Suçsuz yere müebbet hapisle tutulduğu cezaevinde kanser hastalığına yakalanan, tedavisi yapılmayan ve ölüm döşeğinde yatağa kelepçelenen 65 yaşındaki Koçer Özdal’ın cenazesine de müdahale eden devlet, taziyesine gitmeyi yasaklamakla yetinmeyip köyünü de yasak bölge ilan etti.

HDP Grup Başkanvekilleri, milletvekilleri ve Serhat bölgesi il eşbaşkanlarının da aralarında bulunduğu heyetin dün Koçer Özdal'ın taziyesine katılacaklarının açıklanması ardından Muş Valiliği, taziyenin kurulduğu Boylu ve Leylak köylerini "Geçici Güvenlik Bölgesi" ilan ederek, giriş-çıkışların yasaklandığını duyurdu.

Vücudunu kanser sarmasına ve bilinci kapanmasına rağmen yatağa kelepçelenip başında asker bekletilirken yaşamını yitiren 65 yaşındaki kanser hastası tutsak Koçer Özdal’ın cenazesi de devletin zulmünden kurtulamadığı gibi, mezarında da rahat verilmiyor. Cenaze töreni yaptırılmayan, ailesinden başka kimsenin cenazesinin kaldırılmasına izin verilmeyen Özdal’ın taziyesi için gidenler de engelleniyor. Muş Valiliği, HDP Grup Başkanvekilleri, milletvekilleri ve HDP Serhat bölgesi il eşbaşkanlarının da aralarında bulunduğu bir heyetin Koçer Özdal'ın taziyesine katılacaklarının açıklaması üzerine Boylu (Kers) ve Leylek (Leyleg) köylerini "Geçici Güvenlik Bölgesi" ilan etti. Valilik iki köye giriş-çıkışların yasaklandığını açıkladı.

Muş Valiliği'nin açıklaması şöyle: "Muş ili Varto ilçesinde bulunan BTÖ mensuplarının faaliyetlerine yönelik alınan duyumların artması nedeniyle, Boylu Köyü ve Leylek Köyü bölgelerinde yaşayan halkın huzur ve güvenliği, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, söz konusu bölgelerde faaliyet yürüten BTÖ mensuplarının etkisiz hale getirilmesi ve işbirlikçilerinin yakalanması, BTÖ mensupları tarafından kullanıldığı değerlendirilen sığınak, barınak ve depoların bulunarak tahrip edilmesi, şüpheli görülen şahısların ikametgâhlarında Cumhuriyet Savcılığı ile koordineli bir şekilde arama yapılması maksatlarıyla operasyonel faaliyet icra edilecektir. Valiliğimiz öncelikle vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması mevcut huzur ve güven ortamının devam ettirilmesi, devletimizin ve milletimizin her türlü terörist tehdidi ve saldırıdan korunması maksadıyla emniyet ve asayiş temin etmek için her türlü tedbiri almaktadır. Muş İli Varto İlçesi Boylu Köyü ve Leylek Köyü arasında kalan bölgenin 29 Ağustos 2018 günü saat 21.00 ile 04 Eylül 2018 günü saat 21.00 tarihleri arasında, bölgede ikamet eden vatandaşlar dışında; söz konusu bölgeye giriş-çıkış, ruhsatlı olsa dahi her türlü silah ve merminin taşınması ve bulundurulması, hayvan sürülerinin giriş-çıkışı ve hayvanların otlatılması ile bölgeye giriş-çıkış için kullanılan karayolları da çift taraflı olarak araç ve yaya geçişlerine yasaklanmıştır."

Muş Valiliği, HDP'li vekillerin cenaze törenine katılmalarını da engellemişti.

   

Tükenişin tablosu

Cenaze törenine katılmaları engellenen milletvekilleri, karşılaştıkları yaklaşıma dair konuştu. Heyette yer alan isimlerden HDP Muş Milletvekili Mensur Işık, “OHAL’in kalkması ile birlikte ‘Süper Valilere’ verilen yetkilerle birlikte OHAL bir anlamıyla devam ediyor ve kalıcılaştı. Valilikteki yetkiler genel anlamda kalkan OHAL’in yerine 81 OHAL bölgesi kuruldu. Koçer Özdal cenazesinde yaşanan olaylar da bu durumu net bir şekilde ortaya koymuştur” dedi.

