Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nde 26 Aralık’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Seyhan Çiçekli: Ben de bir kadın olarak Leyla’nın yaktığı ateşten meşalemi yaktım ve kesin zafere yürüyorum. Leyla’nın yaktığı ateş her geçen gün daha da harlanıyor. Tecridi de faşizmi de yakıp kavuracak bu ateş.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra 110 gündür Amed’deki evinde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde de yayıldı. 16 Aralık'ta 10 cezaevinde başlayan ve 35 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 72, 17 Aralık'ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 71, 26 Aralık'ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 62. gününde. 2 Ocak'ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 55, 5 Ocak'ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi de 52. gününde. 15 Ocak'tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak'ın eylemi de 41. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak, 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme dahil oldu. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 97 gündür, Mexmûr’da ise İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 37 gündür eylemde. Açlık grevinin tek bir talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Bir isyan hali var
Tutsakların mektupları ve alileri aracılığıyla mesajları da gelmeye devam ediyor. Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nde 26 Aralık’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Seyhan Çiçekli gönderdiği mektupta, “Bir kadın olarak Leyla’nın yaktığı ateşten meşalemi yaktım ve kesin zafere yürüyorum” dedi.
Çiçekli, Amed’in Bismil ilçesine bağlı Mirzabey köyünde 1993’te dünyaya geldi. Eylül 2016’da "Örgüt üyeliği" gerekçesiyle tutuklanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay'da olan Çiçekli, arada tahliye olsa da seçim çalışmaları sürecinden kısa bir süre sonra farklı bir gerekçeyle tutuklandı. 7 aydır hala iddianamesi bile hazırlanmadı.
Devletin hukuk sisteminden bir beklentisinin olmadığını ifade eden Çiçekli, “Sorunumuz bir iki dosya meselesi değil, sorun daha köklüdür. Ülkede hortlayan bir faşizm devrede ve bir bataklığa doğru gidiş var. Faşizmin uygulamalarına, özellikle İmralı tecridine karşı müthiş bir öfke var. 300'ün üzerinde arkadaşımız cezaevlerinde bedenini açlığa yatırmış. Ben de bugün 61. günümdeyim ama sadece zindanlarda değil tüm Kürdistan ve Türkiye’de bir isyan ve grev hali var” dedi.
Açlık grevine tek taleple girdiğini hatırlatan Çiçekli, Öcalan üzerindeki 20 yıllık tecridin artık tamamen parçalanması gerektiğini vurguladı.
Tecrit faşizmin korkusudur
Ağırlaştırılan tecridin faşizmin artan korkusunun bir göstergesi olduğunu kaydeden Çiçekli, şöyle devam etti: "20 yıldır da Türkiye bu korkuyu bastırmaya çalışıyor. Ancak şunu net biliyoruz ki; bastırılan duygular elbet bir gün patlak verir. Türkiye faşizmin korkusunun patlak vermesini 3 yıldır somut olarak yaşıyor. Tarihi direnişle geçen Kürtler, son 3 yıldır diğer halklarla beraber faşizme karşı müthiş bir direnişle durmaktadır. Çok bedel ödendi, hala da ödenmeye devam ediliyor. İşte bizler PKK-PJAK’lı tutsaklar olarak Önderlik üzerindeki tecridin tamamen parçalanmasıyla faşizmin de parçalanacağına inanarak açlık grevine başladık.”
Zafere yürüyorum
Kadınlar olarak tarihi rollerini oynadıklarına dikkat çeken Çiçekli, şunları ifade etti: “Faşizmin korktuğu kesim kuşkusuz bugün kadınlardır. Heval Leyla’nın şahsında da bugün bir kez daha görüldü ki kadınlar isterse yıkılmayacak hiçbir sistem yoktur. Ben de bir kadın olarak Leyla’nın yaktığı ateşten meşalemi yaktım ve kesin zafere yürüyorum. Kadını büyük bir kölelikten kurtaran, yaşamın, çalışmanın merkezine koyan, inşadaki rolünü gören ve gücünü ortaya çıkaran kuşkusuz Önderliğimizdir. Biz kadınlar da bugün bu bilinçle hareket ediyoruz. Tecrit paramparça olana kadar durmayacağımızı belirtiyoruz. Leyla’nın yaktığı ateş her geçen gün daha da harlanıyor. Tecridi de faşizmi de yakıp kavuracak bu ateş.”
