Çocuk, masal anlatıcısı ile iletişime geçip bağ kurarken bütün zihinsel faaliyetleri de harekete geçer; sonsuz büyüklükteki hayal dünyasının kapısı aralanır. İletişim için kullanılan dil çocukta ilk bu aşamada şekillenir ve estetik bir hal alır. Çocuğun kendi anadilini öğrenme sürecindeki en önemli faktördür masal. Bu nedenle masallarla büyüyen bir çocuk kendi anadilinin, kendi kültürünün özelliklerini de öğrenmiş olur.
Ama ne yazık ki, günümüzün elektronik kuşağı çocukları masallarını, masal anlatıcılarını yitirdiler. Nasıl ve ne şekil oldu? Kapitalist modernitenin insanlar üzerinde kurmaya çalıştığı iktidarın bir yansıması mı? Savaşın, yıkımın, insanlığın gittikçe yalnızlaşıp, küçülüp bir noktaya dönüşüp yok olmasının, travmadan travmaya girmesinin sonucu mu? Sebep her neyse; masalsız çocuk, hayalsiz çocuk demektir ve hayalsiz çocuk ise makineleşmiş, elektronik çocuk demektir.
Kürt coğrafyasında masal demek, çocuklar için her şey demekti. Masalın sihiri o kadar büyüktü ki sadece çocukları değil büyükleri de kendine çekerdi. Kırsalda sözlü edebiyatın bir parçası olarak masal, birçok toplumda olduğu gibi Kürtler'de de anne, baba, nine ve dede gibi ebeveynler aracılığıyla anlatılırdı. Bu görevi üstlenen, masal anlatıcı olarak köyleri dolaşan bir de dengbêjleri vardı. Dengbêjler bir köyden başka bir köye geçerken, her köyde kendinden bir iz bırakır ve birçok şey de alırlardı. Yeni gideceği bir yere, yeni bir şeyler götürmek için.
Dengbêjler sayesinde Kürt sözlü edebiyatı, Kürt sözlü edebiyatı sayesinde ise Kürt edebiyatı, Kürt müziği, Kürt sanatı can bulmuştur. Kelamın gücünden yola çıkan Kürtler kendi dillerinde yazıp çizme olanağı buldukça, yazı ile olan bağlarını geliştirdikçe, edebiyatta ve sanattaki üretimleriyle dünyaya yepyeni ufuklar açabilecek güçtedirler.
Bu nedenle Kürtlerin dengbêjine, masal anlatıcısına sahip çıkması çok büyük önem arz etmektedir. Bir bedenin şahdamarı gibi hayatidir masallar. Kalp ile aklın ezgisi, dil ile gözün ahengidirler.
Ne mutlu ki Kürtlerin eşsiz masal anlatıcıları vardı. Destanları, fantastik hikayeleri büyük bir ustalıkla yer yer ezgilerle aktaran masal anlatıcıları, bulunduğu mekanı büyük bir sinema salonuna çevirip dinleyicilerin kafasında kocaman bir beyaz perde oluştururlardı. Çocukluk yıllarımdan kalma hatıraların en güçlüsünün böyle bir görüntü olması da bundan kaynaklı olsa gerek. Yazarlığımı da benimle büyüyüp gelişen bu anıya ve o masal ustasının eşsiz anlatımına borçluyum.
Sıcak bir yaz akşamı Mêrdîn’in Qoser İlçesi'nin Emrûd Köyü'nde 9-10 yaşlarında bir çocuk olarak karşılaştığım masal anlatıcım, benimle beraber birçok çocuğun ve kadınlı erkekli birçok köylünün de bulunduğu bir köy odasında baş köşeye geçmiş, bana (-ki oradaki her çocuk ve yetişkin, dengbêjin sadece kendisine anlattığını düşünürdü) ejderhalarla, yılanlarla dolu fantastik bir aşk masalı anlatmıştı. Ve ne mutlu bana ki, o masalın sonunu göremeden uykuya dalmıştım. Masalın sonunda ne olup bittiğini duymamalı çocuklar. Çünkü çocuklar dinledikleri masalların sonunu kendileri oluşturmalı, düş dünyalarında. Hatta masal bir sona sahip olmaktansa kendini bir çocuğun düş dünyasına emanet etmeyi yeğler. Çünkü sonsuzluktur orası.
