Zor koşullara rağmen bir Kardelen gibi yaşama merhaba demiş, ne ki bahara erişme zamanı bulamadan dünyanın gözleri önünde yaşamın kıyısına vurmuş Alan Kurdî’den bahsetmeyeceğim uzun uzadıya. Alan, vicdanımızı da götürdü, körpe bedenine sararak, en ufak bir kırıntısı kalmadı insanlığımızın. Boğazımız düğümlendi, gözlerimiz buğulanıp eksi on derece miyop olduk birçoğumuz neresinde olursak olalım dünyanın.
Gözlerini dünyaya açtığında Alan, Kobanê onlarca yıllık ölü toprağını daha yeni atmıştı üzerinden. Kendilerini başkaları yaşasın diye feda etmekten çekinmeyenler sayesinde biraz nefes almaya, kendileri olmaya başlamışlardı Kobanêliler. İşte o günlerde, davul-zurnalar eşliğinde gözlerini açtı dünyaya Alan, bugün vicdanımızı körpe bedenine kefen olarak sarıp giden o küçük çocuk.
Sonra yerlebir edildi Alan’ın doğduğu o küçük ve direngen kent, bugün timsah gözyaşları dökenlerin de her türlü destekte bulunduğu İslamcı IŞİD çetelerince. Önce Kobanê yer etti gönlünde dünyanın, şehit kent ilan edildi, direnişin sembolü. Sonra Kobanêli Alan sararak dünyanın vicdanını küçük bedenine, terk-i dünya eyledi, ne olduğunu anlamadan, koşup oynayamadan, doyasıya şeker yiyemeden.
Kobanêli küçük Alan yok artık ama onbinlerce, yüzbinlerce, hatta milyonlarca küçük çocuk var, yaşama tutunmaya çalışan. Alan yaşayamadı sığınmak zorunda kaldığı Türkiye’de. Çünkü sığındıkları o devlet, "Kürt’ten mülteci olmaz“ diye bir not düşmüştü 60-70 yıl önce, Birleşmiş Milletler Örgütü mültecilik konusunda bağlayıcı bir hüküm koyduğunda. Şah’ın, Ayatullahların, Saddam ve Esadların zulmünden kaçan tek bir Kürde rastlayamazsınız Türkiye’de, mülteci başvurusu kabul edilen. Alan da yüzbinlerce mülteci Kürt’ten biriydi sadece, umuda ve de ölüme yolculukta.
Türkiye gün aşırı iki milyon Suriyeli mülteci barındırdığından bahseder en yüksek perdeden. İki milyon mülteciden ikiyüzbini gözdesidir TC’nin ve bir Afet’e dönüşen AFAD‘ın, teferruattır gerisi, hükmü olmayan. Hıristiyansanız, Arap Alevisiyseniz, Kürtseniz kapıları kapalıdır çadır kentleri AFAD’ın. Seçilmiş parlamenterlerin dahi adım atamadığı bu mülteci kentlerin yanından dahi geçemezsiniz yoksa Müslüman Kardeşler kimliğiniz. Geriye kalan birbuçuk milyon savaş mağduru, kendi kaderlerine terkedilmiştir, Birleşmiş Millerler, Avrupa Konseyi ve NATO üyesi Türkiye’de. Bundandır, bir olanak bulduklarında teslim oluşları mülteci simsarlarına, içinde ölüm olsa da.
Kobanê gibi sarstı vicdanını kıyıya vuruşuyla Alan, dünyanın bir kısmının. Kapılar açıldı, bir seferberlik başladı, kampanya üstüne kampanya başlatıldı Batı’nın "gavur“ topraklarında. Ve tın yok Alanların kıyıya vurdukları Müslüman ülkelerin herhangi birinden.
"Birçok şeyi başardık, bunu da başarır, üstesinden geliriz“ diyen Merkel, umudu oldu savaş mağdurlarının ve geriye kalan Alanlar için annelik mertebesine erişti. 2011 yılından bu yana almış olduğu 550.000 mülteciye ek olarak gelen tüm savaş mağdurlarını kabul edeceğini ilan eden Almanya, mazlumların takdirini kazandı. 2015 yılında 800 bin ile bir milyon mülteciye kucak açacak Almanya, en başta da Suriye ve Irak cehenneminden kaçıp gelenlere.
Kiliseler, yardım kuruluşları, sıradan halk seferber olmuş, yorgun argın bir şekilde Almanya sınırlarına ulaşanlar için. Kimi çocuklarının oyuncaklarından bir kısmını, kimi ekmek ve yorganını paylaşıyor mültecilerle.
Bir mülteci, "Mutter der Glaebigen/Mümünlerin annesi“ diye tanımlıyor Merkel‘i. Bir diğeri "torunlarımız neden Mekke’ye değil de Berlin’e gittiğimizi unutmayacaklar“ diye tarihe not düşüyor. Ve "sadece yaşamak istiyoruz“ diye özetliyor Suriyeli bir başkası, tüm olan biteni. Ve Papa Franziskus/Francis "her cemaat, her kilise en az bir mülteci aileye kucak açmalı“ diyerek Hıristiyan aleminden olması gereken yolu gösterip seferber olunmasını istiyor.
Neden şimdi?
"Türkiye’de kalan ve Bodrum sahillerine vuran bu mülteciler neden dün değil de özellikle son birkaç haftadır bu güzergahı tercih ediyorlar“ sorusu akıllara takılıyor haklı olarak.
Almanya bir süredir Erdoğan’ın üstüne soğuk su içmiş durumda. Türkiye’nin desteklediği IŞİD çeteleri Şengal’e saldırdıklarında Almanya basını Alman istihbaratının Türkiye’yi dinlediğini duyuruyordu dünyaya. Sonra "Türkiye mücadele kapasitesini PKK’ye değil IŞİD’e yoğunlaştırmalı" açıklaması düştü medyaya. Patriot füze bataryalarının çekilmesi, "Türkiye’nin Suriye’de faaliyette bulunan İslamcı gruplara silah desteğinin izlendiği“ türü açıklamalar tuzu biberi oldu Almanya-Türkiye ilişkilerinin. Ve her ne hikmetse, bundan sonra mülteciler binler, onbinler halinde Ege’den Yunanistan sahillerine vurmaya başladılar kendilerini. Kürt'ün nefes alışını kontrol altında tutan Türkiye’nin binlerce, onbinlerce mültecinin aynı anda Ege’ye açılmasından haberdar olmaması, ihtimal dışı. Hatta ihtimal dışılığın ötesinde bir teşvik, yol göstericilik söz konusu.
Almanya’ya verilmek istenen mesaj kısa ve özdü: "Fazla üzerime gelme, gelirsen hesaplamadığın sonuçlarla karşılaşırsın.“ Merkel de sınırları açarak Erdoğan’ın restini gördüğünü açıklamış oldu. Bakalım nasıl gelecek ardı.
Kuşkusuz işin bizi ilgilendiren yönü de var. Almanya’ya hergün Irak ve Suriye’den binlerce savaş mağduru geliyor. Bunlar arasında yabana atılmayacak sayıda Alan’ın arkadaş ve akranları da var. Tüm Almanya seferber olmuşken, yüzlerce Kürt derneğinden ses, seda yok. Oysa gelen insanlar bizim de çıkıp geldiğimiz topraklardan geliyorlar. Dernekleri seferber etsek, belediyelerle, yardım kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, siyasi partilerle velhasıl Alman toplumu ile içli-dışlı olma olanağı sağlayacağız. Ne var ki tüm bunlar sanki başka dünyada yaşanıyormuş gibi bir duyarsızlık sözkonusu. Yazık!