
Sert, ağır, kurşuni bir soğuk çökmüş kentin üzerine. Hafif hafif yağan yağmur git gide içi dolmaya başlayan sulu kar tanelerine dönüşmeye başlıyor. Arada bir ortaya çıkan hafif şiddette bir rüzgar küçük, sulu kar tanelerini içine toplayıp kırbaç gibi savuruyor sokakta soğuktan kaçmak için koşuşturan bedenlere. Soğuktan kurtulmak için bedenlerin bütün devinimini kendilerinde toplayan yüzlerce ayak birbirine dolanıyor, birbirine değiyor, birbirini itiyor, çekiyor birbirinden sıyrılıp ileri atılıyor. Ayakların kah dansa tutuştuğu bir sahne, kah azgın çarpışmaların yaşandığı bir arena beliriyor önümde. Her saniye başka bir karaktere bürünen bu gösteri, bedenime dolanan soğuğu bana unutturuyor. Hipnotize olmuşum gibi gözlerimi bu ayaklara dikerek yürüyor, bu ayakları takip etmeye başlıyorum.
İçinde bir telaş, bir kaçışma, birbirine dolanma hali ortak vücut bulsa da her ayak bir diğerinden farklı bir karaktere sahip olduğunu, başka bir dertten muzdarip olduğunu, bir başka yerden gelip bir başka yere gittiğini hissettiriyor. Bu bazen önüne çıkan bir kaldırıma çıkmak için havaya kalktığında, bazen bir kaldırımdan inmek için aşağıya doğru indiğinde, bazen karşıdan karşıya geçerken hızla gelen bir arabadan kurtulmak için değme futbolcuya taş çıkartırcasına attığı çalımda faklılığını hissettiriyor. Her bir ayağın, bir engelden kurtulmak için kendince geliştirdiği, kendine özgü bir devinimi var. İnsan yüzlerindeki tek tip ifadenin, karakteristiksizliğin aksine ayakların bu kadar karakteristik olması, bu kadar çeşitlilik barındıran harekete sahip olması doğrusu beni şaşırtıyor, heyecanlandırıyor.
Önümde yürüyen dört tane ayakta fark ettiğim farklı bir heyecan, amaca yakınlaşmış olmanın verdiği telaş ayaklarımı onları takibe sevk ediyor. Yan yana yürüyen bu ayakların sahiplerine ait eller ayakların üst kısmındaki seviyede birbirlerine kenetlenmişler. Eller soğuktan morarmış. Yinede birbirlerini sıkıca tutmaya devam ediyorlar. Kadın eli, erkeğin elinden biraz daha küçük ve biraz daha fazla morarmış. Kadın eli erkeğin elini sarmış daha küçük olmasına rağmen. Kadına ait ayaklardaki ayakkabılar gri, erkeğe ait ayaklardaki ayakkabılar siyah renkte. Telaşlı ayakları içine alan her iki çift ayakkabıda da bir miktar yıpranmışlık, yorgunluk göze çarpıyor. Sadece ayakların değil, ayakkabıların da bir karakter taşıdığını görmek beni daha da heyecanlandırıyor.
Takip ettiğim iki çift ayağın yerden yükselip tekrar yere iniş biçimleri, ileri atılıp geri çekilmeleri, engelleri aşarkenki devinimleri şaşırtıcı biçimde o kadar birbirinden farklıydı ki ve yukarıda kenetlenen elleri ile bu farklılığı o kadar güzel bir birlikteliğe dönüştürüyorlardı ki bu iki çift ayağın hareketliliğinin peşinden sürüklenip gitmemek mümkün değildi.
İki çift ayak önde benim iki tek ayağım arkada ara sokaktan, bir ana caddeye çıkıyoruz. Caddeye çıkmamızla birlikte geniş caddede at koşturan rüzgarın sert darbesiyle önümdeki ayaklarla birlikte benim de ayaklarım geriye doğru savruluyor. Kısa süreli bir sendelemeden sonra önümdeki ayaklar yeniden eski ritimlerine kavuşuyorlar. Her iki çift ayak kendilerine özgü ritimlerinin en doruğuna ulaştıkları bir anda aniden duruveriyorlar. Benim ayaklarım da duruyor, birazdan tekrar hareket edeceklerine olan inancımla. Ama bir türlü hareket etmiyor önümdeki ayaklar. Çakılıp kalıyorlar adeta. Çok uzun bir zaman geçtiğini fark etmiş olmalıyım ki durdukları zaman birbirinden hiçbir farkı, ayrımı kalmayan ayaklardan sıkılan bakışımı daha ileriye doğru kaydırıyorum. Önümde bekleyen ayakların önünde uzayan yüzlerce bekleyen ayak daha olduğunu fark ediyorum. Hepsi tıpatıp birbirinin aynısı bir bekleyişe sahip yüzlerce ayak. Bakışlarımı ayaklardan yavaş yavaş yukarıya doğru kaldırıyorum.
Bir milli piyango bayisi önünde bekleyen birbirinin aynısı yüzlerce insan kafası, insan suratı, insan gözü. Milli piyango bayisinin üzerinde, büyük ikramiyenin daha önceki yıl bu bayiden verildiğini yazan kocaman bir tabela. Bütün insanlar aynı yorgun umutla, aynı yorgun umudun yarattığı aynı küçüklükteki tebessümle bakışlarını aynı yöne, milli piyango bayisinin kapısına kilitlemişler. Bilet alıp kuyruktan bir kişi eksildiğinde, askeri bir birliğin yanaşık düzen eğitimine taş çıkartırcasına bir gövdeye aitmiş gibi aynı anda bütün ayaklar birer adım öne hareket ediyor.
Biraz önce takip ettiğim beni bu piyango kuyruğuna taşıyan ayakların sahibi çiftin yüzüne bakıyorum. Ayaklarının sahip olduğu devinimin, farklılığın tek bir izi yok yüzlerinde. Birbirine hiç benzemeyen yüzlerinin ifadesizliği adeta birbirinin ikizi, birbirinin kopyası. Gözlerim ayaklarına kayıyor tekrar. Ayaklar bütün ifadesini yitirmiş, birbirinin aynısı. Bütün yol boyunca birbirine kenetli olan elleri gevşemiş, birbirinden çözüldü çözülecek. Yaşamın bütün sırrı yürüyen ayaklardaydı ve o ayakları durdurmanın bir yolunu her daim buluyordu birileri.