Hafta sonu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü büyük bir coşku ile kutlandı. Kuzey Kürdistan, Rojava, Güney Kürdistan ve Avrupa, kadınların oluşturduğu gökkuşağı renkleri ile bezendi. Ulusal kıyafetlerin oluşturduğu renklilik değildi sadece. Aynı zamanda bütün farklıların buluştuğu bir gökkuşağıydı. Ortadoğu halklarının kadınları, ortak yaşama uyanışı müjdeledi. 8 Mart; ataerkil yaşam kültürünün birbirine yabancılaştırdığı kadınların isyanına şahitlik etti. Bin yıllardır farklılıkları düşman bellemiş yargılara ‘hayır’ dedi. En önemlisi sokaklara inmiş kadınlar bir kez daha Paris’te katledilen üç devrimci kadını anarak; katillerin açığa çıkarılmasını istedi. Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin yerini onbinlerce kadının aldığını gösterdiler.

Bu 8 Mart’ın ruhu farklıydı. Kadının geldiği düzey, talepleri, bir araya gelen kadınların kimlikleri farklıydı.
Kadınlar; yüz küsür yıllık örgütlü mücadelelerinin toplam sonucunu 8 Mart meydanlarında dile getirdiler. Bu kez sadece iş, aş, oy gibi talepler çok geride kaldı. Sorunu daha köklü ele alarak demokratik toplumun öncülüğünü yapacakları iddiasını gösterdiler. Sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik gibi ihtiyaçların karşılanması; eşit ve özgür bir toplumun gelişmesinin kadın açısından vazgeçilmez olduğunun mesajını verdiler. Özellikle 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin eşbaşkanlık sisteminin kalıcılaşması ve bir sisteme dönüşmesinin önemine dikkat çektiler.
8 Mart meydanlarında dikkat çeken diğer önemli husus ise; Kürt kadınlarının sınırları nasıl anlamsız kıldığı idi. Güney Kürdistan ve Rojava’dan gelen kadınlar ulusal birliğin önemini hatırlatmakla kalmadı, demokratik ulusun kadın birliğinden geçeceğinin altını çizdiler.
Tabii tüm bunlarla beraber demok­ratik bir toplumun yaratılmasının bütün farklılıkları kapsaması gerektiğini de mitinglerin bileşimiyle gösterdiler. Süryani, Arap, Türk, Ermeni ve Kürt kadınların 8 Mart mitinglerine katılımı sadece Kuzey Kürdistan ve Rojava için önem arz etmiyor. Ortadoğu’nun halkları açısından da oldukça anlamlı ve önemli bir buluşmayı ifade ediyor.
8 Mart’ın görkemi Avrupa’da da aynı idi. Ve farklı farklı coğrafyalarda gerçekleşen 8 Mart etkinlikleri taleplerin ortaklığı, farklılıkların biraradanlığı; kadın sorunun evrenselliği kadar, çözümün de ne denli evrensel olduğunu bir kez daha gösterdi.
Tabii 8 Mart kadın mücadelesinin yoğunlaştığı coğrafyanın Kürdistan olduğunun altını çizmek gerekiyor. Avrupa başta olmak üzere birçok yerde daha marjinal bir mücadeleye dönüşen, elit bazı kesimlerin öncülüğünde kalan, toplumsallaşmayan kadın mücadelesi; ana topraklarına yerleşiyor.    
Üstü örtülen kadın aklı, duygusu ve yaşamı Mezopotamya’da tekrar diriliyor. 1857’de ABD’de başlayan ve bugün kaynağa dönmüş olan kadın mücadelesi, Ortadoğu’nun kördüğüm olmuş sorunlarına rağmen belki de bir kez daha Mezopotamya halklarına hak ettikleri yaşamın öncülüğünü yapacak. Bunun verileri açığa çıkmıştır. Potansiyel olarak var olan gerçeğin uyanışı, kadınlar ve halklar karşıtı gerçeğini değiştirebilecek güçtedir.
Kadın, aklının, duygusunun ve enerjisinin dalga dalga yayılmasının değişimin motor gücü olduğu artık kabul gören bir hakikat.
Sorun şu ki; halen bu hakikatin farkında olmayan; geleneksel erkek aklı ile hareket eden, bundan vazgeçmeyen algıların toplumsal değişim karşısındaki direnişi. Bu direnişin sadece ve sadece insanı, toplumu, doğayı tükettiği artık görülmeli.
Sokaklara çıkmış kadınlar; çocuk arabalarıyla, ellerinden tuttukları kızlı erkekli çocuklarla bu eylemlere katılıyor. Düşünün bu çocuklar ‘Jin Jiyan Azadî sloganları ile büyüyor. Yani yeni bir nesil yetişiyor. ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganları ile büyüyen bu nesil ataerkil algıları daha fazla sorgulamakta ve değiştirmek istemektedir. Toplumsal değişimde bu demek değil midir zaten? Evet Kürdistan’da kadın baharı öncülünde demokratik bir toplum inşa ediliyor ve bu 30 Mart yerel seçimlerine toplam irade olarak yansıyacaktır.