Metropolün görünmeyen emekçileri: Geri dönüşüm işçileri
Toplum/Yaşam Haberleri —

Geri dönüşüm işçileri /foto:Erdoğan ALAYUMAT
- İstanbul’a bu işi yapmak için geliyoruz. Üç ay, bazen iki ay çalışıp geri dönüyoruz. Memlekette hayvancılık, çiftçilik, tarım varsa onunla uğraşıyoruz. Olmazsa yine İstanbul’a gelip geri dönüşüm işi yapıyoruz.
- Bazen ayda 40 bin TL kazanıyoruz. Bazen 20 bin TL, net bir rakam yok. Çöpten ne çıkacağı belli olmaz. Plastik, pet, naylon, kağıt… Bazen ceset bile çıkabiliyor. Kamyonla topladığımız malzemeleri geri dönüşüm fabrikasına götürüyoruz.
- Eskiden çekçeklerimizi alıyorlardı, bu sefer de depolarımızı boşaltmamızı istiyorlar. Belediye ekipleri çevreyi kirlettiğimizi söylüyor ve sürekli bizi uyarıyor. Ama biz sokakları temizliyoruz. Biz olmasak her yer karton ve plastik dolar.
ERDOĞAN ALAYUMAT
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehrin geride bıraktığını ayıklayan geri dönüşüm işçileri, gün henüz başlamadan mesaiye koyuluyor. Kimimiz onları izliyor, kimimiz çoğu zaman görmezden geliyoruz. Oysa onlar, İstanbul’un her gün ürettiği atığın içinden kartonu, plastiği, metali çekip çıkaran; görünmeyen bir temizlik zincirinin ilk halkasını oluşturan insanlar.
Kimisi Urfa’dan, kimisi Amed’den hem geçim derdi hem de politik nedenlerle metropollerin yolunu tutmuş. Üç ay İstanbul’da, bir ay memlekette, tarla ile depo, köy ile metropol arasında bölünmüş bir hayat sürüyorlar. Günde 10 saati aşan mesailer, 20 metrekarelik odalarda kurulan geçici yaşamlar ve sabit olmayan kazançlarla ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Birçoğunun hikayesi yarım kalmış bir eğitimle başlıyor. Üniversiteyi kazanıp maddi imkansızlıklar nedeniyle bırakmak zorunda kalanlar, biriktirdiği parayla memlekette küçük bir dükkan açmayı planlayanlar, çocuklarının aynı sokaklarda büyümemesi için direnen geri dönüşüm işçileri… Çöplerin içinden ekmek çıkarırken, çocuklarına daha temiz bir gelecek bırakma umudu.
Köy ile metropol arasında sıkışan hayatlar
Ataşehir ilçesine bağlı Sahrayı Cedit Mahallesi’nde Yaşar kardeşlerin çalıştığı geri dönüşüm deposuna gidiyorum. Kısa bir sohbet ve içilen demli çayların ardından, deponun sorumlusu 33 yaşındaki Mustafa Yaşar anlatmaya başlıyor. Kendini “bir nevi mevsimlik işçi” olarak tanımlıyor. “İstanbul’a bu işi yapmak için geliyoruz” diyor. “Üç ay, bazen iki ay çalışıp geri dönüyoruz. Kırk gün çalışıp memlekete gidiyoruz. Memlekette hayvancılık, çiftçilik, tarım varsa onunla uğraşıyoruz. Olmazsa yine İstanbul’a gelip geri dönüşüm işi yapıyoruz.”
Mustafa Yaşar, başka bir seçenekleri olmadığı için bu işi yaptığını söylüyor ve ekliyor: “İstanbul gibi bir yerde asgari ücretle çalışan birinin geçinmesi mümkün değil. Asgari ücretle burada bir ev tutmak neredeyse imkansız. Hadi diyelim ev tuttuk ve üç kişi eve çıktık. En az 20 bin lira kirayı bölüşsek bile kişi başı 7-8 bin lira. Üzerine mutfak masrafı ve faturalarda eklendiğinde elde avuçta bir şey kalmıyor.”
Çöpten bazen ceset bile çıkabiliyor
Mustafa, kazancının sabit olmadığını özellikle vurguluyor. “Bazen ayda 40 bin TL kazanıyorum. Bazen 20 bin TL, net bir rakam yok. Çöpten ne çıkacağı belli olmaz. Plastik, pet, naylon, kağıt… Bazen ceset bile çıkabiliyor. Çöpten her şey çıkıyor. İşimiz hem fiziksel olarak ağır hem de sağlık açısından riskli. Keşke daha hijyenik şartlarda çalışabilsek. Toplanan atıklar depoya getiriliyor; pet, plastik, naylon, kağıt ve metal ayrı ayrı ayrıştırılıyor. 10-15 kalem malı çuvallara koyuyoruz. Tüm bu işlemler bittikten sonra kamyonla topladığımız malzemeleri geri dönüşüm fabrikasına götürüyoruz. Burada farklı bir ayrışma yapılıyor.”