 Adalet Bakanlığı ve İstanbul Adli Tıp Kurumu’na defalarca başvuru yapılmasına rağmen hasta tutuklu Özdal’ın tahliye edilmediğini anımsatan Işık, “Hasta tutukluların da hakkı vardır. Hastane raporu ile tedavi edilmeleri gerekir. Peki, neden tahliye edilmedi? Siyasi iktidar böyle bir hakkın verilmesini engelledi. Nihayetinde maalesef Koçer Özdal elleri ve ayakları kelepçeli bir şekilde yaşamını yitirmiş bir vaziyette tabut içerisinde ailesine teslim edildi. Bu ölümden siyasi iktidar sorumludur. Daha önce aynı şekilde hasta tutsak Celal Şeker’in de cenazesi geldi. Celal Şeker de aynı durumdaydı. Haftanın 4 günü diyalize giden bir hasta tutukluydu. O ölümün sorumlusu da aynı şekilde siyasi iktidardır” şeklinde konuştu.

 Işık, Özdal’ın cenaze törenine katılmalarının engellenmesi için ise “vicdansızlık ve ahlaksızlık” dedi.

 

Vali suç işliyor 

Yine hukuka aykırı bir şekilde Özdal için taziye kurulmasına izin verilmediğini, ablukaya alınan köye gitmek isteyen insanların engellendiğini kaydeden Işık, şunları söyledi: “Kurulan barikatlar, zırhlı araçlarla bizim köye girişimiz engellendi. Köyde aileye vermek istediğimiz bir taziye dayanışmasından dahi korkan bir siyasi iktidar ile karşı karşıyayız. Bir milletvekilinin bir köye gidişini hiçbir Vali engelleyemez. Bu tamamen keyfi bir davranıştır. Bu hukuka aykırı bir talimat, hukuka aykırı bir emirdir. Dolayısıyla bu emri veren vali suç işlemiştir. Bu emri yerine getiren kolluk güçleri de bu suça ortak olmuştur. Bu durumun hesabını valiye hukuki yollarla soracağız. Hangi yetkiye, güce dayanarak bir milletvekilinin köydeki hasta tutuklunun taziyesine gidişini engelleyebilir.”

Keyfi ve hukuksuz 

Koçer Özdal’ın son 4 yılda cezaevlerinde hayatını kaybeden 121 hasta tutukludan biri olduğunu hatırlatan milletvekili Şevin Coşkun da, cenazeye katılımlarının vali tarafından keyfi ve hukuka aykırı bir şekilde engellendiğini söyledi. Coşkun, “Vali’nin sadece sözlü talimatıyla verilen bu emir, insanlık değerlerinin ne kadar ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Müslümanlıktan bahseden iktidarın güdümündeki valiler ne yazık ki ailenin en doğal hakkı olan taziye kabullerini bile engelledi. Bu kabul edilebilir bir durum değildir” dedi.

   

Mücadele edeceğiz

 Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, Muş Havaalanı’na inmelerinden başlayarak kentte birçok yerde engellemelerle karşılaştıklarını ifade anlattı. Bu engellenmeler sırasında ‘valilik talimatı’ denilen emrin yazılı örneğini istediklerinde kendilerine herhangi bir belge gösterilmediğini belirten Koçyiğit, yine valiye ulaşmaya çalıştıklarını, ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını söyledi. Koçyiğit, devamında şunları dile getirdi: “Özel Kuvvetler ile Varto adeta kuşatma altındaydı. Nihayetinde bir siyasi mahpusu sadece defnetmek için oradaydık. Acılı yakınları, ailesi vardı. Onlarla bu acıları paylaşmak istedik, bizi de heyeti de sokmadılar. Birinci derece yakınları da definden saatler sonra çabalarımız sayesinde köye gidebildiler. Vali orada AKP’nin politikacısı gibi müdahale deniyor. Güvenlik gerekçesi gibi genel bir kavram ifade ediyorlar. Dört vekil arkadaş oradaydık. O anlamda güvenliği tehdit edeceğimiz bir durum zaten yoktu. Madem güvenlik sorunu var o zaman köydekiler nasıl köyde kalıyor? Koçer Özdal’ın bütün taleplerinin cevapsız bırakılması nasıl keyfi bir sistemin içinde yaşandığımızı gösteriyor. Buna karşı dün olduğu gibi bugün de, yarın da mücadele edeceğiz.”

