları mekanı soyut mekan olarak adlandırırken, gündelik hayatta kullanılan mekanı ise somut mekan olarak ifade etmektedir.
Hafıza ile mekan ise kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır. Hatırlamak, mekanların ve nesnelerin de dahil olduğu bir süreçtir. Mekanın, hatırlama açısından önemi, travmatik olaylarda özellikle belirginleşir. '15 Temmuz Darbe Girişimi' sonrasındaki hamleler, hafıza ile mekanın ilişkisinin iktidar tarafından nasıl kullanılabileceğinin en somut örneklerinden biri oldu.
Yenikapı ruhu
İktidarın yedek lastiği ana muhalefet, bugünün ekmeğini yemeyi kimseye kaptırmadı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bunu bir “destan” olarak okudu. 'Yenikapı Ruhu’na uyum sağlamaya dünden razıydı. Gitti, buluşmalara ve açılışlara katıldı; ancak yine de iktidara yaranamadı. İktidar, CHP’yi Fethullahçı olmakla suçladı, bazı milletvekillerini bu suçtan yargıladı, bazılarını tutukladı. Mekan isimlerinin yanı sıra dilde de ideolojik dönüşüme gidildi. Bizler dahi “FETÖ” demekte bir beis görmedik. Peki FETÖ’nün açılımı neydi? Fethullahçı Terör Örgütü. Eskiden Cemaatçi veya Fethullahçı dediğimiz bu çeteye terör örgütü denilmesinde kendi açımızdan bir sakınca görmedik. İktidarın dilimizi dönüştürme çabasına da, mekanı sahnelenecek oyun için dekorun yerleştiği statik bir alan olarak ele almasına da çabuk adapte olduk, çabuk alıştık. Esasında muhaliflere dönük bu örtülü darbeyi de bazen sadece “mizahi” yönüyle ele aldık.
Şehitler, gaziler, duraklar
Ancak durum gerçekte böyle miydi? Mekansal dönüşümleri örnekleyerek bakalım.
İlk evvela, yılların Boğaziçi Köprüsü’nün adı '15 Temmuz Şehitler Köprüsü' oldu. Türk Başbakanı Binali Yıldırım, 25 Temmuz’da Bakanlar Kurulu toplantısının ardından, “Darbecilerin ilk hedefi olan ve vatandaşlarımızın şehit edildiği Boğaziçi Köprüsü’nün adının 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilmesine karar verilmiştir” dedi. Bizim hafızalarımızda ise sivil halk tarafından canice öldürülen askerlerin kanlı fotoğrafları kaldı.
Savaş hukukunda dahi yeri olmayan, hiçbir politik görüşle açıklanamayacak bu görüntüler, sansürsüz servis edildi. Bu köprüde yaşanılanları görenler bir müddet evlerinden çıkamadı. Olası bir darbede sıranın ilk olarak kendisine geleceğini bilen Kürtler ve sosyalistler, o gece neler olup bittiğini anlamaya çalışsa da, ibrenin yönü zaten çok geçmeden onlara döndü. Binlerce insan tutuklandı, yüzlercesi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Cemaatçilerden bazıları ise botlarla kaçmak istedi. Bu, onların son yolculukları oldu.
Kolektif hafızanın yok edilme çabası
Kolektif hafızanın dönüştürülme çabası sonucu yüz yıllık kent meydanlarının isimleri “15 Temmuz” ibareli isimlerle değiştirildi.
* Metro, metrobüs ve tramvay duraklarına 15 Temmuz gecesi hayatlarını kaybedenlerin isimleri verildi. Tankların ezdiği arabalar kent meydanlarında sergilendi.
* Ankara’nın en büyük meydanı olan Kızılay Meydanı’nın adı bir gecede “15 Temmuz Kızılay Meydanı” oldu.
* 28 Temmuz 2016’da, İstanbul’un en büyük şehirlerarası otogarının ismi değişti. Metro Holding iştiraklerinden Avrasya Terminal İşletmeleri A.Ş’nin bünyesinde faaliyetlerine devam eden Büyük İstanbul Otogarı’nın ismi 'İstanbul 15 Temmuz Demokrasi Otogarı' olarak değiştirildi.
* İstanbul’da en çok isim değişikliği yapan kurum ise İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) oldu. İETT, 15 Temmuz darbe girişiminde ölenlerin anısına 53 durağın ismini değiştirdi. Bu duraklar İstanbul’da hayatını kaybedenlerin ikametgahları dikkate alınarak yapıldı. Hayatını kaybeden Yeni Şafak Gazetesi foto muhabiri Mustafa Cambaz’ın ismi de Topkapı durağına verildi.