7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrasında AKP’nin kiminle koalisyon kuracağı tartışması 29 Haziran 2015 Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ile artık sonuca bağlanmış durumda. Yeni kurulacak hükümetin birinci ortağı tecavüzcü, katliamcı soysuzlar çetesi DAİŞ. Koalisyonun ikinci ortağı bu çetelerin zulmünü ve vahşetini güzel gösteren, Kürtlere ve kadınlara düşmanlık yapan AKP medyası... Koalisyonun üçüncü ortağı, yanı başında çete bayrağı dalgalanırken, çeteler katliam yaparken izleyen, onlarla kol kola giren Türk Silahlı Kuvvetleridir. Koalisyonun dördüncü ortağı ise ilk üç ortağı siyaseten taşıyan AKP’dir. Beşinci ortak için Meclis’ten dayanak aranması çalışması ise biraz daha sürdürülecek. Bu ortaklardan birinin MHP ya da AKP olması olasılık dahilindedir.

Ama artık AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümetinin kurulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kurulan bu hükümet tabii ki savaş hükümetidir. Kürt, Alevi, kadın, Ermeni, Rum, Laz, Arap ve diğer halklara karşıdır. Söz konusu hükümetin programı da netleşmiştir. AKP-medya-TSK-DAİŞ çetelerinin ortaklaşa kuracakları savaş hükümetinin dış politikası halklara düşmanlık yapma temelindedir. Suriye’yi kaos içinde tutma, Kürtleri düşman ilan etme, Irak’ta kendisine işbirlikçi sağlayarak rant elde etme, İran ile Hizbulkontra tetikçilerini kullanarak denge siyaseti izleme; Yunan halkının içine girdiği ekonomik krizden nemalanmak bu çeteci savaş hükümetinin temel politikalarından biri oluyor. 

AKP-medya-TSK-DAİŞ çeteci savaş hükümetinin askeri politikasını MİT özel olarak hazırlamış durumda. Gerektiğinde "birkaç adam gönderip, birkaç füze attırıp komşu topraklarına savaş çıkarma" taktiği "Kobanê’deki, Şengal’deki gibi çeteci tetikçileri kullanarak fiziki soykırımı" tırmandırma taktiğine dönüşmüştür. Bu çeteci savaş hükümetinin oluşturduğu koalsiyon Katar-Suudi Arabistan ile işbirliğinde bölgeyi daha da fazla istikrarsızlığa sürükleyecek bir girişimin de sahibi olacaktır.

AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümetinin iç politikası tamamen baskı ve tekçi sistemin devamı niteliğinde olacaktır. İçeride kendisine muhalif her kesime özel savaş politikaları dayatarak teslim alma; bunu yapamayınca da 5 Haziran 2015’teki gibi HDP Amed mitingine yapılan saldırılar ya da JİTEM'ci Hizbulkontra çeteleri ile kitlesel kıyımların yapılmasını sağlayacak bir taktiği hayata geçirecektir. Dolayısıyla bu savaş hükümetinin dehşet içeren iç politika stratejisi vardır. 

AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümetinin Türkiye’deki bütün muhalefet öğelerini teslim almak için akla hayale gelmez politik taktiklere sahip olduğuna dikkat çekmekte de fayda var. Çünkü bu kir koalisyonu içindeki tek tek bireyler ile örgütlerin ortak noktası hepsinin suç sicilinin kabarık olmasıdır. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın Roboskî başta olmak üzere birçok kritik noktada verdiği "katliam emirleri" "oğlu Bilal, damadı ve diğer yakınları ile birlikte çaldıkları paralar", siyasi alandaki adam devşirme, siyasi nüfuz edinmek için anayasal suçlar işlemek de dahil olmak üzere birçok suçu artık sabittir. Tayyip Erdoğan’ın hem başbakanlığı hem cumhurbaşkanlığı dönemindeki suçlarına isteyerek ya da istemeyerek ortak olan Türk Silahlı Kuvvetleri de suça bulaştığı ve bu suçu işlemek için meyilli olduğu için Erdoğan ile birlikte AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümeti cephesinde yer almıştır. 

AKP’nin medyası da zaten karın bağı, varoluşu gereği AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümetinde yer almak durumunda kalmıştır. Eğer AKP medyası bu çeteci savaş hükümetinde yer almasa oradaki muhabir-yazar-yayın yönetmeni-programcısı ortada kalacaktır. Zaten AKP siyasal alanda işte bu koalisyonun koordinasyon merkezi olmak durumundadır. Yani Yalçın Akdoğan, Feridun Sinirlioğlu, Mevlüt Çavuşoğlu, Ahmet Davutoğlu, Melih Gökçek ve diğerleri bu koalisyonun siyasal ve ekonomik alandaki temsilcileri olacaktır. Kuşkusuz AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümeti hala kendisini çok güçsüz görmekte ve kendisine destek olabilecek başka çevrelerle de ilişki kurma peşindedir. CHP ve MHP ile de pazarlıklar bu temelde yürümektedir. 

Peki AKP-medya-TSK-DAİŞ savaş hükümeti kısa-orta ve uzun vadede ne gibi sonuçlar alabilir? Hiç kusura bakmasınlar ama hiçbir halt yiyemezler! Tarihsel ve siyasal olarak yenilmek ve aşılmak durumunda kalacaklar. Çünkü karşılarına aldıkları güçler öylesine sıradan ve boş güçler değil. Bir kere halkları kendisine düşman edinmiş, hırsızlık, talan, tecavüz ve katliamlarla kendisini var etmeye çalışan bir siyaset bu topraklarda artık çok fazla uzun ömürlü olmayacaktır. İçeride Türkiye halklarının muhalefeti, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin direnişçi karakteri, Ortadoğu’nun çelişkili görünen ama totaliter rejimleri kusan özelliği, kadınların-anaların öfkesi, gençlerin fedailiği, emekçilerin gücü ve diğer bütün dinamikler birleştiğinde cüceleşmiş bir Tayyip Erdoğan, kaçacak delik arayan DAİŞ çeteleri, "benim yerim halkımın yanıdır" yalanına sarılacak "mehmetçik" ve tuvalet kağıdı olma kullanım değerinde bile olmayacak AKP medyası ortaya çıkacaktır. 

Dolayısı ile zulüm ve vahşet cephesi birleşince saflar daha fazla netleşecek, insanlık ak ve kara faşizmin renklerinin bir biçimsel ayrılık olacağını görecek ve AKP’den DAİŞ çetelerine kadar uzanan faşist cepheyi kendi tükürüğünde boğacaktır. Olacak olan budur. Bu koalisyondan erken seçim yerine erkene alınmış devrim koşulları ortaya çıkacaktır…