Kuşkusuz ölmek zorunda bazıları aşağıda,
Gemilerde ağır küreklerin çekildiği yerde.
Bazıları ise oturur yukarda dümen başında,
Uçan kuşları ve yıldızları dalar seyre.
Hep yorgun bir bedenle yatmakta bazıları
Karmaşık yaşamın ta köklerinde.
Bazılarına ise koltuklar sunulmakta
Kraliçelerin yanıbaşında,
Sanki evlerindeymiş gibi rahat
Başı hoş eli boş otursunlar diye.
Derken bir gölge düşüverir o yaşamdan
Bu yaşamdakilerin üstüne.
Kenetlenir birbirine hava ve toprak gibi
Rahat yaşayanlarla zorda olanlar.
Atamıyorum göz kapaklarımdan,
Unutulan halkların yorgunluğunu.
Uzak tutmam ürkmüş ruhumdan,
Irak yıldızların sessiz süzülüşünü.
Başka yazgılar dokunmakta benimkinin yanı sıra
Oynamakta varlık onlarla bir yumak gibi
Benim payıma düşenler ise bu yaşamda,
Uzun alevler ve ince sazlardan biraz fazla.
**
Çürümenin kitabında soruyor "Nefretin güzergahında gudubet bir hüzün ve derisi yüzülen insan çığlığı müşfik veya katı yargılarla nasıl gemlenebilir?"
Bunu ergen siyasetçi Yalçın Akdoğan’a da sormak gerek. Gerçekten siyaset o ve onun gibilerine bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. KCK çözümsüzlük sürecinin kendileri açısından bir anlamı kalmadığını ilan ettiği an, kalkıp Suruç’a geldi. Kürt siyasetçiler ile poz vererek o efsanevi "Kandil İmralı’ya karşı, legal siyasette onlar gibi düşünmüyor" teorisine sığınacaktı. Kimse onunla görüşmeyince Suruç’ta yasaklar ve OHAL şartları otomatik arttı. Kindarlığı bundan…
Hızını alamayan savaş tamtamcısı yine KCK’ye seslenerek "Senin bir şey yapmaya gücün yetiyorsa, git IŞİD'e yap, Türkiye'ye ne meydan okuyorsun? Sen orada konuşacağına, git o zaman orada mücadele et. Onlarla savaş" dedi. Davutoğlu’nun o sapkın terör çetesi için dediği "birkaç öfkeli genç" demecinden daha sinsi ve derin bir koruma kollama içeriyor bu sözler. Güncel politikayı okumama meselesi değil, bilerek ve pisliğine kışkırtmadır bu sözler.
Yalçın ile arka saflardan yarışa giren ise Erdoğan! PKK’nin adında İslam olmadığı için Avrupa’nın sessiz kaldığını söylüyor. Bu nerden çıktı demeyin! Son dünya turunda ABD’den yediği fırçanın hesabını ağabeydik kubidik laflarla etraftan çıkarmaya çalışıyor…
**
Dünya, teknoloji sistemleri ile Suruç’a gelenler ise çıplak gözlerle savaşı izliyor. İzlemek modern bir cehennemdir. Sabahın beşinde titreten tank-top sesleri ile sınır köylerde uyanıyor herkes. YPG vurduğunda alkışlar yükseliyor. Sloganlar atılıyor. Bir stadyumdayız sanki. Her şey birazdan bitecek ve evlerimize dağılacağız gibi. Oysa gerçek öyle değil. Gerçek, yeni bir Kürt destanına işaret ediyor. Modern direniş tarihi güncelleniyor gencecik kahraman Kürt çocuklarının ellerinde, sırtında…
**
Hadi diyelim ki DAİŞ Kobanê’ye girdi. Bence asıl savaş o zaman olacak. Bilmediği bir şehrin sokaklarında ne topu ne tankı işe yarar. Asıl gerilla ve şehir savaşı o zaman başlar ve sonun başlangıcı olur. Şu şartlarda görülen inanç, azim ve öz güven ise bu aşamaya gelinmeyeceğidir.
Modern direniş tarihi güncelleniyor
Avusturyalı yazar, şair Hugo von Hofmannsthal daha 19.yy’dan "Bazıları" başlığı ile bir şiir yazar. Şu günlerde tekrar hatırlamak iyi olacak diye düşünüyorum. Şiir şöyle: