Yeraltı Edebiyatı yazarlarından Hakan Günday, bir edebiyatçı gözüyle Kürdistan’da yaşanan katliamları, “İnsanlığın kaybedildiği bir noktadayız” diyor ve Kürt illerinde yaşanılan şiddetin eskiden beri devam ettiğini ancak geldiğimiz aşamada gözle görülür şekilde arttığını söylüyor.


‘Kürtlerin bugün yaşadığını yarın sizde yaşayabilirsiniz’

Günday, olan biten karşısında duyarlı olunması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Yaşanılanları görmek ve kulak açmak gerekiyor. Acı çekenden bunu duyurmasını beklemek hatadır. Burada sen duyacaksın. Ses olacaksın. Kimin neyi yapmaya gücü varsa olabildiğince yüksek sesle duyurmalı, bugün Kürt illerinde yaşananlar yarın sizin evinizin de önünde yaşanıyor olabilir.”

Her şeyden önce insan hayatının bittiği bir dönem yaşandığına işaret eden Günday, “Çünkü insan hayatının değeri kaybolunca bir coğrafyada onu getirmek çok zordur. Çok kolay kaybolur ama geri getirmek yıllar alır. Ve insan hayatının değerinin olmadığı, insanların çok kolay bir şekilde öldüğü yerde ve zamanda bunun üzerine herhangi bir şey inşa etmek imkânsızlık noktasına bile gelebilir. İnşa etseniz bile siz inşa ettiğinizi zannedersiniz 50 yıl sonra tekrar çöker” diye konuştu.


‘Türkiye’de insan değeri kaybolmuş durumda’

Her şeyden önce insan hayatının değerinin tekrar kazanılmasına ilişkin bir şeyler yapılması gerektiğine dikkat çeken Günday şöyle diyor: “Ama ne yazık ki yaşadığımız coğrafyada insan hayatının sadece Kürt illerinde değil bütün Türkiye’de değeri kaybolmuş durumda. Sadece politik temelde şiddetten bahsetmiyorum. Ticari hayatta yaşananları da şiddetin içine koyabiliriz. Bir işçi hayatının içine koyabiliriz. Diğer bütün alanlara da bir ortak nokta var o da çok karanlık bir ortak nokta; işte o karanlık noktayı insan hayatının değerinin olmaması olarak görüyorum.” 


‘Ölümlere alışmak katliamları artırıyor’

Günday, Türkiye’de yaşanan şiddetin arttığını ve görünür bir şekilde hukukun çiğnendiği ve insanların katledildiği bir durumla ilk kez bu düzeyde karşı karşıya kalındığına dikkat çekiyor. Yaşanan katliamların bu boyuta gelmesinin en temel nedenlerinden birinin de “toplumun buna alıştırılmış” olmasından kaynaklandığını söylüyor. Birçok insanın yaşananlara alışarak kayıtsız kaldığına işaret eden Günday, “Akşam haberlerinde olayları izleyip çok rahatça kanalı çevirip hayatına devam etmek... Bu bir gazete haberinde ise olay bir an önce sayfalar değiştirilip spor sayfalarına geliniyor. Çünkü her ülkede şiddet olur farklı sebeplerle ama ülkeler ikiye ayrılır buna alışanlar ve alışmamak için direnenler” diyor.


‘Toplumu narkozla uyutuyorlar’

Alışmamak için çaba göstermek ve bu çaba içinde uyanık kalınması gerektiğinin altını çizen Günday, “Çünkü biliyorsunuz ameliyatlar narkozla başlar. Önce narkoz verilir ameliyatla, narkozu bilgiye benzetebiliriz. Yani maniküre edilmiş bilgi demektir. Narkoz seni hemen inandığın ve asla sorgulamadığın ve ayağına kadar gelen bilgi bugün narkozdur. İşte toplumu narkozla uyutuyorlar’’ diyor.


‘Acı çeken birinden çığlık atmasını beklemenin anlamı yok’

Kürdistan’daki direnişin batıda çok fazla yankı bulmamasını ise Günday şu sözlerle değerlendiriyor: “Acı çeken insandan bir de çığlık atmasını beklemenin hiçbir anlamı yok. Eğer orada çığlık atan biri varsa o fısıltı ile de atılıyor olabilir; sen duyacaksın, uyanık olacaksın, çünkü duyarlılık dediğin şey bir kas aslında. Çalıştırırsan işe yarar çalıştırmazsan hiçbir işe yaramaz. Böyle olunca da bugün o duyarlılığını kaybeden, alışan insan profiline dönüşürsün. Ama öyle olursa insanlar biraz çaba sarf etmek zorunda kalacağı için; kendine sorabilecek ne oluyor diğerinin başına ne geliyor sorusunu soracak. Tanımadığım ama aynı ülkede yaşadığım insanın başına ne geliyor? Neler yaşıyor bunu sorgulamadan uyumak daha kolay.”


Biz üç nesil öncesinin yaptıklarını yaşıyoruz

‘’Benim dediğim gibi sadece Kürt illerinde yaşanacak bir şey değil, kayıtsız kaldıkça yarın sizinde başınıza gelebilme olasılığı yüksek olan bir durum. Aynısını biz göçmenlik sorununda da yaşadık, insanların televizyondan izledikleri boğulanları ama gördüler camların arkasında yaşandı. 

Onun için mecbursun kulağını açıp duymaya acı çekenin bağırmasını beklemek bir hata. Ondan onu beklememek lazım. Kimin ne gücü varsa bunu duyurmaya ve nasıl bunu anlatmaya çalışıyorsa olabildiğince yüksek sesle bunu anlatması gerekiyor. Çünkü öbür türlü o örülmüş olan görünmez duvarlar gittikçe daralacak. Bırak şehirleri korumayı herkesin etrafında bir hücre olacak, herkesin kendi duvarı olacak ve herkes onun içinde yaşayacak bu gidişle. 

Yazıyorsan yazarak, çiziyorsan çizerek yani kimin elinde ne varsa onu yaparak yaşanılanları duyurmak gerekiyor. Çünkü konu insanlıkla ilgili olunca hiçbir zaman geç değildir, neresinden dönebiliyorsan dönülmelidir. Çünkü konu senle alakalı değil senden sonraki nesille de alakalı. Biz üç nesil öncesinin yaptıklarını yaşıyoruz. Hataları tekrarlamamak gerekiyor. İşin ciddiyetini insanların anlaması gerekiyor.” 


 ANKARA/DİHA