Ahlak yoksunudurlar

Cenazeye katılmaları engellenen isimlerden HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç da, AKP iktidarı ellerinde kelepçelerle yaşamını yitiren hasta bir tutsağın sevenleri tarafından defnedilmesine bile izin vermeyecek kadar ahlak ve vicdandan yoksun olduğunu söyledi. Sarısaç, "Bu durum insani ve vicdani tükenişin tablosudur. Ölümüne devlet bile bile tarafından göz yumulan hasta bir tutuklunun taziyesine de tahammül edilmiyor. Devlet, hasta bir tutuklunun kelepçeli bir şekilde ölmesinin hesabını vermesi, bundan utanç duyması gerekirken, tüm inançlarda, ideolojilerde kutsal olan cenazelerin defnine aile bireylerinin katılmasını bile engelleyen bir vicdansızlık ve ahlaksızlıkla yaklaşmaktadır. Ne olursa olsun halkımızın acısında, mutluluklarında yanlarında olacağız ve hiç kimse bizi bundan alıkoyamaz" diye konuştu. 

 

 MUŞ

 
 

Hasta tutsaklardan intikam alınıyor

   

Türk devletinin hasta tutsaklara yönelik zamana yayılmış ölüm politikası uyguladığını söyleyen Av. Yusuf Erdoğan, bu şekilde hasta tutsaklardan intikam alındığını belirtti.

Türk devletinin Kürdistan ve Türkiye'deki cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklarla ilgili politikası her geçen daha fazla tutsağın yaşamını yitirmesine yol açıyor. Devletin hasta tutsaklara yönelik düşmanca politikası sonucu, hasta tutsakların yıllarca ağır cezaevi koşullarında tutulmaları yetmiyormuş gibi, tedavileri de yapılmayarak yaşamlarını yitirmelerine neden oluyor. Son bir yıl içerisinde Ahmet Bayar, Celal Şeker, Selahattin Aytek ve geçtiğimiz günlerde Koçer Özdal cezaevinde kaldıkları süreç içerisinde yakalandıkları hastalıklardan dolayı yaşamlarını yitirdiler. Hasta tutsakların durumlarına ilişkin ANF'ye konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Cezaevi Komisyonu Üyesi Av. Yusuf Erdoğan, devletin hasta tutsaklar üzerindeki politikasının rehine politikası olduğunu vurguladı.

Av. Erdoğan şunları kaydetti: "Türk cezaevlerinde 402'si ağır olmak üzere bin 154 hasta tutsak bulunmaktadır. Şimdi ATK'nin resmi kayıtlarına göre 2017 yılı Şubat ayından bu yana sabit 841 sürekli ve ağır hasta tutsak var. İHD Hapishaneler Komisyonu olarak şubemizin de bulunduğu tüm illerde, genel başvurular ve taramalar ile işlem yapıp bu başvurularla ilgili devletin kurumları ile yazışmalar gerçekleştiriyoruz. Bunlar, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, tutsağın bulunduğu kentin cezaevi savcılığı ve bulunduğu cezaevi müdürlükleridir. Ayrıca tutsağın durumunu takip ederek, infazın ertelenmesi noktasında cezaevi dışında da tedavi edilmesi için çalışma yürütüyoruz."

ATK hep 'kalabilir' diyor

Hasta tutsakların durumları hakkında başvurdukları devlet kurumlarının takındıkları tavırlara dair de bilgi veren Av. Erdoğan, şöyle devam etti: "Tutsağın kendisi ağır ve sürekli bir hastalığı olduğu yönünde bir tespite vardığı zaman derneğimize raporlarını gönderir. Biz cezaevinde kendisiyle görüşme de gerçekleştiriyoruz. Bunun sonuncunda ondan da yüz yüze başvuru aldıktan sonra yazışmalar yapıyoruz.