Seve seve hazırız
Başarıya olan inançlarının her geçen dakika daha da arttığına dikkat çeken Çiçekli, “Kesinlikle ne olursa olsun Önderlik Amed Surlarındaki kutsal büyük buluşmayı gerçekleştirecek. İşte o zaman moral, coşku, heyecan tamamlanmış olacak. Bunun için bedel ödemek gerekiyorsa seve seve ödemeye hazırım, hazırız” diye kaydetti.
Tecrit halindeler
Sağlık durumu hakkında da bilgi veren Çiçekli, sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Baş ağrılarım ve uykusuzlukla gelen sık sık uyanma hali arttı. Deride pul pul dökülmeler biraz fazla. Her gün kontrol için revire gidiyorum. Halen kendileri odaya gelmeyi kabul etmediler. Odalarda 2 kişi kalıyoruz. Haliyle zaten tecrit halindeyiz. Grev başladığından beri disiplin soruşturmasının sonucu beklenilmeden sohbet hakkım durduruldu ve diğer arkadaşları görmüyorum. Tüm bunlara rağmen kesinlikle çok moralliyiz.”
Örgütlü tepki yıkar
Çiçekli son olarak şunları söyledi: “Herkes ses çıkarmalı ve olanı kabul etmemeli. Ancak toplu ve örgütlü tepki faşizmi ve tecridi yıkabilir."
Düğümün çözüm noktası
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde 26 Aralık’tan bu yana açlık grevinde olan Süheyla Taş ve Sariye Taşkesen de aileleri aracılığıyla gönderdikleri mektupta kendi yaşamlarının yanı sıra eylemlerinin hedeflerini yazdı.
Ankara’ya 12 yaşındayken ailesiyle göç etmek zorunda kalan Süheyla Taş, Hakkarili. Afyon’da üniversite okuduktan sonra gençlik çalışmalarında yer alan Taş, 2017’de Amed’de tutuklandıktan sonra, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Dosyası hala Yargıtay’da olan Taş, 2017’de açlık grevine giren grubun arasında da yer aldı. Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebinin özgürlük önündeki temel engellerden olduğunu kaydeden Taş, düğümün çözüm noktası için bu eyleme girdiğini söyledi.
Savaş çetin, mücadele büyük
“Süreçten duyduğum heyecan ve coşkuyla günler ilerledikçe daha iyi olduğumu hissediyorum” diyen Taş, bunun da sağlık durumunu olumlu etkilediğini kaydetti. Taş, “İyiyim, iyiyiz ve tecrit kırıldığında halkça iyi olacağız. Yıllardır Önderliğimizi özgür koşullara kavuşturamamanın altında eziliyoruz. Bugün savaşlar çetin, acılar derin ama karşısındaki mücadele de o kadar büyüktür. Bu sebeple herkes bulunduğu yeri direniş alanı yapabilmelidir. Tecridi kırmak, faşizmi yıkmaktır. Bu minvalde tüm halkımız, bu şiarla ayakta olmalıdır. Böylesi bir süreçte susmak tüm soykırımları kabul etmektir. Önderlik bizim nefesimizdir” dedi.
Kendimi şanslı hissediyorum
Elazığ Karakoçanlı olan Sariye Taşkesen de üç yıllık tutsak. Greve başlama sürecini ve nedenlerini anlattığı mektubunda, "Tecridin kırılması ve Sayın Öcalan üzerindeki fiziki tutsaklığın son bulması yalnız Kürt halkının özgürlüğü değil, Türkiye halklarını da demokratik çerçevede özgür yaşam koşullarına kavuşturacaktır. Bu yüzden halkların soykırım kıskacından kurtarılabilmesi için tecridin son bulması zorunludur" dedi.
"Devrime ulaşmanın başarısında bir nebze de olsa bir şeyler yapabilmenin yüceliğiyle kendimi daha şanslı hissediyorum” diyen Taşkesen, moral olarak iyi olsa da fiziki olarak sonuçlarını gün geçtikçe hissedebildiğini belirtti. şunları ifade etti: "Önderin tamamen izole edilerek halklardan koparılıp, yalnızlaştırmak istenmesi bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçuna ortak olmamak için kadın öncülüğünde başlatılan açlık grevi eylemlerinin çeşitlendirilmesi ve talebin yaşamın her alanında dillendirilmesi gerekir. Gecenin karanlığında şafağın kızıllığını görebilmek için yurtsever Kürt halkını, tüm sosyalist demokratik kesimleri, hatta vicdani olarak kendini sorumlu hisseden tüm bireyleri eylemimizi büyütmeye davet ediyoruz. Bilinmelidir ki bu direnişle birlikte son muhteşem olacak.”
AMED
Son damla kan kalsa da
Eylemdeki tutsaklardan Mervan Sungur, ailesi aracılığıyla kamuoyuna ilettiği mesajında “Damarlarımızda son bir damla kan kalsa da bu yolda yürüyeceğiz” dedi.
Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 24 yaşındaki Mervan Sungur, 5 Ocak’tan bu yana açlık grevinde.
Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşayan ailesinin devletin baskı ve göçertme politikaları sonucu yerleştiği Mersin’in Toroslar ilçesine doğan Sungur, 7 yıl önce henüz 16 yaşındayken polise taş attığı gerekçesi ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Adı burada kalan çocuklara dönük taciz, tecavüz ve işkencelerle gündeme gelen Pozantı M Tipi Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde 4 ay kaldı. 2016’da siyasi nedenle yeniden tutuklanan Sungur, bu kez “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12 yıla mahkum edildi. Yaklaşık 2,5 yıldır Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sungur, açlık grevine girdiğinden dolayı üç ay aile görüşü, bir ay da telefon ve mektup yasağı aldı.
Annesi Avniye Sungur, en son 8 Şubat’ta görüşebildi. Açlık grevindeki tutsakların tükettiği şeker, limon ve diğer sıvılara kısıtlılık getirildiğini dile getiren anne Sungur, o görüşmelerinde oğlunun kamuoyuna ilettiği mesajı şöyle aktardı: “Leyla Güven’in talebi bizim talebimizdir. Bu tecrit kırılmayana kadar eylemimizi bırakmayacağız. Damarlarımızda son bir damla kan kalsa da bu yolda yürüyeceğiz. Asla bu yoldan da dönmeyeceğiz.”
Oğlunun eylemini sahiplendiklerini ifade eden anne Sungur, eylemcilerin kendilerine güç verdiğini kaydetti. Anne Sungur, “Herkes elini vicdanına koysun. Bu tecridin kalkması için sadece biz değil, herkesin vicdanı ile hareket etmesi gerekiyor” dedi.
Cezaevi idaresi aileleri aradı
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde 72 gündür açlık grevinde olan Özlem Söyler ve Rühşan Bozan’ın ailelerini arayan cezaevi yönetimi, “Sağlık durumları iyi değil, ikna edin grevi bıraksınlar” dediği belirtildi.
Cezaevi idareleri, tutsakları eylemden vazgeçirmeye çalışıyor. Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde 16 Aralık’ta eyleme başlayan Özlem Söyler ve Rühşan Bozan’ın ailelerinin cezaevi yönetimi tarafından telefonla arandığı öğrenildi. Yapılan görüşmede ailelere, “Çocuklarınızın sağlık durumları iyi değil, ikna edin grevi bıraksınlar” denildiği belirtildi.
Tutsaklar ise aileleri aracılığıyla gönderdikleri mesajda, eylemin 70. gününde olmanın verdiği halsizlik ve bir kısım ağrılar dışında özel bir rahatsızlıklarının olmadığını dile getirdi.
Hücrede tutuluyor
Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 26 Aralık’tan bu yana açlık grevini sürdüren Süleyman Benzer, tek hücrede tutuluyor.
Henüz 20 yaşındaşken 2011’de “örgüt üyesi olma” iddiasıyla 24 yıl ceza verilen ve Yargıtay’ın kararı bozması sonucu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 14 yıla mahkum edilen Benzer, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi, Osmaniye T Tipi Cezaevi ve İskenderun M Tipi Cezaevi’nde kaldı. Son olarak 2.5 yıldır Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.
Benzer, kardeşi Rojhat Benzer’le 18 Şubat’ta cezaevinde görüştü. Benzer’in kendilerine, “Açlık grevine girdikten sonra hücre cezası verildi. Hücrede eylemimi devam ettiriyorum. Cezaevi idaresinden refakatçi istedim ama buna izin vermediler. Moralimiz yüksek ve kararlıyız. Eylemimizi sürdüreceğiz. Bedeli ne olursa olsun” dediğini aktardı.
Ağabeyinin ağır tecrit koşullarında açlık grevi eylemini sürdürdüğünü de dile getiren Benzer, sağlık durumu ve hücreye konulmasına ilişkin Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) başvurduklarını belirtti.
Açlık grevinde bir Ermeni
Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevine Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden katılan Hemşinli Ermeni Zeliha Ustabaş, “Başımıza üşüşmüş bu faşist felaket ancak İmralı önlerinde durdurulabilir” dedi.
Ustabaş, ailesi aracılığıyla gönderdiği mektupta, eyleminin amacını bir kez daha hatırlattı.
