Bir toplum eğer hemen yanı başında insanlar kurşuna diziliyor, çocuklar hunharca öldürülüyor, kadınlar saçlarından tutulup yerlerde sürükleniyor, siyasetçiler, öğrenciler, sendikacılar, avukatlar, sanatçılar gruplar halinde tutuklanıp zindana atılıyor olmasına rağmen sesini çıkartmıyorsa bilin ki o toplum bitmiştir. Bilin ki o toplumun belleği silinmiştir, bilin ki o toplum tamamen ÖLMÜŞTÜR…
Evet, Türk toplumu ölmüştür. Bir toplum ancak bu kadar sağır ve körleştirilmiş, bu kadar duyarsızlaştırılmış, bu kadar halsiz ve takatten düşürülmüş olabilir. Bunun ötesi olamaz. Aslında Türk toplumu aynı zamanda lanetli bir sürecin de en derin haline sokulmuştur.
Konuşamayan, tartışmayan, görmeyen, duymayan, sonuna kadar bastırılmış, düşünce ve bilinç dünyasından tamamen koparılmış, ama aynı zamanda büyük bir gaflet içinde olan bu toplum, bu yönüyle belki de tarihte bir ilki yaşıyor. Rekorlar kitabına girecek kadar derin bir gaflet içinde olan bu toplum aslında daha ağır belirlemeleri hak etmiştir, ancak dilimiz varmıyor.
İllusion’nun en derin halini yaşayan, bu nedenle belki de en çok aldatılan ve kandırılan bir toplum olarak da görmek yanlış değildir. Zaten illusion’nun öteki adı kandırma, yanıltılma, ama aynı zamanda bilinçten düşürülme ve dolayısıyla ölmenin bir başka hali oluyor. O zaman Türk toplumu 12 Eylül’den bugüne kadar derin bir illusion ve dolayısıyla ölüm halinin en koyu-karanlık boyutunu yaşıyor.
Böylesi bir toplum elbette ki, Kürt halkının dilinden anlamaz. Anlamadığı gibi kendi egemenlerinin pratik uygulamalarını da bir yere kadar ‘normal’ görür. Tıpkı bugün AKP ve Tayyip Erdoğan’ın uygulamalarına sesiz kaldığı gibi.
Anlatmak, izah etmek gerçekten de zordur. Yanı başında bir ulusun imhası, bir halkın zorla, şiddetle ve çarmıha germe politikasıyla adeta tarihten silme yöntemi ile büyük bir temizlik hareketi yaşanırken, birkaç aydın ve demokratın dışında deyim yerindeyse ‘çıt’ çıkartamayan bir toplum gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Aslında AKP ve Tayyip Erdoğan’ı efelenmesine neden olan, orduyu kelle avcılığının bataklığına sürükleyen, sivil ve yeşil faşizmi giderek toplumsallaştıran yaklaşım Türk toplumunun bu suskun ve ölümcül ruh halidir.
Evet, bu ruh halidir ki AKP’yi oligark bir güruh haline getirmiş, siyaseti faşizanlaştırmış, hakim ve savcıları icraatın güdümüne sokmuş, Tayyip Erdoğan’ı padişah konumuna getirmiş, yeşil faşizmi kara bir bulut gibi toplum üzerine çökerten bir anlayış hakim olmuştur. Kürtlere karşı topyekûn savaşı da bundandır. Sürdürülen askeri operasyon ve gerçekleştirilen siyasi katliamın nedenlerinden birisi de budur. Bugün sürdürdüğü operasyon, yaptığı katliam, kullandığı kimyasal silahlarla hayatı Kürtlere zindan haline getiren Tayyip Erdoğan’ın aldığı cesaret de buradan ileri gelmektedir.
Evet, 12 Eylül’ü aratmayan uygulamalara ve Kürtlere adeta kan kusturma siyasetine karşı derin bir suskunluğu yaşayan, ama Kenan Evren’e açılan formalite dava için adeta alkış tutan bir toplum gerçeği vardır. Vahşice katledilmiş 34 Kürt için bir tek çıt çıkmazken, sahte sanal projelerden heyecan duyan bir toplum gerçeği söz konusudur. Hrant Dink davasının sonuçları için ‘bir hukuk hatasıdır’ deme ihtimali yüksek olan Tayyip Erdoğan’a karşı yine büyük ihtimalle çıt çıkmayacaktır.
Tayyip Erdoğan, Hrant Dink davası için de mutlaka bir kulp bulacaktır. Ya ‘adalet yerini bulmuştur’, ya ‘hakimlerin hatasıdır’, ya da ‘yargı bağımsızdır bir şey diyemeyiz’ diyecektir. Oysa ne derse desin ileri süreceği bu her üç seçenek de doğru olmadığı gibi, Ermenilerin katliamına fetva çıkartma anlamına gelecektir. Dolayısıyla her üç seçenek de rezaleti ifade etmektedir. Ama gelin görün ki Türk toplumu büyük ihtimalle bunu da görmeyecektir. Yine birkaç aydın ve duyarlı kesimin vereceği tepkinin dışında ciddi bir karşı duruş sergilenmeyecektir.
Özetlemek gerekirse, bir taraftan büyük bir suskunluk ve adeta mevtalaşan bir toplum, öbür taraftan ise yaşamın her alanını ele geçiren ve adeta bir devlet gibi kendini örgütleyen yeşil faşizm. Yeşil faşizm bu suskun toplumun güçsüzlüğünü de gücüne katarak, Kürtlerin iradesini kırmaya çalışıyor. Büyük bir karşı saldırıyla Kürt Özgürlük Hareketi’ni dize getirmek için her şeyi mubah gören yeşil faşizmi, başarısız olma ihtimali güçlendikçe saldırı ve operasyonlarını daha derinleştiriyor. Ama yeşil faşizm başarılı olamayacak, çünkü Özgürlük Hareketi’nin felsefesinde taşı, toprağı, dağı ve ağaçları bile örgütleyerek direnişi sürdürme ilkesi vardır. Bu ilke bugün çok daha yoğun bir biçimde yaşamda anlam buluyor…

fuatkav@hotmail.com