KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, Zagros'taki devrimci harekatın verdiği önemli mesajlara dikkat çekildi.
Bunun sıradan sıradan olmayıp sürekliliği olan, arazi hakimiyetini geliştiren, yeni ve yüksek bir askeri performansı açığa çıkaran bir eylem olduğu vurgulanan açıklamada, bütün barışçıl çabalarına rağmen sömürgeci AKP zihniyetinin, sorunu şiddet yöntemiyle çözme isteminden vazgeçmediği hatırlatıldı. Kürt Halk Önderliği’ne ve tüm Kürt halkına her türlü yöntemle saldırarak, parçalama, bölme, tasfiye ve yok etme ile sonuç almak istediği kaydedilen açıklamaya şöyle devam edildi: "Evrensel bir hak olan anadilde eğitim hakkını bile tanımayacağını ortaya koyan ve seçmeli dil dersi taktiğiyle provoke etmek isteyen bu zihniyet, Kürtleri bir halk olarak tanımayı değil, farklı biçimlerde Türkleştirmeyi ve asimilasyonu sürdüren yeni bir sömürgeci stratejiyi izlemektedir. Bu Kürt halkına ve kültürüne karşı yapılmış büyük bir hakarettir. AKP Hükümeti, Kürt halkının onuruyla oynamak ve iradesini kırmak istemektedir. Başbakan ve bakanları bizzat psikolojik savaşı geliştirmeyi üstlenmiş bulunmaktalar. İmralı’da Kürt Halk Önderliği’ne karşı psikolojik bir savaş yürütülürken, Özgürlük Hareketi’nin saflarında ayrılıklar varmış gibi bir görüntü verdirmek istemektedirler. Özellikle AKP sömürgeciliğinin geliştirdiği siyasal soykırıma karşı büyük bir kararlılıkla direnen Kürt siyasetine dil uzatmakta ve açıkça parçalama-bölme taktiklerinin uygulanmasını bizzat Başbakan üstlenmiş bulunmaktadır."

Acze düşen sömürgeciliktir
Buna karşı, gerek zindana atılan 8 bin civarındaki Kürt siyasetçisi ve dostlarının, gerekse de dışarıda bulunan Kürt siyasetinin dinamikleri ve şahsiyetlerinin bu dönemde büyük bir birlik ruhuyla direnmeyi bildiklerini ve bir irade olduklarını kanıtladıklarını hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Özgürlük Hareketi’nin bütün bileşenleri yekvücut bir biçimde AKP sömürgeciliğinin her türlü saldırısına karşı bütün zeminlerde direnerek başarı yolunun nereden geçtiğini ortaya koymuş bulunmaktadır. Önder Apo’nun demokratik ulus çizgisinde kenetlenen tüm yurtsever-demokratik güçlerin bu yürüyüşü karşısında acze düşen sömürgecilik daha fazla saldırarak gerçek yüzünü açığa vurmaktadır."

Savunma hakkı kutsaldır
Kürt sorununda öldürme ve şiddetle birlikte her türlü yöntemi önüne koyan AKP Hükümeti'nin, gün geçtikçe Kürt halkına karşı geliştirdiği topyekun savaşı derinleştirdiği vurgulanan açıklamada, şunlara işaret edildi: "Bu sömürgeci zihniyetin uyguladığı savaş politikalarını, en son Van operasyonuyla görüldüğü gibi halkımızın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının hiç yere tutuklanmasını doğal görenler, Roboskî ve Urfa Cezaevi’ndeki katliamlara sıradan yaklaşanlar, Kürt halkına hakaret anlamına gelen seçmeli dil dersi ve benzeri özel savaş taktiklerini bir lütuf gibi görenler, 'PKK neden böyle bir eylem yaptı' diyebilirler. Ancak gerçek şu ki; her alanda yaygınlaşan ve tamamen tasfiye ve yok etmeyi hedefleyen bir sömürgeci savaş vardır. Önderliğimize, siyasetimize, halkımıza, kültürümüze ve değerlerimize karşı geliştirilen bu kırım savaşına karşı Kürt halkının da kendini savunma hakkı vardır. HPG’nin geliştirdiği Şitazin ve Oramar’daki devrimci harekat, evrensel yasalarda da yeri olan bir meşru müdafaa harekatıdır. Saldırılara karşı savunma hakkı kutsal bir haktır; bugün halkımız bir saldırı altındadır ve Kürdistan Özgürlük Gerillası her saldırıya karşı misilleme hakkını kullanacak, Kürdistan’daki bütün yurtsever dinamikler AKP’nin sömürgeci-faşist uygulamalarına karşı sonuna kadar direnecektir."

Tansu Çiller de diyordu

“Tek yol silahların bırakılmasıdır” demenin “sonuna kadar kan dökülecek ve savaşla sonuç alınacaktır” anlamına geldiğini belirten KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, tek yolun Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı sömürgeci politikalarına son vermesi ve Kürdistan halkının doğal haklarını tanıması olduğunu kaydetti. “Ya silah bırakacaklar, ya silah bırakacaklar” sloganının, Tansu Çiller’in yıllarca dillendirdiği “ya bitecekler, ya bitecekler” sloganının bir tekrarı olup, bunda ısrar edenleri ancak hazin bir sonun beklediğini hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, “Kürt sorunu ayrı, PKK sorunu ayrıdır” ve “PKK’ye hayır, Kürt sorununa evet” teorisinin de Türk devletinin deşifre olmuş ve başarısız kalmış klasik bir politikası olduğunun altını çizdi.

Türkiye uçuruma sürükleniyor
"Mücadelemiz karşısında yenilgiye uğramış, boşa çıkmış, mahkum olmuş politikalara ve yöntemlere Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin yeniden başvurması Türkiye’yi uçuruma sürüklemekten, savaşı derinleştirmekten başka bir sonuç vermeyecektir" denilen açıklamada, son olarak şu tespit ve çağrı yapıldı: "AKP’nin cezaevlerinde, Kürdistan sokaklarında ve her alanda Kürt halkına karşı geliştirdiği devlet terörüne karşı Kürt halkı ve özgürlük gerillasının savunma hakkı temelinde direnişi geliştirmesi, devlet terörüne karşı yoksul ve her türlü hakkından mahrum bırakılmış bir halkın en insani savunma hakkını yerine getirmesidir. Dünyada çokça örnekleri olan ulusal kurtuluş hareketlerinin devrimci direniş geleneğinin bir benzeri olan Kürdistan gerillasını ‘terör-terörizm’ olarak lanse edenler; inkarcılıkta, sömürgecilikte, ırkçılıkta, faşizmde ısrar edenlerdir. 
Tüm yurtsever halkımızı, demokratik kurumlarını ve Kürdistan gençliğini, özgür Kürdistan kadınını tarihin bu önemli döneminde halkımızın gelişen direnişinde rolünü oynamaya daha güçlü bir biçimde mücadeleye katılarak sorumluluklarına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Başta Kürdistan gençliği olmak üzere tüm kesimleri Kürdistan’ın ve Önder Apo’nun tarihi özgürlük yürüyüşünde yer almaya ve onunla bütünleşmeye davet ediyoruz." 

ANF/BEHDİNAN