Yazışmaları yaptığımız devlet kurumları bazı durumlarda hiç cevap vermiyorlar. Cevap verdiklerinde ise ATK'nin verdiği raporları dikkate alarak, ağır hasta olmasına rağmen tutuklunun sağlık durumunun iyi olduğu yönünde kararlar veriyorlar. ATK'nin verdiği raporların devlet tarafından dikkate alınmaması gerektiğini ve bu raporların yanlı, taraflı olduğunu belirttik. Çünkü ATK sürekli 'hayatını cezaevinde idame ettirebilir' yönünde raporlar veriyor."

Ölüm sınırı kesinleşince

Koçer Özdal'ın durumuna da değinen Av. Erdoğan, şunları dile getirdi: “Ağır hasta olmasına, cezaevinde hayatını idame ettirememesine ve birçok sivil toplum kuruluşlarının çağrısına rağmen ölümüne çok az bir zaman kala hastanede tedavisi ile ilgili bir karar verildi. Devlet bu politikasınısürdürüyor ve ilgili kurumlar da bu yönde tavır takınıyor. Tutsağın ölümüne çok az zaman kala ya tahliyesi yönünde karar veriyorlar ya da hastanede tedavisinin yapılması yönünde bir tavır takınıyorlar. Biz her basın açıklamamızda ve bu konuyla ilgili her çalışmamızda kayıtsız şartsız başta siyasi hasta tutsaklar olmak üzere adli tutsakların da hastalıklarından kaynaklı cezaevlerinde kalmamaları yönünde tahliye kararlarının alınmasını talep ediyoruz."

Hasta tutsak konusunun, devlet güçlerinin inisiyatifine bırakıldığını vurgulayan Av. Erdoğan, devamla şunları kaydetti: "Çünkü kolluk, hasta tutsak 'Toplum açısından tehlike arz ediyor' gerekçesi ile olumsuz rapor veriyor ve savcılık da bu rapora dayanarak karar veriyor. Geçmişte böyle kararlara çok rastladık. 'Tahliye olursa örgüt propagandası yapabilir, dışarıda tedavisi yapılırsa yaşamını yitirirse gömülmesi durumunda örgüt tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılabilir' şeklinde bir düşünceyle hareket ediliyor. Bu konunun sorumluları tamamen siyasi iktidardır. Siyasi iktidara İHD olarak çağrımız, hasta tutsakların kayıtsız şartsız serbest bırakılmasıdır."

Devletin hasta tutsaklara 'Biz sizi ölümün son anında bile rahat bırakmayacağız' politikasını dayattığını söyleyen Av. Erdoğan şu değerlendirmelerde bulundu: "Kelepçeli tedavinin sonuna kadar dayatılması da tamamen bu politikadan kaynaklıdır. Hastanede bile hasta tutsaklara tecrit koşulları dayatılıyor. Devletin böyle bir politika gütmesinin birinci nedeni, siyasi hasta mahpuslardan intikam almaktır. İkincisi ise dışarıdaki siyasetçilere, 'Eğer bana karşı gelirseniz cezaevi koşullarında sizlere bu ağırlaştırılmış tecridi yaşatırım' mesajını veriyor. Bu ikisinin toplamında da 'Bunlar rehindir' mesajını veriyor."

Zamana yayılmış ölüm

Devletin hasta tutsakların durumundan haberdar olduğunu kaydeden Av. Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Hatta kimi cezaevleri bu konuda bizden daha fazla bilgiye sahip. Bu, zamana yayılmış bir ölüm politikasıdır. Hasta tutsaklarla ilgili mesele, sadece devlet kanallarını zorlamakla aşılabilecek bir sorun değildir. Devlet hasta tutsakların ölmesini istiyor. Bu zaten bilinen bir durum. Bu durumu da maalesef herkes izliyor. Bazı kurumların bu yönde çabaları var ama bu tek başına yetmiyor."

 
 

Soylu 'devam’ mesajı veriyor

 

MEHMET ŞAH ORUÇ MA/MARDİN

 

Babasını Nusaybin'de 25 yıl önce 'faili meçhul' cinayet sonucu yitiren HDP Mardin Milletvekili Pero Dündar, Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Çiller ve Ağar'ı sahiplenip aynı şeyleri yapacaklarının mesajını verdiğini söyledi.

