24 Haziran’a sayılı günler kaldı. Hemen herkes bu seçimin Türkiye'nin geleceği için kader tayin edici bir seçim olduğunu söylüyor. Aslında cumhuriyetin yönünü nereye doğru olması gerektiği 7 Haziran seçiminde ortaya çıkmıştı; 7 Haziran seçim sonuçları halkların demokratik cumhuriyet istediğini, demokrasiye açık, hukuka saygılı bir devlet sisteminden yana olduğunu ortaya koymuştu. Ancak faşist tekçi devlet isteyen Bahçeli ve Erdoğan bu seçimi kabullenmeyerek iptal etti. 1 Kasım 2015’de yeniden seçime gidildi. 1 Kasım seçimlerinde cumhuriyetin demokratikleşmesinin talebi ve işareti olan HDP tüm baskı ve katliamlara rağmen çatısı altındaki inanç ve halkların temsilcileriyle parlamentoya girme başarısını gösterdi.
Faşist klik demokrasi güçlerinin bu başarısını hazmedemediği için peş peşe darbeler yaptı. 15 Temmuz darbesini bahane ederek Kürtlere, sol ve HDP çatısı altındaki diğer kesimlere saldırılarını yoğunlaştırdı. Vekillerin tutuklanmasından belediyeleri kayyumlarla gasp etmeye kadar, Kürt halkının iradesiyle kazandığı kurumlarını işgal etti. 1980 askeri darbesinin yapmadıklarını Erdoğan ve AKP, MHP’nin açık desteği ile yaptı.
CHP de son dönemlere kadar yaptığı büyük hatalarla Erdoğan ve AKP'nin faşizan uygulamalarına meşruluk kazandırdı. Faşist saldırılara karşı Kürt özgürlük mücadelesinin ve Türkiye demokrasi güçlerinin direnişi ve bölgesel gelişmeler kendilerini zorlayınca, faşist güruh Erdoğan ve Bahçeli şefliğinde birleşip daha açık saldırı yapacak ortamı yasal olarak düzenlemeye başladı. Demokrasi güçlerinin direncini kıramayınca tıpkı 1 Kasım 2015 seçimi gibi 24 Haziran seçimini de Bahçeli’ye söylettirip erken seçim kararı aldılar.
Irkçı faşist blok Erdoğan şefliğinde birleşmiştir. Erdoğan kullanılmaya en müsait bir tiptir. Türkiye siyasetinde sıkça kullanılan kavramla omurgasız biridir. Söylemi ile yaptıkları arasında yüz seksen derece fark vardır. Muhaliflerine yönelttiği her eleştiri ve suçlama kendisinin yaptıklarıdır. Örneğin geçenlerde gaspçı kayyumlara ‘HDP’li belediyeler kendilerine oy veren halka ihanet etti’ derken aslında kendi hainliğini ve Kürt düşmanlığını dillendiriyordu. Yine Selahattin Demirtaş’a yönelttiklerinin tümü kendi pratiğiydi. O’nun ve AKP'nin elinde binlerce Kürt’ün kanı vardır.
Tam bir bukalemun olan Erdoğan, küresel sermaye ile işe başlamış, başlarken Fethullah Gülen’in perspektifini, duasını almıştı. İlk süreçlerde siyasi yüzü MHP olan devlet ve kesimlerle çatışıyor gibi yapıyordu. Para biriktirip, yandaşlarını milyarder yaptıktan sonra artık devlet olabilirim kanaatine vardı.
Aslında AKP Türkiye'ye dışardan dayatılmış bir projedir. İlerde bu belgeleriyle çok daha net açığa çıkacaktır. AKP, Türkiye'yi Ortadoğu'daki gelişmelerde rahat kullanmak için iktidara getirildi. Devlet aklı bu kullanılmaya karşılık uluslararası sistemden Kürtleri imha icazeti alacağını umut ederek olabilir demiştir. Kürtler direnip güçlendikçe Erdoğan ve AKP kaybetmeye başladı. Bunu bir süredir ‘Türkiye'nin bekası tehlikede’ diyerek itiraf etmektedir. Zaten bu son ortaya çıkmaya başlayınca MHP AKP'yi kendi cephesine aldı. Ve en az son üç yıldır Erdoğan ve AKP, MHP’lidir.
