‘Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.“ (Yılmaz Güney)

Yılmaz Güney tarafından yazılan, senaryo ve film olarak sinema dünyasına damgasını vuran Sürü kitabını Kürdistan dağlarında, Keleşin’de okumuştum. Bu muazzam dağlarda bir özgürlük gerillası ve bir şanoger olarak tekrardan filimi izleyip senaryo kitabını da okuyunca „yazarına ve senaristine yakışır bir hatırlama ancak böyle bir yerde yani Kürdistan dağlarında olur” demiştim.

2014 yıl başında Taksim’de yaptığımız bir basın açıklamasından sonra İstiklal Caddesinde dolaşırken ekonomik sıkıntılardan dolayı iflas eşliğinde olan küçük esnafların dükkanlarına gözüm çarpmıştı. İç Anadolu bölgesinden olduğu şivesinden beli olan yaşlı bir amca vergilerden kaynaklı kapatılan komşu dükkanına bakmış sonra da elindeki faturalara bakarak derin bir ah çekerken: „Bunlar vergi değil hırsızlık, üstelik sürekli rüşvet alıyorlar bizden!“ demişti. Rüşvet vermedin mi iflas ettirilirsin! Düzen böyle…

O yaşlı esnaf ile filmde Tuncer Kurtiz’in canlandırdığı Hamo karakterinin birbirine çok benzediğini dağda senaryoyu okurken fark etmiştim.

Biri kapitalist yaşama karşı koçerlik yaşamında ısrarın sonucu iflas ederken diğeri de modern kapitalist canavarın çarkları arasında iflasa dayanmıştı. İkisinin de haykırışı aynıydı.

Sürü filmini izlerken duygulandığımız, kızdığımız, öfkelendiğimiz sahneler çoktur. Özellikle de düzene kızıp hıncını ailesinden çıkaran Hamo çok kızdırmıştır bizleri.

Hamo’yu anlamadan, öfkesinin nereden geldiğini, niye bu kadar asi olduğunu bilmeden „çok gaddar geri bir adam“ olarak değerlendirmek kolaydır. Oysa Hamo’daki öfkenin kaynağını anlamadan bir halkın değerlerinin, kültürü ve yaşamının nasıl ve hangi oyunlarla çalındığını, hangi araç ve kurnazlıklarla elinden alındığını da bilemeyiz. Bilmediğimiz gibi de dalga geçerek „medeniyetsiz geri kalmış“ der geçeriz.

Zamanında ben de o anlamayanlar korosundaydım. Oysa Hamo’nun çırpınışlarına daha objektif bakmış olsak niye böyle davrandığını daha iyi anlardık. Aslında Hamo kapitalist yaşama, onun kurnazlıklarına bilmeden karşı koymaktadır. Kendi doğal koçer yaşantısına anlam vermeden çaresizliğe sarılmaktadır. Tüm kızmaları kapitalizmin felaketine karşı son çırpınışının ifadesidir.

Rüşvetler üzerinde büyüyen rüşvetçiler diyarından uzakta bir topluluğun içinde büyüyen Hamo rüşvetçilerin çakallar gibi üstüne çullanmasının nedenini anlamaz. Ne yazık ki bilinçsizliğin verdiği bir çaresizlikle de etrafında olan çocuklarına saldırır. Çakallara karşı kendini savunması gerekirken kendisi gibi dağlı olan insanlarına, çocuklarına saldırması bilinçsizliğinin ve çaresizliğinin düzeyini ifade etmektedir.

Hamo’nun bu düzenbazlıkları fark etmesi için bu talan çarkının nasıl döndüğünü iyi bilmesi gerekiyordu. Yıl boyu gözü gibi baktığı, gecesini gündüzünü verdiği geçim kaynağı olan sürüleri için bir vagon ayarlanması karşılığında hayvanını rüşvet olarak vermek zorunda kalıyor. Vagonu ayarlayanlara rüşvet veriyor ama başka rüşvet isteyenler de vardır. Vagon zaten ayarlandığı için onlara rüşvet vermeyi reddedince Ankara yolunda sürünün yüzde yirmisinin telef olmasına neden oluyorlar. Ankara’dan öğrendikleri en iyi şey rüşvetçiliktir. Ya Ankara kanunlarına uyarsın yani alın terini gaspçılarla paylaşırsın ya da her şeyini kaybedersin! Bugünkü düzenin temelleri böyle atılmıştır. Saraylar böyle inşa edilmiştir!

Filmde dikkat çeken bir diğer nokta ise şehirden gelen tarihi eser hırsızlarının kurnazlıklarıdır. Tarih mirasımızı nasıl da bir şekerle elde ediyorlar. Saf insanlarımızı nasıl da kolayca kandırıyorlar.

Dünden bugüne Ankara’nın İstanbul’un kapitalist kurnazlıkları özde değişmedi, profesyonelleşti. Rüşvet sistemi ülkenin her tarafında bir prensip haline geldi. Eskiden işini yaptırmak için rüşvet verirdin şimdi işin de yok. İş yaptırmak değil sırf biyolojik olarak hayatta kalabilmek için bile rüşvet niyetine iradeni, onurunu vermek zorundasın. Şimdiki rüşvet çarkı tek bir adama biat etmek üzerine inşa edilmiştir. Kemal Sunal filmlerindekiler bile şimdiki rüşvetçilik yanında çok naif kalıyor.

Düzen ne olursa olsun sürüyü kurda kaptırmayacaksın! Peki ama nasıl? Kurda bir kuzu verilerek kurt durdurulamaz. Kurtla mücadele etmeden alın terini ve diğer değerlerini koruyamazsın. Mücadele gerçekliği önce çaresizliği öldürdü. Rüşvet vermek zorunda değilsin. Rüşvet, ödün, taviz…

Modern rüşvet, ruhunu satmaktır!

Mal-mülk zaten gitmiş; onurunu, iradeni, ruhunu ve ümidini teslim almaya çalışan bir diktatörlük karşısında çaresizlik bitmiştir.

Hamo’nun çaresizliği 1978 öncesi yıllarda kaldı. Filmin çekildiği yıl kurulan direniş örgütü o gün bugündür savaşıyor. Kurda kuzu yok! Rüşvet yok! Taviz yok! Boyun eğmek yok!

Kan üzerinde yükselen saraylar çaresizliğin sefaletinden yararlanmıştır. Bir tek iradeli duruş bu sarayı yıkmaya yeter. İşte açlık grevleri, işte irade. Sonucunu göreceksiniz: Kazanan irade olacak, yaşam olacak, özgürlük olacak!

* Şanoya Çiya üyesi