Taklit iç tepisi insanlarda doğuştan gelmektedir. İmitasyon (taklit) ise iki parçalı olarak aktarılmaktadır. İlki sesli taklit, sonrası ise sessiz taklittir. Sessiz taklit pandomimdir. Aristoteles’in ilk bilgilerin taklit yoluyla öğrenmesine dair söyledikleri ve “Bir çocuk ebeveynlerini taklit eder” deyimi de bilinmektedir. Bu arada, reel yaşamda başkalarını taklit etmektense, kendimizin derinliklerine inip, kendimizi arayıp, kendimizi bulup üreterek kendimiz olmalıyız.
Tiyatrocu, her tiyatro dalında oyuncu-eğitmen olarak da esnek, mütevazi, baysal ve ayarlanabilir olmak zorundadır. Eğitimin süreklileştirmeli, süreklilik kazanmayan bir oyunculuk, oyuncuya gideceği yere götürmez yarı yolda bırakır. Herhangi bir eğitim olmadan dar tabularda patinaj yapar ve çıkmaz sokağa dalar. Bir tiyatrocu, (her insan için de geçerli) dünyanın tüm kitaplarını da okusa doymamalı, devamlı kültür-sanat-edebiyat açlığı çekmeli. Elbette burada belirtmek gerekir ki, negatif ve faydasız bilgiler düşünce virüsü olduğu için, bu limandan uzak durulmalıdır. Gerekirse beynine filtre takmalıdır. Tiyatro disiplin deryasında katlılık gerektirir, katlılıktan kasıt disiplini deformasyona uğratmamaya var gücüyle adapte olmalıdır. “Eğer oyuncu, çekici, bireysel başarı, alkış, ilgi ve ücreti ile ilgileniyorsa sahte oyunculuk ediniminden sıyrılamaz.” Sıyrılamadığı gibi de tiyatro ve tiyatroyu yıkayacak suyu da kirletmiş olur.
Bir baba, oğluna yazdığı mektupta "Oğlum çok iyi bir tiyatro seyircisi olacağına, kötü bir oyuncu ol sahneye çık ve rezil ol, hayatı seyretmek yerine sahneye çıkmak ve oynamak daha iyidir" demiş. Buna paralel yaşadığımız ülkede kadının tiyatro ile tanışmasının en büyük payı Ermeni asıllı Afife Jale’nindir. Hatta Afife Jale, Kadıköy’de bir sahnesinde gericiler tarafından (kadın tiyatrocu olduğu için) linç bile edilmek istense de sahnenin arka kapısından kaçırılarak kurtulmuştur. Yani O da sahneye çıktı ve şu an binlerce Afife Jale sahnelerde filizlenip dal-budak salıyor.
Bir örnek daha vereyim: Yine sahnede bir sanatçı şarkı söylerken çarpık olan dişlerini gizlemeye çalışır, adamın biri der ki; "Neden saklıyorsun dişlerini, aç ağzını ve olduğun gibi görün; belki de o dişler sana bir servet kazandırabilir." Kadın ağzını açıp iştahla öyle söylemiş ki, kısa sürede star olmuş. Yani utanmamak gerek, sadece metne, seyirciye ve aktarıma odaklanmak gerek. Bu arada bir şeyin tiyatro olabilmesi için seyirciye de ihtiyaç vardır.
Seyirci oyuncuyla birlikte tiyatronun bir diğer önemli vazgeçilmez öğesi olmaktadır. Oyuncusuz seyirci, seyircisiz oyun olmaz, oyuncu ve seyirci birbirlerinin parçasıdırlar. Ünlü Rus tiyatrocusu Grotowski, “Sürekli bana tiyatro nasıl kurtarılır sorusu soruluyor, asıl sorulması gereken, insan kendini nasıl kurtarır” diyor. Eğer yaşam orkestrasında bir enstrümanımızın olmasını istiyorsak o vakit kendimizi ilk önce kurtarıp prototipimiz olan özyapımızı belirlemeliyiz.
Sonuç itibari ile son olarak “ne ekersek onu biçeriz” deriz; fakat unutmamamız gereken evvelinde peşimizdeki tohumlara dikkat etmemiz gerekmektedir. Tohumlara dikkat! Star olmaya giden yolda ok işareti işlevi görür.
MEHMET YILDIRIM / Lüleburgaz Kapalı Cezaevi'nde tutsak