Mısır’da 1952 “Hür Subaylar” darbesinden bu yana hiç bir zaman demokrasinin esamesi okunmadı. Cemal Abdulnasır, Enver Sadat, Hüsnü Mübarek bunların topu asker kökenli idiler. Ülkeyi arkalarına aldıkları ordu gücü, artı Sovyetler Birliği ya da ABD’nin desteği ile yönettiler.
Ortadoğu’daki yönetimlerin hepsi asker-sivil bürokrasinin oligarşik yönetim biçimidirler. Mustafa Kemal ve Kemalizm bu oligarşik dikta rejimlerine örnek oldu. Fikir babalığı yaptı. Mısır’da 60 yıldır devam eden asker-sivil oligarşi, Suriye ve Irak’taki Baas rejimleri Kemalizmin Arap versiyonlarından başka bir şey değildi.
Askeri darbe’yi ABD/İngiltere koalisyonu darbe olarak nitelemedi. Mısır ordusu, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’ı yapan darbeciler gibi onların “bizim çocuklar”ı idiler.
Mısır’daki askeri darbeye en çok sevinen ise Beşar Esad’tır. Mursi’nin darbe ile Cumhurbaşkanlığından alaşağı edilmesi Suriye’de muhalifler açısından Beşar için denge unsuru olacaktır. Suriye’de Beşar’ın lehine gelişmekte olan iklim daha bir güçlenecektir.
Mısır’daki darbeye sevinenlerden biriside şüphesizki İsrail’dir. Gazze şeridindeki Hamas yönetimi darbe ile birlikte en önemli desteğini kaybetmiştir. Refah kapısı 3 Temmuz’dan bu yana kapalıdır. Mursi yönetiminde Gazze’ye konulan ambargo Refah kapısının açılması ile bir anlamda delinmişti. Gazze’ye gıda malzemeleri, akaryakıt aktarımı Mısır’dan yapılıyordu. Gazze’deki insanlar yeniden yiyecek ve akaryakıt temini için uzun kuyruklar oluşturmuşlar. Mısır’daki askeri darbenin oluş nedenlerinden birisi de Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Bunun akıllardan uzak tutulmaması gerekir diye düşünüyorum.
Arap yönetimleri içerisinde darbeyi tebrik eden sadece Beşar değildi. Onun arkasından Suudi, Katar, Ürdün rejimleri sıraya girdiler. Bu devletlerin hepsi Suriye’de Baas rejimine karşı savaşan muhalefetin maddi, manevi destekçisidirler. Bir taraftan İhvan-i Müslimin ana gövdesinin bir darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılmasını alkışlıyacaksınız, diğer tarafta ise onun rahminde büyüyen çocuklarını Baas rejimine karşı destekliyeceksiniz. Reel dış politika bu olsa gerek.
Mursi’nin Oratdoğu’da tek destekçisi AKP iktidarı ve onun Başbakanı Erdoğan’dır. AKP ve Erdoğan sıranın kendisine geldiği düşüncesine kapılarak feryat ediyor. Sandıkla gelen, sandıkla gider diyor. Ortadoğu’da sandıkla gelen bazen sandıkla gitmiyebilir. Türkiye’nin fıstık(!) demokrasi tarihi bunun örnekleri ile maluldur. Sandıkla gelenin sandıkla gitmesinin gelenek haline gelmesi için demokrasinin tüm ilke ve kurumları ile toplumda yerleşmesi gerekiyor. Demokrasi çoğulculuktur. Demokrasi senden olmayana tahammül göstermektir. Demokrasi tüm etnik ve inançların temsil edildiği, hiç kimsenin düşüncesinden, yaşantısından dolayı dışlanmadığı bir siyasal sistemdir.
Mursi demokrasiyi anlamadığı için askeri darbeye hedef oldu. İhvani-Müslim reb bana hep bana dediği için alaşağı edildi.
Mısır’da hiç bir zaman demokrasi olmadı. İslami ılımlaştırmak politikası Mısır’da da çuvalladı.
Demokrasi ancak ilkeleri ve kurumları ile ayakta durur. Kırk sene, altmış sene asker-sivil oligarklar tarafından yönetilen ülkelerde demokratik kurumlar oluşmadan, demokrasinin temelleri sağlamlaştırılmadan sivil iktidarlar, ılımlı İslami rejimler ayakta zor duruyor.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da Sadabad Saray’ ında Türkiye-İran-Irak-Afganistan arasında “Sadabad paktı” imzalandı. Sadabad paktı Ortadoğu’da Kürt Ulusal hareketlerine karşı oluşturulmuştu.
* 8 Temmuz 1991 tarihinde 5 Temmuz 1991 günü Kontgerilla tarafından evinden alınarak götürülen Vedat Aydın’ın cesedi Maden kimsesizler mezarlığında bulundu.
* 9 Temmuz 1937 tarihinde Dersim Milli hareketinin G.kurmay’ı Alişer Bey ve direngen Kürt kadınının unutulmaz önderlerinden eşi Zarife hatun Reyber, Zeynel Kop ve avenesi tarafından Sultan Baba dağı eteğinde Palaxine mıntıkasındaki mağarasında şehit edildiler. Kafaları kesilerek general A.Alpdoğan’a sunuldu.
* 10 Temmuz 1965 tarihinde PDK-T Diyarbekir’de Gazi köşkünün bahçesinde Sait Elçi, Ş.Elçi, Şakir Epözdemir, Ömer Turhan ve Derviş Akgül tarafından kuruldu. Kurucu başkanı S.Elçi 16 Ağustos 1965 günü görevini partiye katılan Faik Bucak’a devretti. Partinin fikir babası ise Liceli Fehmi Bilal Bey’di.
* 10 Temmuz 1991 tarihinde Vedat Aydın’ın cenazesi Diyarbekirde yüzbinlerin katıldığı bir serhildan ile toprağa verildi. Cenaze törenine saldıran devletin özel timler’nin açtığı ateş ile 16 Kürt şehit düştü, yüzlercesi yaralandı.
* 11 Temmuz 1991 tarihinde kontgerilla tarafından 10 Temmuz günü kaçırılan HEP Diyarbekir İl yönetimi üyesi Remzi İl’in cesedi bir çöp konteryerinde bulundu.
* 12 Temmuz 1930 tarihinde TSK Zilan deresinde yaptığı soykırımda 15.000 Kürt şehit düştü.
* 12 Temmuz 1998 tarihinde Qilaban’ın (Beytülşebap) Faraşin yaylasında TSK esir düşen Kürt Ozan Serhat (Süleyman Alpdoğan) şehit edildi.
* 13 Temmuz 1989 tarihinde Kürtlere özerklik konusunu görüşmek üzere Viyana’da İran yetkilileri ile görüşmeye giden PDK-İ Genel Sekreteri Evdırahman Qasımlo, Ebdullah Qadiri Azer ve Dr.Fazıl Resul gittikleri evde daha önce pusuya yatan İran ajanları tarafından şehit edildiler.
* 14 Temmuz 1982 günü PKK MK Üyesi Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz Diyarbekir Cezaevi’ndeki uygulamaları ve teslimiyet, protesto etmek için ölüm orucuna başladılar.