MHP’nin soğuk savaş döneminde kontrgerilla savaşında kullanılacak paramiliter güçleri örgütlemek için kurulduğunu biliyoruz. Türkiye'de hep bahsi edilen derin devlet, Gladio, Ergenekon vb... yapıların siyasi uzantısıdır. Bu kirli ve derin yapı Kürt halkına karşı yürüttüğü kirli savaşı bahane ve gerekçe yaparak, bağlı olduğu NATO Gladiosu’ndan ayrışmıştır. Ve muhtemelen 15 Temmuz darbesini engelleyenler içinde bunlar aktif rol aldılar. Yani 15 Temmuz darbesini hep propaganda edildiği gibi Erdoğan ve AKP yandaşları değil, muhtemelen ordu ve MİT içindeki MHP çizgisi engelledi. Erdoğan ve AKP'nin 15 Temmuz’dan sonra MHP ile birleşmesini bir de böyle de okuyabiliriz. Dolayısıyla Erdoğan ve AKP, 1960’larda Alparslan Türkeş’in komutasında kurulan ve soğuk savaşın sonlanmasıyla da özerkleşen Türk Gladiosu’nun partisi oldu.
BBP Muhsin Yazıcıoğlu döneminde şimdilerde Akşener’in yapmaya çalıştığını yapmaya çalışıyordu. Yazıcıoğlu MHP’li bir ülkücüydü. 1980 darbesinde devletin dış güçlerle birlikte kendilerini sol ve sosyalistlere karşı kullandığını söylemişti. MHP’nin gerçeğini en iyi bilen biriydi. MHP ülkücülerini kullanan devlet onun bu sağduyulu yaklaşımından korkmuş olmalı ki Hrant Dink cinayetini BBP’nin Alperen Ocaklarına üye olanlara işleterek, O’nu eski çizgiye çekmeye çalışmıştı. Hatırlanacağı üzere 2007’de işlenen cinayetler bir biçimde BBP ile irtibatlandırıldı. Yazıcıoğlu direnince 2009’da henüz anlaşılmamış bir biçimde öldürüldü. Yazıcıoğlu’nun öldürülmesiyle BBP, MHP-AKP birliğine dahil edildi. Hüda-Par’ın da katılmasıyla Türk Gladiosu’nun tüm parçaları birleşmiş oldu.
Hüda-Par 1990’ların başında Türk Gladiosu’nun Kürdistan ayağı olarak devreye konulan Hizbulkontra’nın siyasi partisidir. Ülkücülerin batı illerinde Türk aydınlarına ve yurtseverlerine yaptıklarını bunlar da Kürdistan'da yüzlerce Kürt yurtseverini katlederek yaptı.
MHP-BBP-AKP-Hüda-Par birlikte seçime giriyorlar. Bu 1960’dan bu yana Türkiye'de kirli ve karanlık iş yapan Gladio’nun siyasi partiler adı altında seçime girmesi demektir. Ve kazanmaları halinde 1960’dan bu yana yapılan darbelerin en kirli ve faşist uygulamalarından derleyecekleriyle bir sistem kuracaklar. Böylece tüm darbeler halkın onayını aldı diyecek karşıt olanların tümünü ezmek isteyeceklerdir. Daha açık bir ifade ile halk darbeci, darbe sever ya da darbe onaylayanlar haline getirilmiş olacak. Böylece daha şimdiden muhaliflerin seçim stantlarına saldırtılanların eline silah ve sator verip tıpkı Afrika’daki kabileler gibi istedikleri zaman sokağa salacaklar.
Eğer bu sivil görünümlü Gladio kaybederse Türkiye uçurumun kenarından dönmüş olacak.