
Kuşkusuz bu provokasyonun zamanlaması dikkat çekicidir. AKP Hükümetinin birçok bakımdan sıkıştığı dönemde bu konu gündemleşmiştir. AKP Hükümeti bu vesileyle şovenizm ve gericiliği harekete geçirip kendini rahatlatmak istemektedir. AKP Türkiye ve Kürdistan’da yarattığı kutuplaşmayla kendini ayakta tutmaktadır. Gerillaya yeni katılan birkaç gencin ailesinin harekete geçirilmesi ve bunun tüm basın tarafından işlenmesi bu amaca yöneliktir. Başbakan’ın gerillaya katılan gençler üzerinden HDP ve BDP’yi tehdit ederek gündem değiştirmesi tamamen kendi yaşadığı sıkışıklıktan kurtarmayla ilgilidir. AKP’nin dış ve iç kamuoyunda en fazla eleştirildiği bir dönemde bu konu bizzat MİT tarafından örgütlenip gündeme sokulmuştur.
Kürt Özgürlük Hareketi, AKP’nin çatışmasızlığı kötüye kullandığını, oyalama ve zaman kazanma politikası izlediğini vurgulayarak buna karşı tutum koyacaklarını defalarca açıklamıştır. Kürt halkı AKP’nin çözüm politikası olmadığını görerek karakol, baraj ve askeri amaçlı yollara yönelik birçok yerde direnişe geçmiştir. Gerilla, karakol ve baraj yapımına yönelik uyarı eylemleri gerçekleştirmiştir. AKP Hükümeti hiçbir adım atmadığı halde bir buçuk yıldır çözüm sürecinden söz edip kendini ayakta tutmaktadır. Ancak artık bu politikanın sonuna gelinmiştir. Ya ciddi bir adım atacak, ya da Kürt halkının direnişiyle birlikte tüm önceki hükümetler gibi partiler müzesine yollanacaktır.
AKP Hükümeti bir taraftan Kürt sorununda sıkışık bir sürece girerken, diğer taraftan Türkiye halkının tepkileri ve süreklileşen direnişleriyle sarsıntı yaşamaktadır. Dış ve iç politikada karşısında geniş bir cephe oluşmuştur. İşte AKP Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da sıkıştığı böyle bir süreçte Türkiye’deki siyasetin, basının ve birçok kurumun şovenist karakterini kullanarak gerillaya yönelik karalama kampanyası üzerinden dikkatleri kendinden uzaklaştırmak istemektedir. Böylece Türkiye’deki sıkışıklıktan kurtulmak, Kürt sorunundaki sorumsuz ve çözümsüzlükte ısrar eden politikalarına yönelik eleştirileri ve bu yönlü baskıları geçiştirmeyi hedeflemektedir. AKP böylece Kürt sorunundaki çözümsüzlükte ısrar eden politikalarına yönelik eleştiri ve tepkileri Kürt Özgürlük Hareketi’ne yöneltmeyi hesaplamaktadır. En kötüsü de böyle bir psikolojik harekatla Kürt sorununda ortaya çıkan çözüm zeminini ortadan kaldırıp Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir savaşı gündeme koymaya çalışmaktadır.
Kürt sorununu çözemeyenlerin yaptığı gibi savaşı çok boyutlu yürütmeye yönelmektedir. B ve C planı dediği, 30-40 yıldır sürdürülen Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü askeri, siyasi ve psikolojik savaşta ısrar etme politikasıdır. Özcesi ortada B ve C planı yoktur. Şimdiye kadar uyguladığı tek plan vardır. Sadece zaman zaman siyasi ve psikolojik yön öne çıkmaktadır. Amaç değişmemiştir. B ve C planı dediği, yöntemlerdeki değişikliklerdir. HDP ve BDP’ye yönelik tehdidi ise 2009 yılında yaptığı siyasi soykırım operasyonlarını yeniden gündemleştireceklerini hatırlatmaktan başka anlam taşımamaktadır.
AKP Hükümeti Kürt sorununun çözümüne değil, savaşa hazırlanmaktadır. Dolayısıyla MİT tarafından kışkırtılan ailelerin yapması gereken, Kürt sorununu çözemeyen, Kürdistan’ı Kürt halkı ve gençleri için yaşanamaz hale getiren AKP’ye karşı tutum takınarak özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer almak olmalıdır. Yerleri karakol ve barajlara karşı direnen genç, yaşlı, çocuk Kürt halkının yanıdır. Çünkü savaşın sürmesini sağlayan bu zihniyet ve bu hükümettir. Bu gençler gönüllü katıldığına göre, bu gençleri katılmaya zorlayan koşulların ortadan kaldırılması için mücadele etmek en doğru yoldur.