   

Türkiye'de 90'lı yıllarda gözaltına alınıp kaybedilen, akıbeti bilinmeyen ve katledilen binlerce kişinin yakınları geçen zamana rağmen adalet mücadelelerini sürdürüyor. Kayıp yakınları, İstanbul, Amed, İzmir, Batman gibi birçok kentte her hafta düzenledikleri oturma eylemleriyle yaşananları bir kez daha herkesin vicdanlarına sunarken İstanbul’da Cumartesi Anneleri'nin 700'üncü hafta eylemine yönelik saldırı tepkilere neden oldu.

Yaşananlara tepki gösteren isimlerden biri de aynı zamanda bir kayıp yakını olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin Milletvekili Pero Dündar. Dündar’ın babası Hasan Dündar, Mardin'in Nusaybin ilçesinde 13 Ekim 1993’te işyerinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Açılan soruşturma ve yetkili mercilere yapılan tüm başvurulara rağmen 25 yıldır Dündar'ın failleri bulunmazken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etti.

Çiller ve Ağar ikilisi 

Babasının mezarının olduğunu; ancak faillerinin ortada olmadığını kaydeden Dündar, "O dönem Nusaybin'de babam ilk katledilen isimdi. Ondan sonra da katledilmeler devam etti. Babamın faillerinin ortaya çıkarılması için davalar açıldı. Aile, yıllarca mahkeme salonlarında süründü. Ama failler ortaya çıkarılmadı" dedi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile dönemin 'kilit' isimlerinden Mehmet Ağar'ın politikalarına dikkat çeken Dündar, şöyle devam etti:"IŞİD'in uygulamalarını, o dönem bölgede Çiller ve Ağar uyguluyordu. O süreçteki yetkililerin hiçbiri yargılanmadı ve ceza almadı. Aksine ödüllendirildi."

 

Kalanlara saldırıyorlar 

AKP'nin bu dönemde Çiller, Ağar ve MHP ile yaptığı ortaklığa da işaret eden Dündar, "AKP, o dönemin konseptini onaylıyor. Belki de daha da tehlikeli bir sürece doğru gidiyoruz. O dönemin torosların yerini bugün rangerler aldı" diye konuştu.  Dündar, Cumartesi Anneleri'ne yapılan polis saldırısına ilişkin de "Şimdi de kalanlara saldırıyorlar Annelerin eylemleri belirli zamanlarda yasaklandı, engellendi. Ama annelerin ısrarları bazı kayıplarının önüne geçti. Bir anne için en önemli şey, çocuğunu yitirmemesi. Eğer çocuğunu yitirmişse de her hafta gidip mezarını ziyaret etmektir. Bu insani bir haktır. Sadece çocuklarının kemiklerinin bulunmasını istiyorlardı. Katillerin ortaya çıkarılmasını talep ediyorlardı. Dünya'da görülmeyen bir tarzda annelere müdahale edildi. Bunun örneği yok" dedi.

Yok etme ittifakı 

Yapılan saldırıyla kendi suçlarının üstünü örtmeye çalıştıklarına vurgu yapan Dündar, "Daha öncede engellemeler vardı. Ama bu saldırıyla zirve yaptılar. Adalet olursa bunların ittifakı bozulacak. Bu ittifak, Kürtleri kaybetme, kaybettirme ve yok etme ittifakıdır. Demokratik kesimlere de aynısını uyguluyorlar" şeklinde konuştu.

Suç üstüne suç işliyor

"Katiller ile bir ülke yönetilemez diyen Dündar, Soylu'nun Cumartesi Anneleri'ne yönelik sarf ettiği sözlere de tepki gösterdi. Dündar, şunları dile getirdi: "Benim babam hangi suçtan katledildi. Babam yıllardı esnaftı. Nusaybin'de tanımayan yoktu. Babam demokrat bir Müslümandı. İşyerinin önünde katledildi. Katledilenlerin çoğu ya evlerinin önünde ya işyerlerinde ya gözaltında ya da evleri basılarak katledildi. Bu kayıplardan dolayı özür dilemesi gerekirken, suç üstüne suç işliyor. Bunun hakkında herkesin suç duyurusunda bulunması gerekir."