İşte 2006 yılında Lîs Yayınları tarafından basılan "Azad” adlı çocuk öykü kitabımda da o köye geri gitmiş, Elî ismindeki masal anlatıcımla çocuklara masal anlatmak istemiştim. Ve anlatılması için çocuklara nice masallar yazmak, dilden dile, gönülden gönüle aktarılmak…
Kürtlerde masalın yitirilişi 1990’lı yıllara, köylerin yakılıp yıkıldığı, insanların göç edip şehirlere sığındığı yıllara dayanır. İnsanlar binlerce yıllık kültürlerinin, sözlü edebiyatının, masallarının olduğu, doğanın eşsiz güzelliklerine sahip köylerini terk etmek zorunda kalmış; betondan, elektronik cihazların frekansları arasında, manyetik şehirlere hapis olmuşlardır. Üstüne bir de iktidar bir dil ve kendi anadilinden kopuş yaşanınca da Kürtler hepten yalnızlaştılar ve suskunlaştılar. Lal bakışları ve acının binbir rengi gülümsemeleri bundandır belki de.
Şehirde kapitalist modernite ile karşılaşan Kürt çocukları hayalsiz büyümeye zorlanmış; annelerinden, babalarından, dede ve ninelerinden dinledikleri masalların yerini günümüzde bilgisayar oyunları, tv vb. tüketim araçları almıştır, ne yazık ki. Bu da kendi anadilinden kopuşu gerçekleştirdiği gibi, çocuğun kendi kültüründen uzaklaşmasına, toplumda yalnızlaşan bireylere dönüşmesine sebep olmaktadır. Eğitim sürecini kendi anadili ile tamamlayamadığı için de özgüveni eksik, iç dünyası sıkıntılarla dolu bireyler halini almıştır çocuklar. Zira modernitenin getirdikleri iyiye, güzelliklere, erdemlere dair bir şeyler alıp götürmesin diye benliğimizden yazıya tutunamıyorsak, bizim için esas kıyamet o vakittir.
Ama tükenmedi umut; tükenmemişti zaten hiçbir zaman. Kürtler şehirlere göçlerle birlikte beraberinde dengbêjlerini de getirmişlerdi çünkü. Doğada olmasalar da kentlerde, yeni bir form edinmek için, insanlarını hiç yalnız bırakmamak için şimdi dengbêjler, bazen edebiyat bazen de sanat kılığında masallar anlatırlar Kürt çocuklarına. Masal anlatıcıları bazen bir sanatçı bazen de bir yazar olarak, tebdili kıyafet, masalın sonunu dinlemeden düş dünyalarına dalacak çocuklarını aramaktadırlar.
Evet, masal kültürü yok oldu; evet, masal anlatıcıları birer evsiz şimdi şehirlerin köhne sokak köşelerinde. Masalsız, oyunsuz, oyuncaksız çocukların düş kurması yasak adeta. Ama çocuklar en büyük savaşçılarıdır doğanın. Su gibi akarak zamanın dehlizlerinde, karşılaştıkları sert kayaları aşındırmasını bilirler. Kim tutabilir ki çocukları? Ne olursa olsun masalları son bulmaz. Masalın sonu her yaklaştığında yeni bir masal başlatacaklardır. Ve her bir çocuk usta bir düşbazdır şimdi Kentistan'da, kapitalist moderniteye başkaldıran, kendi oyununu kuran, kendi masalını yazan.
* Yazar/Senarist
MÎRAN JANBAR*: Masalın sonu