Türk televizyon ve basınının söylediği gibi bayıltılarak götürüldükleri yalanına inanmayanlar bu gençleri neden yanlarında tutamadıklarını sorgulamalıdırlar. Demek ki bu gençler yaşanılan ortamdan memnun değiller. Kültürel soykırımcı sömürgeciliği yaşayarak görüyorlar ve hissediyorlar. Bu nedenle özgürlük alanı olarak gördükleri dağlara yöneliyorlar. Yıllardır sadece mitinglerde bile polislerin çocuklara, gençlere ne kadar eziyet yaptığını gördük. Bir yerde toplumun rahatsızlığı varsa, bu toplum on yıllardır özgür ve demokratik yaşam için ayaktaysa o zaman o toplumun gençleri de bu duyarlılığı taşıyacaktır. Nitekim tüm gösteri ve mitinglerde gençleri de çocukları da görüyoruz. Çünkü bir toplum ayağa kalkmıştır. Dolayısıyla gençleri ve çocukları kimse sokağa dökmüyor. Anneleri, babaları, kardeşleri, yani toplumuyla birlikte meydanlara çıkıyorlar. Kürdistan’ın kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı direnen böyle bir ülke olduğunu kimse unutmamalıdır.
Kürdistan, askeri ve siyasi işgal altındadır. Hala tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak ve tabii ki tek dil denilerek Kürtler kültürel soykırıma tabii tutulmaktadır. Hala Kürt çocuklarının kendi diliyle eğitim gördükleri tek bir okulları yoktur. Bu bile gençlerin dağa çıkması için büyük bir neden değil midir? Neden dağa çıkıyorlar diye sorgulamak, ya bu gerçekliğe gözleri kapamak, ya da meşru görmektir. Aksine bu duruma isyan etmemek, ölümüne direnmemek onursuzluktur. Dolayısıyla gençler onurlarını ve kimliklerini korumak için dağlara çıkmaktadırlar. En başta da ailelerinin ve halkının!
Kürdistan özgür ve demokratik bir ülke değildir. Kürt gençleri de özgür ve demokratik bir ülkede yaşamıyorlar. İsyan edilecek ve karşı çıkılacak tek ve öncelikli durum budur.
İşgalci ve sömürgeci güçlerin ise Kürt gençleri ve çocukları için konuşmaya hiçbir hakları yoktur. Türk basınının ise yine 1990’lı yıllardaki kirli savaşın psikolojik savaş organı gibi çalıştığını görüyoruz. Rojava sınırında öldürülen kadınları vermiyorlar. Ölüm ve savaş için yapılan karakollara karşı direnen gençleri, yaşlıları ve çocukları vermiyorlar; ama Türk devletinin kırk yıldır sürdürdüğü gençleri zorla ya da kandırarak dağa çıkarıyorlar biçimindeki psikolojik savaş sakızını çiğniyorlar.
Gençlerin gerillaya katılımı konusunda gösterilen tutum herkesin gerçeğini bir daha gözler önüne sermiştir. Kimlerin psikolojik savaşın parçası ya da etkisinde olduğu bir daha görülmüştür.
Kürt Özgürlük Hareketi hiçbir zaman hiç bir genci zorla hiçbir yere götürmemiştir. Kendilerine yük olacaklarından yaşları küçük olan birçok genci evlerine göndermiştir. Bunların bir kısmı gönderilirlerse kendilerini öldürecekleri tehdidinde bile bulunmuşlardır. Bu gerçeklik gençlerin hangi ortamdan dağlara yöneldiğini ortaya koymaktadır. Kürt gençleri kendileri için mezar ve yok olma yeri haline getirilen yerlerden kurtulup özgür düşünüp özgür yaşayacakları ve özgür hareket edecekleri dağlara koşmaktadırlar. Zaten buraları Kürt halkının da, Kürt gençlerinin de şu anda yüzünü döndüğü özgür ve demokratik yaşamının Kabesi olarak gördüğü yerlerdir.
Şu anda herkese düşen birinci görev, gençlerin ve çocukların özgür ve demokratik bir ülkede yaşamalarını sağlamaktır. Kuşkusuz ailelerin de gençlerine ve çocuklarına karşı böyle bir sorumluluğu bulunmaktadır. Kürt gençleri ve çocukları Türk devletinin ordusuna asker olmak için değil de, özgürlük ve demokrasiye sevdalı onurlu insanlar olarak yetiştirilmelidirler. Dağlara çıkan gençlerle de herkes onur duymalıdır.