Mustafa 2008’den bu yana bu işi yaptığını söylüyor ve anlatmaya devam ediyor: “Belediyenin bize sıkıntı yaratmadığı bir yıl görmedim. Geçmişte çekçek arabalarına ve topladığımız malzemelere el konuluyordu, son yıllarda ise doğrudan depolara baskınlar yapıyorlar. Bulunduğumuz yere belediye dört defa baskın yaptı. Depo duvarını iki kez yıktılar. Biz tekrar yaptık.”
Çalıştıkları depo aynı zamanda evleri
Yetkililerin depoların tamamen kapatılmasını istediğini aktaran Mustafa, “Burası 150 metrekare. Çelik konstrüksiyonla kapatmaya kalksam 2 milyon lira tutar. Hayatım boyunca çalışsam bu parayı ödeyemem” diyor ve ekliyor: ''Depoda şu anda 12 kişi çalışıyor. Üç küçük odada, 15-20 metrekarelik alanlarda bazen 5, bazen de 10 kişi kalıyoruz.''
Belediyelerin kendilerine çalışma ruhsatı vermediğini söyleyen Mustafa Yaşar, çalışma ruhsatı için yaptıkları başvuruların tümünün de sonuçsuz kaldığına dikkat çekiyor. Yaşar, “Belediye bize ‘şu şartları yerine getirin, ruhsat veriyoruz’ dese, imkanımız ölçüsünde istediklerini yaparız. Ama belediyenin çözümü depolarımızı yıkmak oluyor” diyor.
Hayalleri de küçüldü
Elindeki ayrıştırma işini bitirdikten sonra yanıma gelen 20 yaşındaki Metin Yaşar, röportaj talebime önce utangaç bir gülümsemeyle karşılık veriyor. Kısa bir tereddüdün ardından konuşmaya başlıyor. Yaklaşık 3-4 yıldır geri dönüşüm işinde çalıştığını söylüyor. Metin liseyi bitirdikten sonra üniversiteye neden gidemediğini şöyle anlatıyor: “İki yıl üst üste üniversite sınava girdim. Ama istediğim bölümler gelmedi. İstediğim bölümler gelmeyince bende bir daha sınavlara girmeme kararı aldım.”
İstediği bölümlerin ne olduğunu sorduğumda ise Beden Eğitimi Öğretmenliği ya da Sağlık Sekreterliği olduğunu söylüyor. Sınavlardan istediği sonucu alamayan Metin, diğer kardeşleri gibi geri dönüşüm işine girmiş. Metin iç geçirerek, “Bu iş aile mesleği oldu. Çok fazla seçeneğim olmadığı için ben de abilerimle birlikte bu işi yapmak zorundaydım” diyor. Biraz düşündükten sonra “Mecbur kalmasam bu işi yapmazdım. Belki bir berber dükkanı açardım. Şimdi tek hayalim bir berber dükkanı açmak ama o da zor görünüyor” diyor.
İzin günlerinde ise İstanbul’u gezmediğini söyleyen Metin, “Genelde kuzenlerimin deposuna gidiyorum, onlarla vakit geçiriyorum. Hayatım buradaki depo ile diğer depo arasında geçiyor” diye ekliyor. Zaman zaman birkaç ay İstanbul’da çalışıp memlekete döndüğünü, orada hayvancılıkla uğraştığını ekleyen “İşte benim hayatım böyle geçiyor” diyor.
Kartonun kilosu 3, plastiğin 5 TL
Metin’le sohbetim sona erdiğinde deponun girişinde tekerleklerin sürtünme sesi duyuluyor. Ağzına kadar karton ve plastikle dolu çekçek arabasını yokuştan iterek içeri giren, 23 yaşındaki Diyar Yaşar. Kısa bir selamın ardından yükünü boşaltmaya koyuluyor. Birkaç dakika sonra o da yanıma gelerek başlıyor anlatmaya. “Ben Diyar Yaşar, Diyarbakırlıyım” diyor. Bu işi 2019’dan beri yaptığını, abilerinin de küçük yaşlarda İstanbul’a gelip geri dönüşüm işinde çalıştığını anlatıyor. O sırada tütün tabakasını çıkarıp bir sigara sarıyor. Sararken ekliyor: “Bir kere bu işe alıştın mı devam ediyorsun.”
Son yıllarda işlerin zorlaştığını söyleyen Diyar nedenini ise şu şekilde anlatıyor: “Eskiden işler daha güzeldi, şimdi fiyatlar çok düştü. Kartonun kilosunun 3 TL, plastik 5 TL ve alüminyumun ise yaklaşık 40 TL. En çok karton topluyoruz. Gün sonunda ortalama 240-270 kilo karton, 120-130 kilo plastik ve 5-6 kilo alüminyum topluyorum.”
Günün 14 saati sokakta atık topluyor
Diyar, sokakta çekçekçilik yapıyor. Sabah saat 09.00 gibi başladıkları mesai, çoğu zaman gece yarısını buluyor. “Akşam 22.30-23.30’a kadar çalışıyoruz” diyen Diyar Yaşar, çekçekle birlikte 140-150 kiloyu bulan yükü yokuşlarda ve trafikte taşımak zorunda kaldığını ekliyor. Ataşehir, Kadıköy ve Erenköy çevresinde çalıştığını belirten Diyar, kaldıkları yere 4-5 kilometre uzaklıktaki bu bölgelere yürüyerek gidip geldiğini söylüyor.