Artvin’in Hopa ilçesinde 1991’de dünyaya gelen Ustabaş, Hemşin Ermenisi. Ege Üniversitesi Matematik Bölümü’nü bıraktı. Temmuz 2015’te “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 8 yıl hapis cezası istemiyle yargılandı ve duruşmada anadili olan Hemşince savunma yaptı. Mahkeme heyeti, anadilde savunma yapmasını “örgüt propagandası” sayarak kendisini 12 yıl hapse mahkum etti.
Hayalim gerçekleşti
Daha önce uzun süreli açlık grevi eylemine girmediğini ifade eden Ustabaş, eyleme girenlerin iradelerine hayranlık duyduğunu ve “ben nasıl götürürüm” diye merak içerisinde olduğunu söyledi. Bu hayalinin gerçekleştiğini vurgulayan Ustabaş, hasta tutsakların sağlık durumlarından endişe duyduğunu sözlerine ekledi. Sağlık durumunun iyi ve moralinin yüksek olduğunu dile getiren Ustabaş, hiç olmadığı kadar kendisini enerjik hissettiğini kaydetti.
İlk domino taşı
İmralı’dan başlayarak Ortadoğu’ya yayılan tecridin (soykırım, işgal, tehdit) devletin varoluş tarzı olduğu kadar gerçekleştirilemeyen komün/meclis inşasının, Cizre’nin, Sur’un, Nusaybin’in sonucu da olduğunu savunan Ustabaş, “Bu talebimiz bütün taşları yıkacak ilk domino taşıdır” dedi. Zamyatin’in ‘yaşayan bir edebiyat saatini düne ya da bugüne göre değil yarına göre ayarlar. O seren direğine çıkmış bir gemici gibidir. Direğin tepesinden batan gemileri, buzdağlarını ve yaklaşan fırtınaları görür. Güvertedekiler ise bunlardan habersizdir’ sözlerine atıfta bulunan Ustabaş, şöyle sürdürdü: “Yaşayan edebiyat Önder Apo, seren direğine çıktım diyene kadar bitmez. Eylemin kendisi bir mesaj. 12 Ocak’ta yapılan görüşmeden Önder Apo, ‘tecrit her yerde’ diye belirti. Anti faşist her bireyin kendi tecridini kırmasıyla taçlanacaktır. Bu eylem isyan saatlerini yükseltmenin tam vaktidir. Sokaklar bizi bekler. Zira on yıllardır başımıza üşüşmüş bu faşist felaket ancak İmralı önlerinde durdurulabilir.”
Artık yürüyemiyorlar
Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 72 gündür açlık grevinde olan Şahin Öncü’nün babası Ahmet Öncü, tutsakların artık yürüyemez halde olduklarını söyledi.
Öncü, Cuma günü görüşme gerçekleştirdiği oğlunun sağlık durumu ve eylemine ilişkin konuştu. Baba Öncü, Van Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan aldığı özel izinle açlık grevinde olan 3 tutsak ailesiyle birlikte görüş gerçekleştirdiklerini aktardı. Tutsakların, gardiyanların yardımıyla görüşe gelebildiklerini belirten baba Öncü, “Durumları kritik ve iyi değil. Daha ne kadar dayanabilirler dersek; 15 gün daha hayatta kalabilirler. Ne ışığa bakabiliyorlar. Ne yürüyebiliyorlar” dedi.
Çocuklarının taleplerinin insani olduğunu vurgulayan Öncü, şunları söyledi: “Çocuklarımız dört duvar arasında. Biz çocuklarımıza reva görülen bu uygulamaları kabul etmiyoruz. Çocuklarımız kabul edilmeyecek bir şey istemiyorlar. Ahlaki bir yaklaşım talep ediyorlar. Öcalan ile görüşülmesini istiyorlar. Bunu sağlamak bu kadar zor mudur? Sadece bu tecridin kaldırılmasını istiyorlar. Biz çocuklarımızın yanındayız. Onların davası bizim davamızdır.”
Radyolarına el konuldu
Van T Tipi Kapalı Cezaevi idaresi, tutsakların radyolarına el koydu.
Aile ve avukatlarıyla görüşen tutsaklar, 5 gün önce cezaevi yönetiminin talimatı doğrultusunda radyolarının toplandığını belirtti. Daha önce cezaevlerine dair haberlerin bulunduğu sayfaların kesildiği gazetelerin de artık hiç verilmediği aktarıldı. Tutsaklar gönderdikleri mesajda, “Nedenini sorduğumuzda ‘Karar alındı, bundan sonra vermeyeceğiz’ dediler” diye iletti.