Başbakan sonunda gerçek düşüncesini ortaya koydu. Artık Kürt sorunu da, açılım da yok dedi. On yıllardır tüm başbakanların söylediği gibi milli birlik ve beraberlikten söz etti. Açılım yok, milli birlik ve beraberlik projesi var demek, kültürel soykırım zihniyetinin dışa vurumudur. Zaten son zamanlardaki konuşmaları tamamen Kürt Özgürlük Hareketi’ni şiddetle ezmeye yöneliktir.
AKP’nin bir çözüm politikası olmadığı iyice netleşti. Zaten hiçbir zaman da çözüm politikası olmadı. Sadece halkın mücadelesi karşısında zorlanınca beklenti ve oyalama yaratmak için kültürel soykırımı durdurmayacak bazı tedbirlere yöneldi. Buna da açılım dediler. TRT 6 gibi şeyler çözüm için atılan adımlar değil, Kürt halkının mücadelesini zayıflatacak ve durduracak tedbirler olarak düşünülmüştür. Görüşmeler de bir çözüm için değil, oyalama ve tasfiye için değerlendirilmek istenmiştir. Nitekim İmralı ve Oslo görüşmeleri sonucu ulaşılan protokolleri kabul etmemiştir. Görüşmeler bir çözüm noktasına gelince yan çizmiştir.
Oyalama ve beklenti yaratmak bir yere kadar olur, ya ondan sonrası! İşte bir yıldan fazla bir süredir çatışmaların şiddetlenmesi, Erdoğan’ın kendini akıllı, karşısındakini aptal yerine koyma politikasının sonucudur. Erdoğan her sıkıştığında temsilcilerini İmralı’ya göndermiştir. Seçimler ve referandum öncesi ateşkes istemiştir. Ama son seçimde aldığı yüzde 50 civarında oyla kendisini güçlü hissettiği andan itibaren ne haliniz varsa görün demiştir. Halbuki Kürt Halk Önderi seçim sonrasına kadar şans vermişti. Seçim sonrası AKP Hükümeti adım atmayınca Kürt Halk Önderi kendini görüşmelerden geri çekti. Çünkü çözümsüzlüğün olduğu yerde çözüm olabilirmiş gibi halkı oyalayamazdı. Nitekim sonuçta “ben ancak özgürlük, sağlık ve güvenlik koşullarında devreye girerim, yoksa yokum” demiştir.
Kürt Halk Önderi bu tutumu nedeniyle 14 aydır avukatlarıyla görüştürülmüyor. AKP Hükümeti bu tecrit ve şantaj politikasıyla savaştan sonuç almak istediğini ilan etmiş oldu. Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur, açılım yoktur, sadece milli birlik ve beraberlik politikası vardır” söylemi o gün pratiğe geçmiştir. O günden bugüne de savaş şiddetlenerek sürmektedir. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları bu savaşın yakın zamanda duracağını göstermiyor. Çünkü açılım yok, milli birlik ve beraberlik politikası var, diyor. Bunun anlamı, Kürtlere zorla kültürel soykırım sistemini kabul ettirmek oluyor.
AKP Hükümeti istiyor ki 12 Haziran 2011 seçimleri öncesine dönülsün. Yani oyalama ve beklenti yaratma biçimindeki durum tekrar etsin. Kürt Özgürlük Hareketi ise artık eski durum tekrar edilemez diyor. Kürt Halk Önderi’nin tutumu bunu açıkça ortaya koyuyor. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi artık çözüm zamanıdır diyor. Başbakan ise tutumuyla çözüm yok, savaşa devam, diyor. Çatışmalar neden şiddetleniyor sorusunun cevabı budur.
Kürtlerin haklarını tanımamakta ısrar savaşta ısrardır. Kürtler kültürel soykırım sistemini kabul etmeyeceğine göre, bu politikaya karşı direnişin yükseleceği kesindir. Onlarca yıllık mücadele sonucu Kürtlerin özgürlük ve demokrasi bilinci onlarca yıl öncesine göre yüz kat artmıştır. Bu nedenle Kürt halkını baskı, zor, şiddet ve tutuklamayla özgürlük mücadelesinden vazgeçirmek mümkün değildir. AKP Hükümeti bugün tüm eski iktidarlar gibi Kürt halkına diz çöktürmek istiyor. Bizim politikamızı kabul edin demek bu anlama geliyor.
AKP’nin bugün açıkça ortaya koyduğu politika, zihniyet değiştirememenin ve tıkanmanın ifadesidir. Klasik inkar, imha ve kültürel soykırım politikasının sürdürülmesidir. AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda net bir Kürt politikası yoktu. 2007 yılında Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe’de yaptığı mutabakatla Kürt politikasını netleştirdi. Bu mutabakatla siyasal İslamcılar devlet içine alınacak, bunun karşılığında da Kürtleri Türkleştirme stratejisi sürdürülecekti. Yani Dolmabahçe’de tek millet yaratma projesinde uzlaşılmıştır. Tayyip Erdoğan’ın “mezara kadar götüreceğim” dediği mutabakat budur. Nitekim Erdoğan her ağzını açtığında milli birlik ve beraberlik projesinden söz etmektedir. Bu mutabakatı anlamayanlar, görmeyenler AKP’nin ve başbakanın neden bugünkü politikayı izlediğini anlayamazlar.
Kuşkusuz bu politikada Kürtleri kandırma ve oyalama için atılacak adımlar da vardır. TRT 6 gibi girişimler de bu mutabakatın İlker Başbuğ’la yenilenmesinde kararlaştırılmıştır. Çünkü Kürt eski Kürt değildir. Kandırmak, oyalamak ve bu temelde Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için bu tür yöntemlere de ihtiyaç vardır.
Bu yöntemler ve oyalamalar da sonuç vermemiş, sonuçta yeniden eski politika ve uygulamalara dönülmüştür. Bugün yaşanılanların izahı kısaca böyledir.
Her ne kadar bazı işbirlikçiler, hainler ve de gafiller kimliğin tanınması, anadilde eğitim ve Demokratik Özerklik talepleri için direnmeye gerek yok dese de, bugün hala Kürt halkının varlık ve özgürlük talebi çok yaşamsal olarak çözüm beklemektedir. Devlet ve iktidar için savaşlar yapmak ve uğruna ölmek ne kadar yanlış ve insanlık dışıysa, bir halkın varlığı, kimliği, dili ve özgür yaşamı (tabii ki kendi kendini yönetmesi) için direnmek ve bedel ödemeyi göze almak da o kadar kutsal bir tutumdur.
Kürt halkı özgür gelecek ve onurlu bir yaşam için mücadelesini sürdürmektedir. Bu haklı ve onurlu mücadelesini çok uzun olmayan bir zamanda başarıya ulaştıracaktır. Çünkü inançlı ve kararlı bir halkın bu özgürlük ve onurlu yaşam mücadelesi önünde durmak mümkün değildir.
Milli birlik ve beraberlik nakaratı