Bir iletişim aracı ve yalnızlık duygusu karşısında kuşanılmış sıra dışı bir zırh ve daha fazlası olarak müzik, kitleler arasında belki de en hızlı yayılabilen sanat dalıdır. Bundan dolayıdır müzik, kişiye seslenmek isteyenlerden ziyade topluluğa seslenmek isteyenler tarafından bir yönetim aracı olarak kullanılır. Oysa kişiye değil de, topluluğa söylenen her sözün içinde bir miktar sahtelik ve art niyet vardır. Etkileme ve yönetme arzusu vardır. Günümüzde uygarlığın insana bulaştırdığı en tehlikeli hastalıklardan biri de içtenliksizlik olabilir. İnsanın ruhu içtensizlikten de ölebilir dostlar!
Bir ülkedeki sanatçı ve entelektüellerin üretimlerine ve duruşuna bakıp, o ülkenin içinde olduğu durumu tahmin etmek veya öngörmek mümkündür aslında. Zira hastalık, ilk önce o çevrelerde başlar ve diğerlerine bulaşır. Sağlıklı bir sanat ve entelektüel çevre, politik canavarlıkların önündeki en caydırıcı engeldir bence. Zira topluluklar politikacıları dinlemekten ziyade sanatçıları dinlemeyi sever, ama ne yazık ki topluluklar politikacılara daha çok inanmak ister. Çünkü iktidarlar asla tutmayacağı sözler verir, cennet vaatlerinde bulunur. Kolay kazanılmış bir hayatın vaadinde bulunur. Oysa öyle bir şey yoktur! Şu sıralar çokça duyduğum ve kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü anmak istiyorum, tam da bu noktada: “Beleş peynir sadece fare kapanında bulunur.”
Özgürlüğün boynuna geçirilmiş urgan
İktidarlar bunun farkındadır ve bu yüzden en çok inandırabileceği şeyleri 'en iyi nasıl dinletebilirim'in derdindedir. Her sarayın soytarıları vardır ve maalesef bazı soytarıların sesi güzeldir ve samimiyet adına bu çok inciticidir.
Sanat, güç sahiplerinin elinde toplumu sıraya dizmeye yarayan bir sopaya dönüşebilir. Nitekim bunun örnekleri öyle çoktur ki! Çok hazindir bu durum, zira sanatçı ve entelektüel cesur olmak zorunda bırakılmıştır. Zorunluluk ise özgürlüğün boynuna geçirilmiş görünmez bir urgandır. Özgürlüğüne düşkün her kişi, topluma küs ölür. Şu sıralar şu sorunun cevabı öyle muğlaktır ki: “Sanatçı ve entelektüel kimdir, kime sanatçı ve entelektüel denir?”
Yazının konumuzu aşmaması için elbette bu konuya çok detaylı girmeyeceğim. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Müzik ve genel olarak sanat, estetiğin ve anlamın geliştiren gücünden ziyade tahakküm gücünün aracına dönüştüğünde radyasyon kadar tehlikeli olabilir. Bu toplumları bir tür kitle intihar silahına dönüştürür.
Kötü söyleyenler hiçbir zaman
bu kadar sesini yükseltememişti
Gelelim Kürt müziğinin son yıllardaki çokça eleştiri alan hatta çoğu zaman yerden yere vurulan ama yine de bir türlü değişmeyen seyrine… Bir dinleyici olarak kişisel kanım şu yöndedir:
Geleneksel Kürt Müziği denince kulağıma çok samimi ve naif bir ses gelir. Ne var ki bu günü geleneksel olanla zoraki uydurma çabaları müzisyenin işini çok da kolaylaştırmıyor diye düşünüyorum. Zoraki olan her şeyde bir tür kendinden çıkma vardır. Oysa Kürtlerde her şey biraz zorlama ve dayatma olmuştur. Kürt toplumu kentleşmek zorunda bırakılan köy kökenli bir toplumdur. (Köylü tabirinin bir tür küçümseme olarak algılanmaması gerektiğini not düşmek isterim. Zira köylü olmak, cahil ve kaba olmak değildir nazarımda) Kentleşme süreci Kürtlerde doğal seyrinde gelişmedi. Zoraki kentleşmenin sosyal bir travmaya ve hatta bir miktar kendinden çıkmaya ve yabancılaşmaya neden olduğu doğrudur. Fakat hiçbir şey tek başına kötü veya iyi değildir. Tek başına olumlu veya olumsuz da değildir. Su akar ve bir şekilde yatağını bulur. Ben Kürt müziğinin bir tıkanma yaşadığını düşünmüyorum. Fakat jet hızıyla gelişen iletişim ve haberleşme teknolojilerince abuk sabuk şeylerin gözlerimize sokulduğunu kabul ediyorum. Her dönem işini iyi yapan, hisseden ve yaptığı şeyden anlayanlar ile hiçbir şey anlamadan, bilmeden, hissetmeden konuşanlar olmuştur. Ne var ki, kötü söyleyenler hiçbir zaman bu kadar sesini yükseltememişti. Artık en güzel konuşanın değil; en çok bağıranın çağında yaşıyoruz. Deyim yerindeyse parası olan düdüğü çalıyor.
Acele etmek isteyen şarkı söylemez;
slogan atar dostlar
İyi üretimler her zaman işten anlayan, düşünen ve hisseden bir azınlığın elleriyle ortaya çıkmadı mı? Geçmiş yüzyıllara bakıp Kürt müziğinde iyi şeyler yapmış kişileri sayın, bakalım kaç tane isim sayabileceksiniz. Aynı şey diğer uluslar için de geçerlidir. Bence bugün de bu durum değişmiş değil. Bugün de işini iyi yapan veya yapmaya çalışan Kürt müzisyenler var. Bütün olumsuz şartlara rağmen bir şeyler söylemeye, tarihe not düşmeye çalışan insanlar var ve olmaya devam da edecektir bence.
Şu eleştiriyi biraz haksız buluyorum: "Bunca acı ve yaşanmışlık var ama Kürt sanatçıları neden bu acılara layık olabilecek üretimlerde bulunmuyor?"
Savaş olan yerlerde sanat küçümsenir dostlar! Bu yüzden değil midir savaşların uzadıkça uzaması?
Toprağın ve suyun aşkına, Kürtler kayıplarının yasını tutmaya fırsat mı buldu? Kürtler savaşmaktan başını kaldırabildi mi ki? Ölümden ölüme, katliamdan katliama savruluyorlar. Ağıta ve slogana indirgenmiş bir müzik anlayışı Kürtlere kötülükten başka ne verebilir? İyi düşünülmüş, derin hissedilmiş şeyler için zaman gereklidir. İyi şiirler yıllardan ve yollardan sonra oluşur. Acele etmek isteyen şarkı söylemez; slogan atar dostlar.
Bence 21. yüzyılda kişilerin kendilerine katması en zaruri şeylerden biri de seçme basiretidir. Kötü bulduğumuz kitapları okumamak, kötü bulduğumuz filmleri izlememek ve kötü bulduğumuz müzikleri dinlememek bizim ellerimizde. İyi bulduğumuz şeyleri teşvik etmeliyiz ki, iyi konuşabilenlere biraz konuşma alanı açılsın.