• Demokratik Ulus yaklaşımında ortak yaşamın ölçütü, etnik köken değil, demokratik iradeye dayalı gönüllü birlikteliktir.

DENİZ AMED

İnsanlık tarihi, iktidar sahiplerinin kendi düzenlerini sürdürmek için geliştirdiği meşruiyet araçları ile toplumun ahlaki ve politik değerlerini koruma çabasının çatışmalarıyla örülüdür. Modern çağda bu gerilimin en etkili araçlarından biri milliyetçilik olmuştur. Her ne kadar kadim ve doğal bir aidiyet biçimi gibi sunulsa da modern anlamdaki milliyetçilik, 18. yüzyılın sonlarında kapitalizmle yükselen ve ulus-devletin ideolojik temellerinden biri haline gelen siyasi bir akımdır.

Kapitalist modernite, kendi ihtiyaçlarına uygun bir toplum yaratmak amacıyla geleneksel bağları zayıflatılmış ve merkezi yapılara bağımlı hale getirilmiş bir toplumsal model geliştirdi. İmparatorlukların çözülmesiyle ortaya çıkan meşruiyet krizlerinin aşılmasında ulus-devlet önemli bir araç olarak öne çıktı. Milliyetçilik de bu modelin ideolojik dayanaklarından biri haline geldi. Tek dil, tek hukuk ve merkezi pazar hedefi doğrultusunda farklı toplumsal kesimler aynı ulusun üyeleri olarak tanımlandı; çok kültürlü yapılar ise çoğu zaman asimilasyon politikalarının hedefi oldu. Modern çağdaki savaşlar, zorunlu göçler ve etnik çatışmalar da bu sürecin parçası olarak ortaya çıktı.

Önder Apo’nun analizleri, kapitalist modernitenin temel kabullerine yönelik kapsamlı bir eleştiri sunmaktadır. Ona göre; milliyetçilik yalnızca bir siyasi tercih değil, toplumu devlet merkezli yapılara bağımlı kılan temel araçlardan biridir. Ayrıca milliyetçilik, zamanla faşizan eğilimlerin gelişmesine de zemin hazırlayabilmektedir. Önder Apo, yalnızca egemen ulusların milliyetçiliğini değil, ezilen halkların savunma refleksiyle geliştirdiği milliyetçilikleri de eleştirir, çünkü mücadele yeni bir ulus-devlet kurma hedefiyle sınırlandığında, mevcut sistemin dışına çıkmak zorlaşır. Devlet ve iktidar eksenli çözümler, kapitalist modernitenin yeniden üretimine hizmet etme riski taşır.

Ortadoğu’da yaşanan birçok sorunun arkasında da milliyetçiliğin dış müdahale ve yönlendirme aracı olarak kullanılması bulunmaktadır. Halkları yapay sınırlar ve etnik ayrımlar üzerinden karşı karşıya getiren bu anlayış, bölgesel krizlerin önemli kaynaklarından biri olmuştur. Milliyetçilik, toplumların tarihsel çeşitliliğini daraltarak onları tek tip kalıplara sıkıştırmaya çalışır.

Milliyetçiliğin yıkıcı etkileri günümüzde de açık biçimde görülmektedir. Bölgede kriz ve savaş derinleşirken, egemen kliklerin ve onların yörüngesindeki yapıların başvurduğu en temel yöntemlerden biri şovenizm ve yapay düşmanlıkların körüklenmesidir. Kürdistan’ın geleceğinin kritik bir süreçten geçtiği günlerde, KNK’nin yürüttüğü ulusal birlik çalışmalarına paralel olarak bayrak tartışmaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Amaç, Kürt halkını temel sorunlarından uzaklaştırarak iç tartışmalara hapsetmektir. Diğer taraftan, sol ve sosyalist söylemlerle kendini ifade eden bazı çevrelerdeki milliyetçi refleksler de görünür hale gelmektedir. Nitekim Erkan Baş’ın, “DEM Parti ana dili Kürtçe olan birini Cumhurbaşkanı adayı gösterirse desteklemeyiz” sözü, bu tartışmaların önemli örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini korumaktadır. Milliyetçilik ve ırkçılık, halklar için ciddi bir tehlikedir.

Buna karşılık Önder Apo, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma temelinde Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm yaklaşımını geliştirmiştir. Bu model, etnik tekliği ve merkezi otoriteyi esas alan ulus-devlet anlayışının ötesine geçmeyi amaçlar. Demokratik Ulus yaklaşımında ortak yaşamın ölçütü, etnik köken değil, demokratik iradeye dayalı gönüllü birlikteliktir. Farklı halklar ve kültürler kendi kimliklerini koruyarak ortak bir siyasal yaşam kurabilir.

Milliyetçilik, halklar arasında kalıcı barış ve özgür yaşamın önünde önemli engeller yaratmaktadır. Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm perspektifi ise farklı kimliklerin birbirini dışlamadan ortak yaşam kurabileceği bir zemin sunmaktadır. Ortadoğu’nun ihtiyaç duyduğu şey, yeni çatışmalar değildir; halkların eşit, özgür ve demokratik birlikteliğini geliştirecek ortak bir gelecektir.