Soylu'nun, 90'lı yıllarda yaşanan karanlık dönemin yeniden faal duruma getirmeye çalıştığını kaydeden Dündar, "Çiller ve Ağar'ı sahipleniyor. Aynı şeyleri yapacaklarının mesajını veriyor" dedi.

 
 

AKP tamamen yasakladı

   

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İstiklal Caddesi gibi alanlarda bundan sonra Cumartesi Anneleri'nin yaptığı eylemlere izin verilmeyeceğini söyledi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası açıklamalarda bulundu.

Çelik, Cumartesi Anneleri’ni eylemini yasaklayacaklarını belirterek, şunları söyledi: "Gelinen noktada zaman içerisinde bizim gözlemlerimize göre 2010 yılında itibaren burası terör örgütlerinin ele geçirdiği bir platform oldu. Belli kesimlerin burayı kara propaganda merkezi haline getirmesine karşı gereken tedbirlerin alınması gerekiyordu. Zaten görüntülere bakınca bunu görüyorsunuz. Annelerin acısını istismar ederek terör propaganda yapmasına müsaade edilmeyecektir. O alan bundan sonra böyle bir iş için kullanılmayacaktır. İstiklal Caddesi gibi yerlerde bu tür eylemlere müsaade edilmeyecektir. Bu tür yerlerde eylem yapmak isteyen AK Parti bile olsa müsaade edilmeyecektir."

 

İHD: Tanımayacağız

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, yazılı açıklama yaparak, AKP Sözcüsü Ömer Çelik'in Cumartesi Anneleri’ne dönük 'yasakçı' açıklamasına tepki gösterdi.

Açıklamada, Çelik’in sözlerinin tahrik içerdiği belirtilerek, “Cumartesi Anneleri'nin mücadelesinin engellenmesi, hakikatlerin gizlenerek suçluların korunmak istenmesi yanında, barışçıl bir sivil itaatsizlik eylemini provoke ederek, toplumun geniş bir kesimi tarafından sahiplenilen Cumartesi Anneleri üzerinden toplumun bir kargaşaya sürüklenmek istendiğini de gösteriyor. Yaşanan siyasi ve ekonomik krizi perdelemek için, yaratılacak bu kargaşadan beslenmek isteyenlere karşı toplumu uyanık olmaya çağırırken, diyoruz ki; Cumartesi Anneleri, hükümetten gelen bu karalama ve çarpıtma içeren saldırıları 23 yıl 3 aydır süren mücadele tarihleri, yüreklerinin gücü ve alınlarının akıyla boşa çıkarmaya devam edecektir” denildi.

 

Hiçbir söz kirletemez

Cumartesi Anneleri’nin çocuklarını bulma isteğini, çocuklarına özlemini, adalet arayışını kimden gelirse gelsin, hiçbir sözün kirletemeyeceği vurgulanan açıklamada, şunlar ifade edildi: "Cumartesi Anneleri’ne yönelik her saldırı, toplum vicdanında ve aklında anında mahkum edilecek, Anayasa, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı bu yasak kararları ulusal mahkemelerde olmazsa uluslararası mahkemelerde mutlaka cezalandırılacaktır. Cumartesi Anneleri yarın yapacakları bir basın toplantısı ile hükümetten gelen bu saldırılara gereken cevabı verecek ve bundan sonra yoluna nasıl devam edeceğini kamuoyu ile paylaşacaktır. Sözümüzün devamını bu toplantıya bırakırken bir kez daha, hükümetin Cumartesi Anneleri'ne yönelik hakaret ve karalama içeren söylemlerini, yaklaşımlarını ve Cumartesi Anneleri’ne saldırarak demokrasi güçlerinin ve duyarlı kesimlerin tahrik edilmeye çalışılmasını kınıyoruz. Bizler insan hakları savunucuları olarak, Cumartesi Anneleri'nin her zaman hakikat ve adalet taleplerinin sesi, soluğu olmaya devam edeceğiz. Cumartesi Anneleri/İnsanları gözaltında kayıplarını aramaktan ve adalet istemekten vazgeçmeyecek.”