Zabıta ile yaşadıkları sorunlara da şu şekilde değiniyor Diyar: “Eskiden çekçeklerimizi alıyorlardı, şimdi almıyorlar ama bu sefer de depolarımızı boşaltmamızı istiyorlar. Belediye ekipleri çevreyi kirlettiğimizi söylüyor ve bu konuda sürekli bizi uyarıyorlar. Ama biz sokakları temizliyoruz. Biz olmasak her yer karton ve plastik dolar.”
Hayali öğretmen olmaktı
“İmkanım olsa bu işi yapar mıydın?” diye sorduğumda biraz düşünüp şu cevabı veriyor: “Sigortalı bir işte çalışmak isterdim. Şu an sigortam yok ve sağlık hizmeti için Yeşil Kart kullanıyorum. Kendimi hep ‘en azından başımda bana ters konuşacak biri yok’ diyerek avutuyorum.”
Bu işe başlamadan önce köyde çobanlık yaptığını anlatıyor Diyar. Ortaokul 8. sınıfta okulu bıraktığını, okulda Kürtçe konuşmaya izin verilmemesi ve kendini rahat ifade edememesi nedeniyle okuldan soğuduğunu söylüyor. “Okusaydım öğretmen olmak isterdim” diyen Diyar’ın geleceğe dair hayali ise yine bu sektörün içinde: “Bir imkanım olsaydı plastik geri dönüşüm fabrikası açmak isterdim. Çünkü bir kere bu işe alıştık, bırakamıyoruz.”
İnce ruhlu bir işçi
Depodaki yoğunluğun içinde Aydın Sımaklı daha dingin bir yerde duruyor. Topladığı atıkların arasından çıkan kitapları okuyarak, kendi deyimiyle 'aydınlanmış'. En sevdiği şairler olan Ahmet Arif ve Bertolt Brecht’in şiirlerini ezbere okuyor. Altı çocuk babası olan Sımaklı, aynı zamanda İstanbul Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Yönetim Kurulu üyesi. Bu işi bir yandan çocuklarına daha adil bir gelecek kurabilmek için sürdürüyor, bir yandan da geri dönüşüm işçileri arasında örgütlenme çalışmaları yürüterek daha güvenceli ve sağlıklı çalışma koşulları için mücadele ediyor.
“İsmim Aydın Sımaklı. İstanbul’da geri dönüşüm işiyle uğraşıyorum. Aynı zamanda daha iyi çalışma koşulları için mücadele ediyorum” diyerek başlıyor söze. İstanbul’un neredeyse her semtinde depo ve çekçek işi yapan binlerce işçi olduğunu anlatan Sımaklı, özellikle Urfa ve Amed’den gelen çok sayıda insanın bu sektörden geçimini sağladığına işaret ederek günden güne mültecilerin bu sektörden neden eksildiğini ise şu sözlerle açıklıyor: “Geçmişte Suriyeli ve Afgan sığınmacılar yoğun olarak çalışıyordu ancak baskınlar ve geri gönderme süreçleri sonrası sayıları yok denecek kadar azaldı.”
‘Zararımız yok katkımız çok’
Aydın Sımaklı, yaptıkları işin dışarıdan “kirli” göründüğünü kabul ediyor ancak sarf ettikleri emeğin büyüklüğüne dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Boş bir çekçek bile 40 kilo. Biz onu doldurup sokak sokak dolaşıyoruz. Topladığımız atıkları yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Buna rağmen belediyelerin baskıları ile karşılaşıyoruz. Bazen depolara baskınlar yapılıyor, bazen kapatılma kararlarıyla karşılaşıyoruz. Bu uygulamaya karşı dernek olarak işçileri bir arada tutmaya çalışıyoruz.”
Çalışanların büyük bölümünün güvencesiz ve sigortasız olduğunu söylüyor Sımaklı ve devam ediyor: “Kimseye muhtaç olmadan, el açmadan ekmeğimizi kazanmaya çalışıyoruz. Depolar sadece iş yerimiz değil, aynı zamanda barınma alanımız. Yetkililerin ‘Burayı kapatıyoruz, gidin’ demek yerine, bu insanların neden burada olduğunu sorması gerekir.”
Dernekleşme sürecini, “muhatap alınmak ve çözümler üretmek” amacıyla başlattıklarını anlatan Sımaklı, “Ümraniye’den Kadıköy’e, Bostancı’dan Fikirtepe’ye kadar birçok bölgede birlikte hareket etmeye çalışıyoruz. Sonuç olarak birlik olmazsak sonuç alamayız. Daha insani koşullarda çalışmak, sağlık güvencesine sahip olmak en büyük talebimiz. Bizim kimseye bir zararımız yok ama ülkeye katkımız çok fazla” diye ekliyor.














